Bir 78’linin gözüyle sosyalist Hareketimiz-3

0
543

Hamza Yalçın

Devrimci yenilenme 

Önceki iki yazımızın ilkinde 1970’li yıllardan itibaren Türkiye’ye ve dünyaya, ikinci yazıda ise Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerindeki iktidarların direnişsiz yıkılmasından hareketle reel-sosyalizm adı verilen sisteme baktık. Reel-sosyalizmin işçi sınıfı iktidarı olmadığını, onun gerçek sosyalizmden farklı özel bir sistem olduğunu gördük

Yeni-liberal bireycilik sol kılığa girerek Sovyetler Birliği’ni yıktı, emekçileri örgütsüzleştirdi ve dünya devrimci hareketini büyük ölçüde tasfiye etti. Şimdi yeni bir dönemin içindeyiz. ABD emperyalizminin egemenliğine meydan okuyan güçler ortaya çıktı. Dünyada bir yandan faşizan akımlar yükselirken diğer yandan da sosyalizme ilgi artmaya başladı. Geçtiğimiz yıllarda İngiltere ve ABD’de gözlendiği gibi sosyalizm genç insanların dünyasında bir anlama sahiptir. 1980’li ve 90’lı yilların Batı kapitalizmi sevdalısı Rusya gençliğinin de sol görüşler edinmeye başladığını öğreniyoruz. 

Geleceğin nasıl şekilleneceği mücadelesinde sosyalizmin kendi sözünü söyleyebilmesi için sosyalist hareketin kendini yenilemesi gereği açıktır. Yenilenme üzerine yazacaklarımızda çıkış noktamız bireyciliğin ve reel-sosyalizmin teorisi ve pratiği olan grupçuluğun etkisi altındaki Türkiye devrimci hareketidir. Solda bireyciliği ve grupçuluğu başka yazılarımızda incelemiştik. Orada yazılanların bir kısmını tekrar etmek pahasına çıkardığımız bazı dersleri yazacağız. 

1- İçinde bulunduğumuz koşullarda yeni bir yol açarak devrimci görevlerimizi yerine getirebilmemiz ancak ileri bir yoğunlaşma ile mümkündür. Başka türlü bir tek sağlam adım bile atamayız. Devrimci yenilenme adına yola çıkanlar disiplin, özveri, örgütlülük ve mücadelecilikte grupçu örgütlerin gerisinde kalırlarsa geçmişin gerisine ve hatta liberalizmin saflarına düşeceklerdir. 

2- Türkiye solu emekçileri esas alan, anti-emperyalist ve anti-şovenist geleneğine sahip çıkarak yenilenebilir. Bu temelde sosyalist hareketin bağımsızlığı ve kendi içinde birliği yaşamsal önemlidir. Enternasyonalizm ve solda birlik adına ezilen ulus  milliyetçiliğinin peşine takılmak Türkiye solunu tasfiye edecektir.

3- Sosyalistler  arasındaki farklı görüşler, geleneksel solda sanıldığı gibi, her zaman farklı sınıflara denk düşmezler. Emekçileri samimiyetle savunanlar arasında da farklı görüşler ve hatta farklı örgütler olabilir.  Sorun farklı örgütlerin birbiri için engel olmaktan çıkarak birbirleri için olanak haline gelebilmesidir. Bu anlamda grupçuluğun aşılması, solda bir düşünce sıçramasını gerektirir.

3- Temel sorun yoldaşlık ilişkilerinin burjuva bozulmalardan ayıklanmasıdır. Devrimin en temel birimi yoldaşlık ilişkisidir. Devrim, iktidarın ele alınmasıyla değil insanlar arasında bugünden kurulan devrimci ilişkilerle başlar; harekete ve örgüte dönüşerek gelişir ve yetkinleşir; en gelişmiş şeklini dünya çapında devrimci bir sistemin kurulmasıyla alabilir. Solda bireyci ve grupçu yabancılaşma yoldaşlık ilişkileri geliştirilerek aşılabilir. Bir devrimci hareketin niteliği esas olarak onun kadro sayısıyla, kitlesel gücüyle ve imkanlarıyla değil geliştirdiği yoldaşlık ilişkileriyle ölçülebilir.

4- Lenin’in öncü örgüt anlayışından hareketle denilebilir ki devrimci öncülük kendine öncü sıfatı takmakla ve halk hareketini ele geçirerek ve halk üzerinde egemenlik kurarak sağlanamaz. Devrimci örgütler kendilerini değil kitle hareketini esas almalıdırlar. Devrimci hareket kitlelerin mücadelesi ve örgütlenmesi temelinde gelişmelidir. Devrim kitlelerin kendi eseri olacaksa kitleler devrimin hem düşüncede hem de eylemde öncüsü olmalıdır. Örgütün bunu kolaylaştırması için kitleyle ilişkisini propaganda ve manipülasyon üzerinden değil diyalog üzerinden kurmalıdır. Propaganda ve manipülasyon kitle hareketini ele geçirmenin ve örgüt iktidarı kurmanın araçlarıdır. Devrimci bilinç dışarıdan propaganda yoluyla iletilemez. Devrimci bilinç diyalog (*) yöntemiyle kitlelerle birlikte yaratılmalıdır. 

