Haftanın Özeti

0
105

Haftanın özetine Türkiye’den gelişmelerle başlıyoruz. Sığınmacı-göçmen meselesi gündemde yer etmeye devam ediyor. MHP’den ayrılarak Zafer Partisi’ni kuran Ümit Özdağ’ın, mülteciler hakkında ileri sürdüğü ırkçı söylemler, toplumun bir kesimi tarafından sahiplenilirken, Özdağ’a tepkiler de gelişiyor. Irkçı, faşist söylemleri ile parsa toplamaya çalışan Özdağ, Bilkent Üniversitesi’nde ilerici öğrenciler tarafından protesto edildi. Özdağ ile AKP’li İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında çıkan tartışma sonrasında, Bakanlık önüne giden Özdağ, “Oğlum Süleyman, erkeksen karşıma çıkarsın” demişti. Dediği saatte Bakanlık önünde olan Özdağ’ın karşısına, Soylu’nun aksine, polis ordusu dikildi. Özdağ, Bakanlığa alınmadı. Zafer Partisi hamaset ve popülist politikaları ile kendini büyütmeye çalışıyor, halkı manipüle ediyor.

Sorunu, esas kaynağı olan emperyalizmle ve onun işbirlikçisi AKP ile mücadele ederek çözmek yerine, savaşa ve açlığa mahkum edilen Orta Doğu halklarına karşı geliştirilen nefret ile çözemeyiz. Asıl düşman bölgeyi politikaları ile yerle bir eden egemenlerdir. AKP sığınmacı-göçmen kitleyi Türkiye’deki siyasal-toplumsal yapıyı değiştirmek, patronlara aşırı ucuz işgücü sağlamak, Avrupa’dan para elde etmek ve AB’ye şantaj yapabilmek, Libya ve Azerbaycan’da yaptığı gibi savaş gücü oluşturmak ve Suriye’yi istikrarsızlaştırmak yolunda kullanıyor. Halkın bu politikalara karşı tepkileri ne yazık ki egemen güçler tarafından yönlendirilmektedir. Bu sığınmacı ve göçmen politikasının Türkiye’de nasıl bir kriminal yapı ve çürüme yarattığını da görüyoruz. Çözümün sığınmacı ve göçmen emekçilerle birlikte anti-emperyalist, emek eksenli ve laiklik temelli bir mücadeleden geçtiğine inanıyoruz.

Rize’de çay üreticileri, gübrelere yapılan zammı ve ÇAYKUR’un çay alım politikalarını protesto ediyor. Yaş çay alım fiyatlarının 10 TL olmasını ve 9 TL olan gübre fiyatlarının düşürülmesini isteyen emekçiler, Erdoğan için, “Rize’yi hepten öldürdü” ifadelerini kullandı. Topladıkları imzaları bir yürüyüş yaparak ÇAYKUR Genel Müdürlüğü’ne bırakmak isteyen Rize Çay Meclisi’nin bu eylemi öncesinde Valilik, toplantı ve gösteri yürüyüşlerini 5 gün boyunca yasakladı. Valilik, yasağa gerekçe olarak “milli güvenlik ve kamu düzeninin bozulması”nı gösterdi.

Bir yasak kararı da Eskişehir Valiliği tarafından alındı. Eskişehir’de 25 Mayıs’a kadar “yürüyüş, eylem, stant, çadır kurma, pankart asma, konser, şenlik ve festival” gibi etkinlikler tümden yasaklandı. Valiliğin aldığı bu karar, kentte yapılması planlanan Anadolu Fest’i de kapsıyor. Alınan yasak kararının, yaşam tarzına müdahale olduğu apaçıktır. Valilikler, ilgili kentlerde AKP’nin yasakçı, emek düşmanı ve gerici politikalarını hayata geçirmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyor.

Siyasal islama karşı aldığı net tavır ve laik, ilerici mücadeleleri ile tanınan Aziz Nesin’in kurduğu Nesin Vakfı’nın banka hesapları İstanbul Valiliği’nin emri ile bloke edildi. Valilik, buna gerekçe olaraksa vakfın “izinsiz bağış” topladığını ileri sürdü. Vakfın sorumlusu Ali Nesin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsmailağa Cemaati’ne dikkat çekti. Gerici tarikatların, cihatçı örgütlerin kendilerine sunulan türlü olanaklarla ödüllendirildiği AKP Türkiyesinde, “kendi halinde” çalışmalar yapan bir ilerici kuruluş dahi cezalandırılıyor. Nesin Vakfı, eğer kimsesiz çocuklara felsefeyi, bilimi öğretmek yerine, kökten dinci örgütlere militan devşirmek gibi bir misyon edinse idi, kim bilir ne büyük avantajlara sahip olurdu…

AKP, Nesin Vakfı gibi temiz ve değerli eğitim kuruluşlarıyla uğraşadursun, Eğitim-İş Bursa Şubesi’nin yaptığı araştırma, ülkemizdeki öğrencilerin çektiği yoksulluğu gözler önüne sermektedir. Sendika’nın yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre, her yüz öğrenciden yirmi beşi, sabahları ne evlerinde, ne de okulda hiçbir şekilde kahvaltı yapamamaktadır. Yine her yüz öğrenciden sadece onu düzenli olarak süt içebilmekte; her yüz öğrenciden yalnızca on üçü düzenli olarak yumurta yiyebilmektedir. Yapılan araştırmada, öğrencilerin yüzde 97’sinin düzenli beslenemediği sonucu ortaya çıkmaktadır.

