ABD emperyalizminin dünya hegemonyası savaşı

0
458

Hamza Yalçın

Batılı ülkelerin Rusya diplomatlarını sınır dışı etmelerini Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi’nden çıkarılması izledi. Bu adımlar, AKP-Cemaat iktidarının Ergenekon tertiplerini akla getiren Bucha’da sivillerin katledilmesi ardından atıldı. Rusya’nın bağımsız bir soruşturma talebinin reddedilmesi provokasyon iddiasını güçlendirmektedir. ABD hükümeti neredeyse her gün Rusya’ya karşı yeni yaptırım kararları alıyor. Ukrayna’ya silah sevkiyatı hızla artırılıyor. Batılı ülkelerin Rusya’nın savaş suçu işlediğini kabul ettirmeye hazırlandıkları görülüyorlar. Bu savaş ABD’nin dünya egemenliği savaşıdır. 

ABD liderliğindeki Batılı ülkeler, Ukrayna’yı bu vekalet savaşına uzun dönemdir hazırladılar ve gözlerini karartmış durumdalar. Ukrayna’yla dayanışma adı altında Rusya’yı izole edip dağıtmaya ve teslim almaya yoğunlaşmış olan savaşta ABD’nin esas hedefi, onun en büyük düşman bellediği Çin’i saf dışı etmektir. 

1980’lerin sonu ve 1990’lı yılların başında Doğu Bloku’nun ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyanın tek süper gücü haline gelen ABD, tüm dünyanın kendisine biat etmesini istiyor. ABD bu yolda öncelikle AB ülkelerinin Rusya ve Çin’le yakınlaşarak bağımsız bir güç haline gelmesini engellemeye, onları blok olarak peşinde götürmeye çalışıyor. İşe 2001 yılında Afganistan’ı işgal ederek başladılar. Oradan Irak’a geldiler. Irak savaşını başlatmadan önce Türkiye’de AKP iktidarını başa getirdiler. Irak’tan süratle devam edemedikleri için yeni bir dalgayı başlatmaları zaman aldı. Arada eski Varşova Paktı ülkelerini NATO’ya katarak Rusya’yı kuşattılar. Direnişle karşılaştıkları Ukrayna ve Gürcistan’da “Turuncu devrim” adında hükümet değişiklikleri yaptılar. 2011 yılında Arap Baharı adıyla başlatılan  yeni dalgada Libya’da Kaddafi iktidarı yıkıldı ve Suriye’de iç savaş başlatıldı. Irak’ın işgalinden ve Suriye iç savaşından IŞİD ortaya çıktı. IŞİD; ABD’nin bölgedeki işgalinin meşru gerekçesi yapıldı. ABD bu savaşta Kürt hareketi üzerinde inisiyatif kurmaya çalıştı. 2004 sonrasında Gürcistan’da ve Ukrayna’da kızışan süreç önce bazı bölgelerin Gürcistan’dan, 2014 yılında da Kırım ile iki Donbas bölgesi şehrinin Ukrayna’dan kopmasıyla sonuçlandı. Ukrayna’da 7 yıldır süren iç savaşın ardından Rusya 24 Mart’ta askeri harekata başladı. 

ABD ele geçirdiği inisiyatifi çeşitli provokasyonlarla devam ettiriyor

Ukrayna’nın Rusya’nın üzerine atılan Bucha ve Kramatorsk bölgelerinde sivillerin hedef alınması hadiselerinin hem tutarsızlıklar taşıdığı hem de Rusya’nın çıkarları açısından çok mantıksız olduğu açıktır. Gene de Batılı ülkeler -propaganda ve dezenformasyon yoluyla kamuoyu üzerinde, baskılar yoluyla da hükümetler üzerinde dünyanın büyük kısmında- etkili olabiliyorlar. Benzeri provokasyonların başka yerlerde de tekrarlanabileceği görülmektedir. Süreç Türkiye’deki Ergenekon operasyonlarını hatırlatıyor. 

ABD emperyalizmi Ukrayna halkının acıları üzerinden dünyayı dizayn ediyor. 

NATO’ya hayat kazandırdı. Rusya’yla 1340 km kara sınırına sahip, Rusya’nın ayrıca hem Baltık Denizi’nden hem de Arktik’ten komşusu Finlandiya’nın Mayıs ayında NATO’ya üyelik müracaatı bekleniyor. İsveç’in de NATO’ya katılması bekleniyor. AB ülkeleri; ABD lokomotifine vagonlar gibi  eklemlenmiş durumdalar. ABD’nin Rusya’yı cevap veremeyecek kadar zayıf hale getirdikten sonra mümkünse onu askeri olarak da vurarak dünyaya gözdağı vermeyi düşündüğü hissediliyor. 

Sıra Tayvan sorunu üzerinden Çin’e gelirken Pakistan dizayn ediliyor. On yıllardır işbirlikçi yönetimlerin elinde ABD emperyalizminin kuklası olagelmiş Pakistan’da, şimdilerde halk içerisinde ABD emperyalizmine karşı bağımsızlıkçı bir tutum görülüyor. Cumhurbaşkanı İmran Han parlamentodaki ABD kuklalarının onu devirme girişimini savuşturup erken seçim istedi. Bu mücadelenin İmran Han aleyhine sonuçlandığı görülüyor. Çin ve Rusya İttifakı ABD’nin Afganistan ve Kazakistan üzerinden hamlelerini savuşturabildi. ABD emperyalistleri AUKUS adıyla Birleşik Krallık, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada ile ittifak kurarak Çin’i kuşatıyor. Tayvan’da ve Çin Denizi’ndeki sorunlarını kaşıyacak. Avustralya’ya dünyanın her yerini vurabilecek yetenekte denizaltılar sattı. Bunu yaparken Fransa’nın daha önceden Avustralya’yla yaptığı anlaşmayı yırtıp çöpe attı. AB ülkeleri buna alışmış durumdalar. Mırın-Kırın ettikten sonra susuyorlar. ABD İsveç’e, Almanya’ya ve başkaca çok sayıda ülkeye benzeri kazıkları atıyor. Chomsky Avrupa ülkelerinin ABD’ye bağımlılıklarını tarif etmek için onları ”Vasal devletler”, ABD’nin dünyadaki rolünü de ”Büyük Mafya” olarak tanımlıyor. ABD doların egemenliği sayesinde dünyayı bir de karşılıksız para basıp dağıtarak soyageldi. Batı dünyasında demokrasi, özgürlük ve eşitlik yalnızca bir ideolojidir. Gerçekte herkes yerini bilir. Almanya gibi bir güç bile ABD’nin dayatmalarını sineye çekmektedir. 

NATO, silahlı kuvvetler teşkilatları, polis teşkilatları; askeri sanayi ve Dünya Bankası gibi uluslararası ekonomik ve finansal kurumlar ABD’ye bağımlılık temelinde örgütlüdürler. Birleşmiş Milletler de ABD’nin denetimindedir. Avrupa’da, Türkiye’de ve hatta dünyada haber ve yorumların tek kafadan çıkmış gibi olmasının sebebi ABD’nin basın üzerindeki egemenliğidir. Twitter, Facebook, YouTube, Instagram gibi sosyal medya; Batılıları ve onlara bağımlı diğer halkları yönlendirmektedir. Batılı kamuoyun ve batılı demokrasi, mevcut dünya sisteminde medya ve sosyal medyanın da dezenformasyonu ve propagandasıyla ABD egemenliğinin araçları durumuna gelmektedir. ABD; Avrupa ülkeleri (ve diğer bağımlı ülkeler) üzerindeki denetimini artırmak için, birbiriyle rekabet halindeki siyasal partileri de kullanıyor. Almanya’da ve Pakistan’da görüldüğü gibi burjuva partiler iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için ABD ile işbirliği yapıyorlar. Özellikle NATO’ya sonradan katılan Polonya, Romanya, Baltık ülkeleri gibi ülkeler ABD’nin AB içindeki fedaileri konumundalar. ABD’nin AB ile siyasal, dinsel ve kültürel bağlarını saymıyorum. Sonuç olarak ABD Avrupa ülkelerini çok güçlü bağlarla kendisine bağlamış durumdadır. ABD Ukrayna’daki savaşla sadece Rusya’nın değil özellikle Almanya’nın da bağımsız gelişmesinin önünü almaya çalışıyor. ABD emperyalizminin nasıl dünya çapında örgütlü olduğunu görmek için Dünya Sağlık Örgütü’ün Pandemi döneminde hangi ilaçları süratle tanıyıp hangilerini beklettiğine, Rusya’ya karşı ekonomiden spora, sanata, kültüre, uluslararası insan hakları kurumlarına; Rusya’ya karşı yürütülen uluslararası propaganda ve dezenformasyon kampanyasına bakmak önemli çıkış noktaları elde etmeye yeterli olacaktır.

