Timur deyip geçme…

0
192

Rıza Aydın

“Yan Temur Ağa / Can Temur Ağa / Tek ayak üstüne / Dön Temur Ağa” diye türkü eşliğinde oynanan bir Sivas halayı vardır; bu halay halkın Timur’a bakışını da gösterir. 

Ben Şarkışlalıyım.

Şarkışla’da “Lek Temur” soyadında solcu bir aile vardır. 

Yüksel hoca diye anılan Yüksel Lektemur İGD’li idi. Onun boşluğu Şarkışla’da doldurulamadı.

Timur kaynak soyadı taşıyan bir aile de var. Bunlar halkın ilgisi için bir gösterge olabilir belki.

***

Timur, babadan, soydan gelip, padişah olan bir şahıs değil.

Timur, yanına topladığı yarenleri ile köhnemiş padişahı devirip, iktidarı alan; yani bir devrimle, sivil bir halk hareketi ile iktidar olan bir şahıstır.

O zamanki Türk töresinde ya da Cengiz yasasında hükümdar olmayan sülaleden gelen, sade kişinin, padişah olması geleneğe ters olduğu için, devirdiği hükümdarın eşini alıp, soylu aristokrat aileye damat – yani Türegen olarak iktidara geliyor. (Burada bir anti parantez açıp, şunu belirtmeliyim: Horasanlı Eba Müslüm, bir halk hareketiyle yapılan devrime öncülük edip, Emevi Devleti’ni yıkınca, kendi iktidara gelmeyip, iktidarı Abbasiler’e veriyor.) 

Bu muhabbetimizin asıl konusu şu: Timur Anadolu’ya niye sefer düzenliyor?

O çağda yaşayan Şikari ile Dukas’a, onlardan sonra gelen bütün tarihçilere göre süreç şöyle başlıyor:

1240’da bastırılan Babai İsyanı ile sarsılan Selçuklu Devleti 1243’de Kösedağ Savaşı’nda Moğollar’a yenilince, Moğol akınları altında dağılma sürecine başlıyor. 

Moğollara yenilen Selçuklu coğrafyasında Anadolu Beylikleri denen devletler kuruluyor. Bu beylikler hutbe okutan, sikke bastıran, kanunnameleri ile kendi askeri birlikleri olan yapılar olarak, aslında birer devlet; bunlara beylik değil küçük devletler demek gerek.

Bu süreçte, 1250’de, “Et devlet et Türkiye” adıyla Mısır’da, da Memluklular ya da Kölemenler diye anılan bir devlet de kuruluyor.

Anadolu’da oluşan bu devletlerden ikisi, Ramazanoğlu Devleti ile Dulkadiroğlu Devleti Memluklu Devleti’nin himayesinde kuruluyor.

Hacı Bektaş Anadolu’ya Dulkadiroğlu oymağı içinde Bozok’tan girdi, der Velayetname; Hacı Bektaş Dergâhı da Dulkadiroğlu Devleti’nin himayesindeki Memluklu toprağında kuruluyor.

1390 yıllarına doğru Osmanlı Beyliği’nin ya da devletinin padişahı olan Beyazıd, hem Sırp Prensiyle hem de Bizans’la işbirliği (ittifak) yaparak, Anadolu’daki bu Türkmen beyliklerini işgal edip toprağına katıyor ki buna ilhak deniyor.

Bu konuda, Reha Bilge, 1514 adlı kitabında, ilginç bir detay vererek, Ankara Savaşı öncesi süreci şöyle anlatıyor:

“Ama asıl perde Yıldırım’ın Rumeli’yi denetim altına alması ve Sırplarla sıkı bir ittifak kurması ile açılır. Bundan sonrası, Yıldırım’ın baş döndürücü bir hızla Anadolu’da attığı adımlardır ve onun müttefikleri dikkat çekicidir. Venediklilerle, onların imtiyazlarını koruyan bir ticaret anlaşması yenilenmiştir. Yıldırım Beyazıd, 1390’da, Sırp Kralı Lazaviç ve Bizans İmparatoru’nun oğlu Manuel’i de yanına alarak, Anadolu’da harekete geçer. Osmanlı hükümdarı, Sırp kralı ve Bizans veliahtı, Türkmenlere karşı birleşmiştir. Sanki ortada Türkmenlere karşı bir Balkan ittifakı vardır ve Saruhan, Aydın, Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Menteşe ve Hamit Beylikleri’nin hepsi bu hareketin hedefi olur. