Hamza Yalçın yazdı: İbrahim Kaypakkaya

0
921

Hamza Yalçın

İbrahim Kaypakkaya düşünceleri ve eylemiyle Türkiye solunun en çok ilgi gören önderlerinden biridir. Yoksul bir aileden geldiği ve okul hayatında başarılı olduğu bilinmektedir. İstanbul’da Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü’nün kurulmasına öncülük etmesinden ve kısa zaman sonra da Malatya, Dersim, Antep ve Siverek bölgesine devrimci çalışmaya gitmiş olmasından görüleceği gibi inisiyatifli ve çok iradelidir. İbrahim’in işkencede direnişi onun ne denli yüksek iradeli olduğunu gösterir. İbrahim edindiği üstün yeteneklerle sınıf atlamaya yani kendisine ve ailesine sistem içinde orta veya üst sınıf bir gelecek sağlamaya çalışmamış, sisteme değil devrime yönelmiştir; egemenlere değil ezilenlere yaklaşmıştır.

1960’lı yıllarda en inisiyatifli ve başarılı gençler tahsil yaparak devlete yüksek düzeyde devlet memuru veya şirketlere önemli eleman gibi burjuva hedeflere tenezzül etmediler. Onlar aydınların egemen güçlere meydan okumaya cesaret edebildiği bir dünyada yetiştiler. Önlerinde tahsil yaptığı halde sistem içinde şahsi bir yer edinmeye çalışmak gibi bir yolu benimsememiş Mihri Belli ve Kıvılcımlı gibi güçlü örnekler vardı. Öncesinden Şefik Hüsnü ve Mustafa Suphi örnekleri vardı. Ne yazık ki sonraları Kemalistlikle damgalacak olan bu insanlar burjuva sistemde yükselmek için gereken her şeye sahip oldukları halde bütün yeteneklerini ve olanaklarını işçi sınıfının ve ezilenlerin mücadelesine adadılar.

İbrahim Kaypakkaya’nın önemi, Türkiye solunda direnişçi bir ekol ve örgütlü bir hareket yaratılmasına katkısından gelmektedir. Kurduğu örgüt çok kısa zamanda imha edildi ancak sonradan yeni devrimciler inisiyatif aldılar ve İbrahim’in başlattığı mücadele milyonlara maloldu.

İbrahim yaşamını adadığı insanlığın kapitalist sömürüden kurtularak özgürleşmesi mücadelesinde yol gösterici olarak sosyalizmi seçti. Kaypakkaya sosyalizmle sınıf hareketinin kopmaz birliğinin önemini kavradı ve bu birliği sağlamak için de parti örgütlenmesini benimsedi.

Asla sözde kalmadı. Teoride bir şey diyip pratikte başka şey yapmadı; ne diyorsa pratikte onu yapmaya çalıştı. İbrahim’in gencecik yaşındayken teoriye ve pratik mücadeleye öylesine cesaret ve coşkuyla atılması hayranlık vericidir. Kaypakkaya’nın arkadaşları onun örgütün hem lideri hem de en küçük işlere, büyük bir sabır ve titizlikle, talip neferi olduğunu anlatırlar. O hem çok iddialı hem de alçak gönüllü bir devrimci oldu.

Bugün bu özellikle önemlidir; İbrahim anti-emperyalist çizgide bir sosyalistti. insanlığın kurtuluşunun emperyalizme karşı mücadeleden geçtiğine inanıyordu. İbrahim’in çok önemli özelliklerinden biri de onun dayanışmacı olmasıydı. THKO liderleri Sinanları ihbar eden hainin cezalandırılması dayanışmacı bir eylemdi.

Yukarıdaki özellikler bir insanı Türkiye solunda en çok değer verilen önderlerinden birisi yapmaya yeterlidir.

Onu diğer devrimci liderlerden ayıran yanlara da bakabiliriz. İbrahim Kaypakkaya MDD hareketinden Doğu Perinçek önderliğindeki Beyaz Aydınlık ile birlikte ayrıldı. Türkiye’yi yarı-feodal, Sovyetler Birliği’ni sosyal-emperyalist, Kemalizmi de faşizm gördü. Kısa zaman sonra Doğu Perinçek’ten koptu. Şimdilerde Türkiye’de kapitalizm ülkenin son hücresine kadar egemen hale geldiği için yarı-feodal saptamasını tartışmaya gerek kalmamış gibidir.

Çok önemli bir gelişme de, Sovyetler Birliği’nin çökmüş olmasıdır. Sovyetler Birliği’ni (SB) sosyal emperyalist gören siyasi hareketler dün onunla çok yakın ittifak halindeki Küba’yı düşman belliyorlarken SB yıkıldıktan sonra Küba’nın emperyalizme karşı direnişine coşkuyla sahip çıktılar. Bu, eminiz, onları eski görüşleri hakkında düşünmeye sevk etmiştir. Sovyetler Birliği ne yazık ki tutarsız bir ülkeydi ve kendi tutarsızlıkları nedeniyle yıkıldı. Ancak onun sosyal-emperyalist hatta ABD emperyalizmden bile daha tehlikeli görülmesi solda ABD emperyalizmine hizmet eden çok önemli bir hata oldu. Bu hatayı Çin’in devlet Partisi ÇKP başlattı. Doğu Perinçek bu görüşü Türkiye’ye taşıdı ve sol hareketin büyük kısmına benimsetti. Sovyetler Birliği çöktükten sonra bu ülkeye daha kolay bakma olanağını bulduk. Sovyetler Birliği ilerlemekte olan emperyalist bir devlet olması şöyle olsun gerilemekte olan bir güçtü ve onun çökmesi dünya çapında gericiliğin önünü açtı. Sovyetler Birliği’nin çökmesi süreci ve sürecin sonuçları yalnızca sosyal-emperyalizm teorilerinin değil sosyalizm hakkındaki eski görüşlerin de köklü bir şekilde gözden geçirilmesini gerektirmektedir.

Bir kısım sol İbrahim’in en güçlü yanının Kemalizm hakkındaki görüşleri olduğunu, hatta İbrahim’in Kemalizmi faşizm gören saptamalarının sosyalist solu devrimcileştirdiğini ileri sürmektedir. Bu iddiaya katılmak zordur. Örneğin Mahirlerin ve Denizlerin Kemalizme çok iyimser bakan görüşleri bu liderlerin devlete karşı ilk silahlı eylemlere girişmesini engelleyememiştir. Kemalizm elbette Denizlerin ve Mahirlerin yazdığı gibi örneğin “küçük-burjuvazinin en sol kanadının anti-emperyalist tavır alışı” değildi. Diğer yandan ise Kemalizm hakkında en iyimser görüşlerin ve eylemlerin Deniz Gezmiş’ten gelmiş olması ile Türkiye’de devlete karşı ilk silahlı başkaldırı adımlarının gene Deniz’den gelmiş olması üzerinde düşünülmelidir. Burjuva solu olarak nitelendirilen Şefik Hüsnü, Mihri Belli ve Kıvılcımlı yukarıda yazıldığı gibi her türlü zorluğa göğüs gererek şan ve şerefle işçi sınıfı hareketi için çalışmış insanlardır.

Görüşümüzce İbrahim Kemalizmin burjuva niteliği ve özellikle ulusal sorunda şoven milliyetçi çizgisi üzerinde yoğunlaşmakla doğru yapmış ancak bunu yaparken Türkiye’nin ilerici birikimine sırt çevirme eğilimine girmiştir. Denizler ve Mahirlerin Kemalizm hakkındaki iyimser değerlendirmeleri ise hatalar taşımasına rağmen onları işçi sınıfından, emekçilerden, ezilen ve sömürülenlerden uzak düşürmedi. Dolayısıyla burada bir sosyalist sentez ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.