Ne Çin ne de Rusya ezilenleri harekete geçirecek perspektife sahip değil

ABD emperyalizminin haydutluğundan bıkmış olan bazı kesimler Rusya ve Çin’i kurtarıcı görme eğilimi taşıyorlar. Gerçekte her iki güç de milli amaçları doğrultusunda hareket ediyorlar. Rusya Ukrayna’da giriştiği savaşa ahlaksal bir anlam kazandırmak amacıyla “tek kutuplu dünyaya son vermek” hedefini ileri sürdü. Bu hedef NATO’nun yayılmasına karşı bir öz savunmanın ürünüdür. Rusya’nın dünyada eşitlik ve özgürlük gibi amaçları bulunmuyor. Resmen sosyalist, gerçekte ise sosyal milliyetçi bir devlet olan Çin’in Marksist enternasyonalist bir tutumuna rastlamadık. Bu iki ülke Latin Amerika’daki ilerici rejimlerle de Mali’deki cuntayla ve Afganistan’daki Talibanlarla da işbirliği yapmaya hazır duruyorlar. İttifak alabilecekleri güçler daha ziyade devletlerdir. Anti-emperyalist ulusal kurtuluş hareketlerini ve/veya sömürüye karşı emekçilerin mücadelesini desteklemek gibi ilkesel bir politikalarını görmedik. 

Ulusal hareketleri genellikle ABD ve AB destekliyor. Tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi bunu özgürlük ve demokrasi adına fakat tamamıyla emperyalist amaçları doğrultusunda ve genellikle halkları bölerek ve birbirine düşürerek yapıyorlar. Bu anlamda ABD Kürt hareketine özellikle ilgi gösteriyor. İran Azerbaycanı’na, Çin’deki Uygurlara ve Orta Asya’nın Müslüman ve Türki halklarına ilgi gösteriyor. Budistlere, Hristiyan ve Müslüman mezhepsel hareketlere ilgi gösteriyor. ABD’nin buradaki amacı ezilenlerin özgürlük mücadelesine destek olmak değil kendi çıkarları için onları kullanmaktır. 

Rusya da Kürt hareketiyle ilgilenmektedir. Hatta milliyetler politikasında Rusya pratİkte bir çok ülkeye göre daha özgürlükçüdür. Örneğin Kırım’da hem Rusçaya hem Ukraynacaya hem de Türkçeye resmî dil statüsü tanınmıştır. ABD Kürtleri özgürlük adına diğer halklarla düşman etmeye çalışırken Rusya bu konuda yapıcı bir tutumda görünmektedir. Türkiye kökenli Kürt hareketinin Rusya’yı karşısına almamaya çalışması ve Rusya’da temsilcilik bulundurması bu anlamda olumludur. 

Rusya ve Çin aslında anti-emperyalist Arap milliyetçiliğini desteklemeleri halinde çok etkili olabilirler çünkü ABD emperyalizmi Arap halklarını sürekli böldü ve aşağıladı. Ancak bu ülkelerin, sistem ayrımı yapmaksızın devletlerle işbirliğini esas aldıkları görülmektedir.