İktidar ve yanlıları kadınların yaşam tarzlarına dönük saldırılarına devam ediyor. Eski MHP milletvekili Ahmet Çakar’ın oyuncu Melis Sezen’i Altın Kelebek Ödül töreninde giydiği kıyafet nedeniyle hedef alıp, “Bu Sadakatsiz adlı dizide oynayan bir kız var. Adını filan bilmem. Geçen gün bir galaya çağırdılar. Bir kıyafet giymiş o kıyafet kanunen suç” diyerek hedef alması, Sezen’e kıyafetinin altına sütyen giymediği için saldırması, birçok insan tarafından tepkiyle karşılandı. Topluma ahlak dersi vermeye çalışan eski MHP’li vekilin ise, programlarında kadın bedenini fetişleştiren ve sapık açıklamaları ile gündeme gelen, şu sıralar tutuklu bulunan Adnan Oktar’ın programlarına defalarca konuk olduğu ortaya çıktı.

Dünyadan gelişmelere göz atmak istiyoruz. Sri Lanka’da halk, neo-liberal saldırganlığın yarattığı ekonomik krize karşı protesto gösterilerine devam ediyor. Gösterilerin büyümesi sonucunda Başbakan Mahinda Rajapaksa istifa etmek zorunda kaldı. Halkın günden güne yoksullaştığı ve açlığa mahkum edildiği, iktidardaki egemenlerin ise servetlerine servet kattığı ülkede, protestocular Başbakan’a ve milletvekillerine ait evleri ateşe verdi. Mahinda Rajapaksa’nın oğlunun lüks araçlarını da yaktılar. Yoksulluğa karşı direnen halk, istifa eden Başbakan’ın kardeşi Cumhurbaşkanı Gotabaya Rajapaksa’nın da istifa etmesini istiyor. Hükümet’e karşı direnen protestocular, iktidardakilerin ülkeden kaçmasını engellemek için, başkent Kolombo’daki havaalanını da tutmuş halde. Savunma Bakanlığı ise, protestoculara ateş açma talimatı verdi.

Filipinler’de devlet başkanlığı seçimini, 1965-1986 yılları arasında ülkeyi ABD üssüne çevirerek yöneten ve milyarlarca doları hesaplarına geçirdikleri yolsuzluk skandalları ile isimlerinden sıkça söz ettiren Ferdinand Marcos’un oğlu, Ferdinand Marcos Jr. açık arayla kazandı. Hatırlanacağı üzere devlet başkanı Rodrigo Duterte, bir sonraki seçimlerde aday olmayacağını ve politikayı bıraktığını ifade etmiş, bunun üzerine Marcos Jr. ise devlet başkanlığı için aday olacağını açıklamıştı. Rodrigo Duterte’nin kızı Sara Duterte, seçimlerde Marcos ile ittifak yaparak Başkan Yardımcısı seçildi. Seçimleri böylece Filipinler’in en güçlü iki sömürücü ailesi kazanmış oldu. Yüzde 28 oy alarak ikinci gelen aday Leni Robredo ise sol kesimden oy alan fakat sol güçlere uzak duran bir adaydı.

ABD ve Batı güçleri, Ukrayna meselesi üzerinden Rusya’yı zayıflatma ve egemenlik alanını daraltma çabalarına dur durak vermeden devam ediyor. Almanya, ABD ve İngiltere’nin başını çektiği G-7 ülkeleri, Rusya’dan petrol ihracatını kademeli olarak bitireceklerini ya da tamamen keseceklerini açıkladı. G-7 ülkelerinden ABD’nin, Rusya ile rekabetinin temel nedenlerinden biri, kendisinin de doğal gaz ihracatçısı olmasıdır. Alınan bu karar, Rusya’yı ekonomik olarak bitirme hedefinin de bir parçası iken, amaçlananın aksine, ABD borsalarında yaşanan düşüş ve açıklanan enflasyonun beklentilerin üzerinde çıkması da ayrı bir gerçektir.

Özetimizi, yine Türkiye’den bir gelişme ile bitirelim. AKP’nin İstanbul’da yenilgiye uğratılmasının mimarlarından Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan dava, jet hızıyla sonuçlandırıldı ve Kaftancıoğlu’na verilen 4 yıl 11 aylık hapis cezası, Yargıtay tarafından onandı. Kaftancıoğlu’na aynı zamanda “siyasi yasak” da getirildi. AKP’nin aldırdığı bu karar, toplumda tepkilere yol açıyor. Canan Kaftancıoğlu ile dayanışma eylemleri, demokratik muhalefetin canlanmasına yardımcı olacaktır.

Canan Kaftancıoğlu’na yapılan adaletsizlik karşısında, “AKP gitti gidiyor”, “AKP ilk sandıkta devriliyor” söylemlerinin gözden geçirilmesi gerektiriyor. İktidarı uğruna her türlü hukuksuzluğu, yasa dışılığı araç haline getiren bu iktidarın, beklentilerin aksine, seçimlerde farklı yol ve yöntemlerle iktidarda kalmasını sağlaması ve ömrünü uzatması güçlü bir olasılıktır. Seçimler elbette önemlidir ancak devrimci, yurtsever ve ilerici güçlerin örgütlenmesini ve mücadele etmesini esas almayan sandık ve seçim çözümleri hayal kırıklıklarıyla sonuçlanacaktır. Öte yandan “AKP’ye alternatif” olarak önümüze konan burjuva seçeneklerin düzenin restorasyonunu sağlamayı amaçladığı da açıktır. Ülkemizde emekçiler lehine gelişmeler sağlanması ancak emekçilerin devrimci ve ilerici güçlerle birlikte mücadelesinin ve örgütlenmesinin gelişmesiyle mümkündür. Aksi taktirde AKP devrilse dahi düzen patronların düzeni olmaya devam edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.