Şunu da belirtmek gerekiyor: Mahirlerin Kemalizm hakkındaki iyimser görüşleri büyük ölçüde o dönemde sol Kemalistlerin Marksistlerle ittifakından ileri geliyordu. Türkiye’de sol hareket 1940’ların sonuna doğru emperyalizmle girilen gizli İkili Anlaşmalar’a, Türkiye’nin NATO’ya sokulmasına, Menderes iktidarının gericiliğine karşı anti-emperyalizm ve laiklik temelinde gelişti. Bu hareketin ileri unsurları Mustafa Kemal’i soldan yorumluyorlardı. Sol hareketin alabildiğine yükselmesinde Kemalist kimlikli Yön Dergisi çok önemli rol oynadı. Küçük-burjuva aydınlar arasında Kemalizmi bayrak yapan muazzam bir yurtsever halkçı hareket gelişmekteydi. Buradan gelişen gençlik hareketi Mihri Belli, Kıvılcımlı gibi devrimciler ve TİP sayesinde önemli bir zorluk yaşamadan sosyalizme yürüdü. Dönemin iç ve dış koşulları buna müsaitti. O süreçte sosyalistler gençliğin ve halkın karşısına “Kemalizm faşizmdir” görüşüyle çıksaydı en iyi ihtimalle ezilen ulus kesimine sıkışırlardı. Türk halkı ise faşizme teslim edilirdi.

Aynı dönemde orduda mevcut hükümete karşı tepkiler vardı. Özellikle ordu alt kesimindeki tepkiler Kemalizmi aşarak sosyalizme ulaşmıştı. Bu kesimde THKP-C örgütlendi. Ordunun genelinde de mevcut gidişe karşı bir kalkışma oluşması bekleniyordu. Genelkurmay bu hareketi önleyerek 12 Mart darbesini yaptı.

Mahir Çayan’ın Kemalizm hakkındaki görüşleri ve o görüşlerin Kıvılcımlı’da “devlet sınıfları” olarak kavramlaştırılmış olması üzerinde düşünülebilir. Gerçekten de Osmanlı alt bürokrasisinde ve özellikle 1950 sonrası Cumhuriyet döneminde aşağı rütbelerdeki subay ve ast subay kesimlerinde halkçı bir anti-emperyalizm görülmüştür. Bu eğilim örneğin 1970’li yıllarda ordu içinde çok yaygın bir sosyalist birikimin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Denizler ve Mahirler Türkiye’nin anti-emperyalist, laik ve ilerici birikimine dayanmaya önem veriyorlardı. Mahir Çayan aynı zamanda devleti “ordusu ve bürokrasisiyle oligarşinin baskı cihazı” görüyor ve oligarşinin devlet içindeki tasfiyelerine dikkat çekiyordu.

İbrahim’in özgün çabalarından birisi de onun ulusal soruna yoğunlaşmış olmasıdır. Bu yoğunlaşma sayesinde o Türkiye’deki burjuva devrimin şovenist yanlarını daha iyi görebildi. Bilindiği gibi Hikmet Kıvılcımlı da 1930’larda Elazığ Cezaevinde yatarken yazdığı İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) adlı eserinde Kürt sorununa benzer bir yaklaşımla bakmıştı. İbrahim ulusal hareketlere tavırda geleneksel Marksist yaklaşımı esnetme eğiliminde olmuştu. İbrahim’in bu bakışı ulusal sorunda abartılı bir anti-emperyalist tutumla şovenizme düşülmemesine yardımcı olabilir.

Devrimci hareketimizin önderlerinin birbirinden ayrılan yanlarına değil onları birleştiren yanlarına yoğunlaşmayı daha sağlıklı görüyoruz. Devrimcilerim asıl değeri onları birbirinden ayıran yanları değil onları birleştiren devrimcilikleridir. Türkiye devrimci hareketinin liderlerinin birbirlerinden ayrıldıkları düşünceler de elbette önemlidir. Farklı düşünceler körlerin sekter bir tutumla fili tarif etmesi öyküsündeki gibi ele aldığında bölücü ve kısırlaştırıcı duruma düşürülmektedirler. Bu düşünceler grupçuluktan ve sekterlikten uzak bir tutumla ele alınırsa ön açıcı ve geliştirici potansiyel taşımaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.