Dünyada sol 1980’li yıllardan bu yana kafeslenirken sağcı akımlar güçleniyor

1980’li yıllarda yükselen yeni-liberalizm Sovyetler Birliği’ni ve Reel-sosyalizmi çökerttikten sonra çok büyük ivme kazandı. Emekçiler ve halklar burjuvazi karşısında örgütsüzleştirildiler. Liberalizm dünya sol hareketini düşünce ve davranışta sakatlayınca kitleler yardımdan yoksun kaldılar. Dünyada sağcı ve faşist hareketlerin gelişmesinin en önemli sebeplerinden biri sosyalist hareketlerin liberalleşerek sisteme entegre olmaları ve emperyalizme karşı görevlerini yapamaz duruma gelmeleridir. Gücü ele geçiren sermaye haliyle emekçilerin tepesine çöktükçe çöküyor. Sermayenin eğilimi budur. Demokrasi bugüne kadar emekçilerin örgütlü gücü ve mücadelesi sayesinde kazanıldı. 

ABD emperyalizminin dünyada solu da yedeğine almış olduğunu görüyoruz. 2000 sonrasında yaşanan “Turuncu devrimler” ve ”Arap Baharı” sol muhalif hareketlerin nasıl emperyalist güçlerin yedeğine girmiş olduğunu gösterdi. ABD emperyalizmi ve AB devletleri kadın, çevre hareketlerini ve ırkçılık karşıtı hareketleri de denetimleri altında tutuyorlar. Batılı fonlar muhalif hareketleri sisteme uydurmakta etkin olmaktadır. 

Özellikle Avrupa solu kapitalizme uyumlu hale getirilmiştir ve ABD güdümündeki bir soldur. Avrupa’da bağımsız çizgideki  bazı sol örgütler ise küçük azınlıklar durumundadırlar. Onların da devrimci yanları çok zayıfladı. Örneğin ABD’nin Avrupa üzerindeki egemenliğine, ilaç şirketlerinin epidemi ve pandemi süreçlerinde dünyayı yönlendirmesine sol değil sağ karşı çıkabildi. Sosyalist güçler yeni-liberalizme karşı etkili bir muhalefet geliştirmeyince sağcı ve faşist güçlerin önü açılıyor. Tekelci sermaye sömürüyü arıtmak amacıyla bu faşist hareketleri ve sağ güçleri kullanarak emekçilerin hak ve özgürlüklerini sürekli geriletiyor. Sömürülen ülkelerdeki sol hareketler de benzer liberal eğilimlerden muzdariptirler. Sosyalist soldaki Türkofobiklerin Türkiye devrimci ve ilerici hareketindeki anti-emperyalizmi şovenizm göstererek zayıflatmaya çalışmaları aynı liberal saldırının ürünüdür (*).  

Bakınız: Sosyalist solda Türkofobi

Almanya’da Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller, ABD politikalarına Merkel’den çok daha fazla eklendiler. Ayrıca Hristiyan Demokrat Parti Merkel’den sonra Sosyaldemokratlardan daha Amerikancı oldu. Yeşiller bu konuda hepsinden Amerikancı. Benzer eğilimleri dünyanın her yerinde görmek mümkündür. Türkiye kamuoyunda Ukrayna konusundaki kafa karışıklığı Amerikancılığın ülkemizde ilerici kesimlere dahi nüfuz etmiş olduğunu gösteriyor. Türkiye’de kendilerini ilerici ve hatta sosyalist sayan kesimlerin önemli bir kısmı, Batılı emperyalistlerin onlar için geliştirdikleri liberal düşünce ve davranış kalıplarına hapsolmuş durumdadırlar. Sosyalist hareket solda liberalizm olarak tanımladığımız bu anlayışı sorgulamaksızın ayakları üzerinde doğrulamaz. 

Bakınız: Bireyciliğe ve grupçuluğa karşı mücadele

 AKP iktidarına gün doğdu

Ukrayna savaşı AKP iktidarının  iş başında kalma olanaklarını artırdı. ABD ile Rusya Ukrayna’da yoğun savaşta oldukları için Erdoğan’ın Suriye’de eli rahatladı. AKP şimdi hem Rus sermayesini hem de onunla el altından iş yapmak isteyen uluslararası sermayeyi Türkiye’ye çekebiliyor. Ukrayna’yı silahlandırmak, Karadeniz toplantısına Rusya’yı davet etmemek gibi Rusya aleyhine adımlar atarak NATO’yu da memnun ediyor. Kameralara “dik duruşlu ilkeli adam” pozları veren Erdoğan, din tüccarlığındaki üstün meziyetlerini bu alandaki tüccarlığıyla da ortaya koymaktadır. 

