Engels 202 yaşında (*)

0
135

Sevim Belli

1789 Büyük Fransız Devrimi ve onu izleyen gelişmeler sonucunda aristokrasiden iktidarı alan burjuvazi feodallere karşı mücadelesini birlikte yürüttüğü emekçi sınıflara ihanet etti. ‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ ilkeleri işçi ve emekçi sınıfları kapsamıyordu artık. Devrim üzerinden daha 60 yıl geçmemişti ki Avrupa toplumları gene Fransa’dan başlamak üzere büyük işçi ayaklanmalarıyla çalkalandı. 1848-1849 devrimleri olarak tarihe geçen bu olaylarda işçi sınıfı, ilk defa, bağımsız bir güç olarak kendi adına ve kendi istekleriyle tarih sahnesine çıkmıştı.

Bu dönem sosyalist mücadelenin bilinçlenmesi, bilimselleştirilmesi sürecine denk düşer. Ve konumuz olan büyük devrimcinin bu bilinçlenmede katkıları çok büyüktür.

1848 yılı Engels’i 28 yaşında bir delikanlı olarak buldu. Ama ne delikanlı, dört başı mamur!

1820 yılının 28 Kasımında Almanya’nın sanayi bakımından en gelişmiş yöresi olan Ren (Renya) bölgesindeki Barmen’de (şimdiki ismi Wuppertal-e.n) bir tekstil fabrikatörünün oğlu olarak dünyaya gelen Engels 1848’lere varıldığında sıradan bir insanın tüm ömrüne sığdıramayacağı bir gelişme göstermiş, bir yandan akla gelebilecek her konuda kendisini geliştirirken işçi sorunlarıyla da derinlemesine ve tam bir benimseyişle ilgilenmiş ve bilgilenmişti. Daha 19 yaşında kendi doğum bölgesinde gözlediği fabrika işlerinin ve onlardan kat kat büyük bir sömürüye konu olan çocuk işçilerin korkunç koşullarını anlatan seri makaleler yazıyordu. Engels’in gazeteci olarak ilk yapıtı ‘Wuppertal Mektupları’dır.

Bilimsel sosyalizmin büyük teorisyenliği yanında belki de biraz gölgede kalan ve pek sözü edilmeyen olağanüstü özellikleri vardı Engels’in. Bunlardan biri o akıl almaz yabancı dil yeteneğidir. Engels çok genç yaşta tüm dünya basınını ve işçi sınıfı mücadelesinin tüm ülkelerdeki gelişmelerini izlemenin büyük önemini kavramış, bu işi büyük bir disiplin ve dirençle yürüterek daha yirmisine varmadan 12 dil konuşur, 20 dilde okuduğunu anlar duruma gelmiştir.

Engels bir filozoftur, büyük bir filozoftur. Marx’la birlikte Hegel’in ‘baş aşağı duran idealist diyalektiğini ayakları üstüne bastırdılar’ ve Feuerbach’ın materyalist anlayışını toplumsal olayların açıklanmasında da uyguladılar ve tarihsel süreç anlayışına bilimsel nitelik kazandırdılar.

Engels doğabilimcidir aynı zamanda. Engels sanatın her koluyla bilerek, anlayarak ilgilenen bir aydın kişidir. Öğretmendir. Usanmaz, yılmaz bir örgütçüdür. Ve daha saymakla bitmez…

Kısacası, daha 1840’ların başında dünya ve özellikle Avrupa ilerici kamuoyunda tanınan büyük bir demokrat, tüm bu saydığımız-sayamadığımız yeteneklerini işçi sınıfı mücadelesinin hizmetine sunmuş örnek bir savaşçıdır Engels.

Kendilerini emeğin kurtuluşu davasına adamış iki dev, Marx ve Engels, aynı çağı paylaşan bu iki büyük beyin birbirlerinden habersiz olamazlardı elbette. Birbirlerinin çalışmalarını izliyorlardı. Engels 1942 yılında babasının önerisiyle Londra’ya gittiğinde Marx Paris’te bulunuyordu. Engels İngiltere’de sanayi bölgesi olan Manchester’de çok verimli çalışmalar yaptı. 1844’de Almanya’ya dönerken Paris’e uğrayarak Marx’la buluştu. Ve işte dünyanın düşünce yaşamına damgasını basan, dünya proletaryasını devrimci bir teoriyle, strateji ve taktik ilkeleriyle donatan iki büyük önderin, o, ömür boyu sürecek örnek birliktelikleri, o imrenilesi dostlukları kurulmuş oldu. Ve bu biri (Marx) 29, öteki (Engels) 27 yaşındaki iki genç, insanlık tarihinin bu iki büyük zekası, dünya proletaryasının bu iki şavaşçısı 1847 yılında tüm ülkelerin işçi sınıflarına, dünya komünist hareketine ölümsüz yapıtları Komünist Partisi Manifestosu’nu armağan ettiler.