5- Diyalog kendi düşüncelerini başkalarına empoze etmek, onlar üzerinde egemenlik kurmak değil ortak ve ileri fikirlere birlikte ulaşmak amacıyla sürdürülen özgürleştirici ve geliştirici bir iletişimdir. Hayata ve insana karşı derin sevgiye, karşılıklı sorumluluğa ve saygıya dayanan ve eleştirici düşüncenİn esas alındığı bu ilişkide her iki taraf birden öğrenir, mücadele eder, örgütlenir; her iki taraf birden güçlenerek özgürleşir. Devrimci eğitim ve örgütlenmede esas alınması gereken bu iletişim rekabetçi değil dayanışmacıdır. Egemenlik ilişkileri kurmaya ve şartlandırmaya dayanan metotlar kabul edilemez. Eleştirici düşünceyi sakatlayan ve tek yanlı iletişimi esas alan propaganda gibi, birbirini alt etmeyi amaçlayan polemik de devrimciler arasındaki bilinçlenme çalışmalarına uygun düşmez. 

5- Kitle hareketi esastır, dedik. Bu temelde örgütün devrimci ruhu ve sağlamlığı; gerek kendi içindeki gerekse kitlelerle ve diğer sosyalist örgütlerle ilişkilerindeki eşitlikçi-özgürlükçü-dayanışmacı niteliği devrimin en önemli güvencesidir.

Özetle 

Yazıda tanık olduğum süreci anlatırken eleştiriyi baş sorumlu gördüğüm Batılı ülkelere yoğunlaştırmaya dikkat ettim. 1970’li yılların sonlarına doğru ükemizdeki ve dünyadaki gelişmeler bizi devrimci hedeflerimizin uzağına düşürdü. Dünyada güçler ilişkisi emperyalizm lehine değişti. Halk bilinç, örgütlenme ve mücadele bakımlarından çok geriye gitti. Şimdi koşullar devrimci hareket lehine değiştiği halde Türkiye solu ne yazık ki liberalizmin ve çeşitli grupçu örgütlenmelerin egemenliği altında bulunuyor. Sosyalist hareket içindeki alternatif çabalar zayıf haldeler. Türkiye’nin en büyük talihsizliği budur. 

Sosyalizm aleyhine yarım asra yakındır yaşanan süreç dünyanın ve ülkemizin geleceği bakımından sosyalizmin ne denli önemli olduğunu gözler önüne serdi. Reel sosyalizmin çöküşünden sonra sınıf mücadelelerinin bittiği ve dünyaya barış geldiği iddiasının nasıl yalan olduğu ortaya çıktı. Sınıf mücadeleleri bitmedi, burjuvazi bütün ezilen sınıfları ağır baskı altına aldı ve dünyayı emekçilere zindan etti. Kapitalizm dünyanın sorunlarını çözemediği gibi onların ağırlaşmasın yol açıyor. İnsanlık hala Batılı emperyalist politikaların arkasında gidiyorsa en önemli sebebi alternatif yolu işaret edecek güçlerin bulunmayışıdır. 

Bugün Türkiye solu hala grupçuluğun etkisinde ve ne yazık ki bağımsız bir devrimci çizgi izlemekte zorlanıyor. Türkiye solu, dinamiği devrimci yenilenme olan bir birlik süreciyle ayağa kalkabilir. 

Yazıda Leninist öncü örgüt teorisinin halkçı bir grup iktidarı teorisi ve pratiği haline dönüştüğünü ve sosyalist harekette yenilenmenin şart olduğunu ileri sürdüm. Devrimci bilinç adına, şartlandırmaya yönelik propaganda ve manipülasyonun bürokratik iktidarın dinamikleri olduğunu anlatmaya çalıştım. İletişimde, örgütlenmede ve mücadelede eşitlikçi, özgürleştirici ve dayanışmacı diyalog yöntemini önerdim: 

Aynı yöntemi sol örgütler arası ilişkiler ve sosyalist hareketin geneli için de önerdim. 

İçinde yer aldığım ve bugüne kadar canım dahil her şeyimi vermeye hazır olduğum grup özellikle 1998 sonrasındaki gelişmeleri karşılayacak bir inisiyatif ortaya koyamadığı için zor duruma düştü. Sebebi yapısal sorunlarımızdı. Ayrıca mücadelede çok önemli hatalar yaptık. 1990’lı yıllarda dünyayı daha doğru kavrayabilseydik daha sağlıklı ve başarılı sonuçlar elde edebilirdik. 

Devrimci mücadele sayesinde hayata, insanlığa ve devrime sevgiyle bağlandık. Mücadelede cesaretimiz, kendimize saygımız, güvenimiz ve eleştirici düşünme yeteneğimiz arttı. Dolayısıyla yaşımız ilerledi ve güçler ilişkisi çok aleyhimize değişti, diye mücadeleyi anılara hapsetmedik. Bundan sonraki devrimciliğimiz, geçmişin anılarından çok daha önemlidir. 

Ulaştığımız düşünceleri mücadelede çok büyük kazanım görüyorum. Yeni bir devrimciler kuşağının yaratılması için üzerimize düşeni yapacağız. 

Hayatımın en gurur duyduğum kararı devrimci mücadeleye katılmam oldu. Bu mücadeleye adım atmama yardım eden, bu yolda bana önderlik ve yoldaşlık eden arkadaşları sevgi ve saygı ile hatırlıyorum. Mücadeleye ömrünü adayanlara, mücadeleyi gücü yettiğince sürdürenlere selam olsun! Devrimcileşmemiz ve birleşmemiz gerekiyor. 

Dipnot

(*) Yalçın H. 2013. Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz. Yaşam Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.