AKP yakaladığı fırsatı Suriye’deki durumunu kuvvetlendirmek için de kullanacaktır. Burada Kürtlerle bir anlaşmaya varılabileceği gibi Kürtlere karşı yeni saldırıların başlaması da ihtimal dahilindedir. Hangi yolun seçileceği AKP’nin çıkarlarına bağlıdır. ABD Suriye’de Kürtlerle işbirliğini sürdürmektedir. Rusya zayıflarsa her ne kadar İran, Kürtler açısından ABD’nin etkisini bir ölçüde dengeleyebilecek bir güç olsa bile, Kürtlerin alternatifleri azalır ve ABD’nin Kürt hareketi üzerindeki inisiyatif artar. 

CHP bu süreçte ABD ve AB’den destek almak maksadıyla gereksiz ölçüde NATO’cu davranarak çok büyük hata yapmaktadır. ABD ile Rusya’nın arası böyle açık olduğu sürece dışarıdan kimse Erdoğan’a kolay kolay dokunamaz. Türkiye’nin sorununu halkla birlikte halkın günlük mücadelesine katılarak, halkla mücadele ederek ve halkın içinde örgütlenerek çözebiliriz. Yurtsever ve demokrat CHP’liler kuvvetlenmek istiyorlarsa ABD ve NATO’dan boşu boşuna kurtuluş beklemek ve sağ güçlerle işbirliği yapmak yerine sol güçlerle işbirliği yapmalıdırlar. 

ABD yaptırımlarının Rusya ekonomisini çökertmesi ihtimali çok zayıftır. Rusya zaten yaptırımlara bir ölçüde alışık durumdadır. Ayrıca Çin’le birlikte alternatif bir uluslararası ödeme sistemi geliştiriyorlar. Çin bu sayede sıra kendisine gelmeden hazırlığını yapmış oluyor.

ABD’nin dünya egemenliği mücadelesinde gözünü karartmış olan Biden yönetimi doğrudan saldırılar yanında yeni-liberal sistemin sahte demokrasi ideolojisini kullanmaya önem veriyor. Burada çevre, barış, kadın, HBTQ ve hatta işçi hareketi kullanılıyor. Rusya-Çin ittifakı yukarıda belirttiğimiz gibi devletlere dayandığı için ABD cephesi demokrasi ve insan hakları savunucusu görünümü vermekte yer yer başarılı oluyor. Bu çizgi ABD cephesine büyük olanaklar sağlıyor. Söz konusu demokrasi ve insan haklarının dünyayı adım adım faşizme götürdüğünü 1990 sonrası yaşadıklarımızla  biliyoruz. Irak’ı ve Libya’yı aynı demokrasi yalanlarıyla yakıp yıktılar. AKP-Cemaat iktidarı da aynı iddiayla yaratıldı. Her iki kampa da angaje olmaksızın ABD cephesinin yenilmesinden yana olmalıyız. Gerçek demokrasinin, insan hakları ve özgürlüklerinİn yolu ancak o zaman açılır. 

Savaşa karşı çıkmak isteyenler ABD emperyalizminin savaş aracı NATO’ya karşı çıkmalı ve halk arasında dayanışmanın geliştirilmesi için çalışmalıdırlar.

(*) Sol liberallerin nasıl kendi aralarında dayanışma içinde davrandıklarına; Kürt hareketini istismar ederek devrimcileri ve devrimci hareketleri nasıl itibarsızlaştırdıklarına bir çok devrimci şahit olmuştur. Ne yazık ki Türkiye devrimci hareketinin militan kesimleri de liberaller tarafından yürütülen itibarsızlaştırma operasyonlarına malzeme olageldikler. Bu süreçte Şefik Hüsnü, Kıvılcımlı, Mihri Belli gibi devrimciler bile itibarsızlaştırılabildiler. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.