Engels’in (tabii Marx’ın da) savaşçılığı sadece teori ve polemik alanında, yazılı yapıtlarda değildir. O işçi sınıfının yorulmaz militanıdır. ‘Onu ateş altında görenler eşsiz soğukkanlılığından ve tehlike karşısındaki mutlak korkusuzluğundan söz etmekten hiç bıkmazlardı’ diye anlatıyor Marx’ın kızı Eleanor Marx. O ihtiyaç duyulan yerde ve her zaman mücadeleye koşturdu. 1848 devrimleri sırasında, tam bir enternasyonalist tavırla dört ayrı yerde savaşa katıldı. Adeta doğuştan bir askeri teknisyendi Engels. Bu savaşlarda edindiği deneyimler Engels’in askeri konulardaki yetkin kavrayış ve bilgisini uzamanlık düzeyine yükseltti. Bu konuda bir çok yapıt verdi. O, yalnız, proletaryaya mücadele stratejisi ve taktiği konusunda görüş geliştirmekle kalmadı, uluslararası planda da savaş ve askerlik konularındaki ileriyi, olacağı gören isabetli kavrayışı ile ün yaptı. Öyle ki Marx’ın kızlarından Jenny Marx ‘general’ adını takacaktır ona. Teori ve pratiğin ayrılmaz birliğinin kuramcılarından başka bir tavır beklenebilir mi?

Sosyalist yayınları izleyenler Marx ve Engels’in Paris Komünü ile ilgili tavırlarını ve sonra komüncülerin safında canla başla mücadeleye katılışlarını, Birinci Enternasyonel’in kuruluşundaki katkılarını bilirler. İnsanlığa yeni ufuklar açan, yaşamlarını işçi sınıfı temeli üzerinde insanlığın kurtuluş savaşına adayan bu iki dehanın nasıl katlanılmaz güçlüklere göğüs gerdiklerini ve bütün çetin koşulların dostluk ve yoldaşlıklarını yıpratmasına izin vermediklerini bilirler. Tarihsel ve örnek bir dostluktu onlarınki.

İşte Engels’i daha da büyük yapan bu dostluktur; büyük bir uyanıklık, incelik ve erişilmez bir özveriyle Marx’ın çalışmalarını sürdürebilmesine olanak yaratmış olmasıdır. Engels yıllarca Marx ve ailesinin de geçimini sağlamak için nefret ettiği ticari işlerle uğraşarak para kazanmak zorunda kalmıştır. Bu işten öylesine nefret etmiştir ki, sonradan maddi olanaklar biraz genişleyip de Engels ‘fatura yazmaktan kurtulduğunda’ kendini yeniden doğmuş gibi hissetmiştir. İnsanı ağlatası dokunaklı bir sevinçtir Engels’in bu özgürlük duygusu.

Engels elbette ki Marx’ın eserinin dünya devrimci mücadelesi için önemine yürekten inanarak hiç sızlanmadan, kendine acımadan, harcadığını düşünmeden işin hamallığını kendi üzerine almıştı. Gene de teorik, siyasal ve örgütsel konularla uğraşmaktan geri kalmıyor, her açığı doldurmak için insan üstü bir enerjiyle çalışıyor, çalışıyordu.

Gerektiğinde, Marx çalışmalarını bölmesin diye, onun adına ve onun imzasıyla dergilere yazılar da yazıyordu. Marx’ın altına kendi imzasını atabileceği yazılardı bunlar. Az rastlanır bir gönül yüceliği ve özveri örneğidir bu. Büyük bir inançtan, işçi davası uğruna köklü ve içten bir özdengeçerlik duygusundan beslenir.

Ne yazık ki bu yüce tavırları pek sık gözleyemiyoruz. Dünyayı, enternasyonalizmi kucaklamayan dar çerçeveli kişisel ve de fraksiyoncu eğilimler ağır basıyor ne yazık ki. İnsanoğlunun, ne kadar devrimciyim dese de, kendi ‘ben’ini öne çıkartma duygusunun üstesinden gelmesi güç oluyor anlaşılan?!

Bu büyük adamın bu konudaki ulaşılmaz büyüklüğü her zaman yüreğime işlemiş, yüreğimde filizlenen sevgi ve saygının dal budak salmasına neden olmuştur.

Engels’in yaşamından alacağımız dersler var!

(*) Sevim Belli tarafından 18 Ağustos 1995 tarihinde kaleme alınan ve Odak Dergisi’nde yayınlanan bu yazının orijinal başlığı, “Engels 175 yaşında” idir. Başlık, tarih dikkate alınarak tarafımızca değiştirilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.