15 Temmuz komplosu ve özeleştiri

0
618

Hamza Yalçın

15 Temmuz akşamı saat 10-11 civarında Ankara’da uçaklar uçuyordu. Aynı saatlerde İstanbul’da da uçak sesleri duyulmaktaydı. Çok sayıda insan sokakta, metroda, yolda iken “Darbe olmuş!” dedirten garip bir hava vardı. İstanbul Esenler’de kadın polislerin kendi aralarındaki konuşması duyuldu. “Aldığım çağrıda Emniyete gitmemiz isteniyor” diyordu polislerden birisi. Genç bir erkek polis “Bana da geldi Devrem, ben gitmiyorum; gidersek silahlarımıza el koyacaklar” dedi.

Akşam saatlerinde çok insan sokakta, kahvede, kafeteryada iken hiç alışılmadık ve akıllara uymayan bir darbe girişimi başlatılmıştı. Devletin iplerini tekelinde bulunduran Erdoğan beklenmedik bir hareketle darbecilerin ulaşamayacağı bir mekana geçmiş ve cep telefonuyla hem durumu kontrol altına alıyor hem de direniş örgütlüyormuş gibi gösteriş yapıyordu. Az sayıda şaşkın ve acemi asker Boğaz Köprüsü’nü tutmak için görevlendirilmişti. Ne AKP liderleri ne de hükümet yetkilileri tutuklanmıştı. Darbeciler adına TRT’den iki laf edildikten sonra hemen uydudan TRT yayınını kestiler. Ana akım medyaya da el konulmamıştı.

Erdoğan sanki kendisi hazırlamış gibi gelişmeleri kolaylıkla yönetiyordu. Halkı direnmeye çağırdı. Sokaklara dökülen güruh buldukları bir kaç tankın kahraman pozlarda üzerine çıktılar. Köprüyü tutmakla görevlendirilmiş askerlerin silahları alındı ve kışkırtılmış göstericiler askerlerin üzerlerinde tepindiler. Bazı askerlerin boğazlarının kesildiği belirtildi. Gözaltına alınan generaller, subaylar ve askeri öğrenciler polisler tarafından işkenceden geçirildi ve iğrenç küfürlere ve akılalmaz aşağılanmalara maruz kaldılar.

Her bakımdan başarısız kalan darbe girişiminin haberini her nasılsa MİT ve Genelkurmay son ana kadar haber alamamıştı. Erdoğan da darbe girişimini başka kimsesi yokmuş gibi o gün eniştesinden öğrenmişti.

Zaman zaman adeta ağzından, şeytanın söyletmiş gibi, doğru söz çıkan Erdoğan “Bu hareket, Allah’ın bize büyük bir lütfudur” diye açıklama yaptı. Saraçhane Mitingleri, yoğun medya propagandası, sipariş filmler vb yoluyla direniş öyküleri uydurularak AKP’nin kitle tabanı güçlendirilmeye çalışıldı. ABD emperyalizminin kuklası olduğunun netçe bilindiği; Türkeş’ten Demirel’e, Çiller’e, Ecevit’e, Baykal’a kadar devlet büyüklerinin baştacı ettiği; AKP iktidarı döneminde ise artık göklere çıkarılan; öyle ki Öcalan’ın dahi yakınlık kurmaya çalıştığı Cemaat hakkında küfür ve lanet kampanyası başlatıldı. Cemaat’le yolu kesişmemiş bir tek AKP’li bulmak çok zordu. Cemaat’e en çok yalakalık yapanlar küfür kampanyasında genelde en öndeydi. Cemaat’le iktidar ortaklığı yapmış olan Erdoğan “Kandırıldık, Allah bizi affetsin!” diyerek kendisini günahlarından arındırdıktan sonra muhalefeti “Fetöcü” olmakla suçlamaya başladı.

Darbe soruşturmasının üzeri kapatıldı. Gülen Cemaati’ne operasyonlar yapıldı. İleri gelenlerin yurt dışına kaçtıkları öğrenildi. Darbe gecesi darbeci subaylarla ne muhabbetler yaptığı merak edilen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar soruşturma komisyonuna ifade bile vermedi.

AKP isteseydi yüzlerce insanın ölümüne malolacak 15 Temmuz darbe girişimini engellerdi. Kontrollü bir şekilde gerçekleşmesi sağlanan darbe girişimin hemen ardından gerçek ve tam teşekküllü darbe yapıldı. 21 Temmuz’da olağanüstü hal ilan edildi. Sadece Gülen Cemaati ile yetinilmeksizim bütün muhaliflere karşı yoğun tasfiye operasyonları başlatıldı. Ordu, bürokrasi, yargı ve toplum parti diktatörlüğü doğrultusunda yeniden örgütlendirildi.

Kendilerine Atatürkçü adını veren bir kısım subaylar “Biz olmasaydık Fethullahçılar iktidarı alacaktı” diyerek darbe girişiminin önlenmesinde kendilerine abartılı pay çıkarmaya çalıştılar. AKP’den ödül beklentileri haliyle boşa çıktı ve onlar da tasfiye edildiler. AKP Fethullahçılara karşı o kesimi kullanmaya önem verdi. Kendilerini kullandırtmayanlar da çıktı.

Hem 15 Temmuz darbe girişimi hem de onu “Allah’ın lütfu” değerlendiren gerçek darbenin esas sorumlusu AKP iktidarıdır. Cemaat’e orduda o kadar güçlü örgütlenme olanaklarını AKP iktidarı verdi. Hatta darbe girişimini aslında iktidarın teşvik ettiği görülmektedir. Bizim açımızdan en önemlisi ise Türkiye soluna ilişkin değerlendirmedir.

Odak Dergisi darbe girişimine karşı Erdoğan’ın televizyondaki görünümünü şov olarak nitelendirdi. Darbenin önceden haber alınmış olduğunu fark etmekte zorlanmadık. AKP’nin kendi darbesini yapacağını da öngördük.

Ancak daha önemlisi, değerlendirmelerin pratikteki gereğini yapabilmekti. Ne yazık ki bu alanda çok yetersiz kaldık. Cemaat ve AKP’nin kıyasıya birbirine düşmesi, devrimci bir alternatifin gelişmesi yolunda çok büyük olanaklar sunmaktaydı. Türkiye solunda daha ileri bilinç ve irade olsaydı, devrimciler 15 Temmuz 2016 sonrasında birlik yolunda güçlü adımlar atabilirdi. Örgütsüz halk artan mücadele olanaklarını değerlendiremediği gibi savunmasız kaldı ve çaresiz duruma düştü. 15 Şubat darbe girişimi dinci rejime kan verdi ve onun ömrünü uzattı. Dinci rejim uzun süredir can çekişen haliyle ne yazık ki hala alternatifsiz durumdadır. Devrimci örgütlenme ve solda birlik yolunda etkili adımlar atılması olanakları ise bugün daha çok mevcuttur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.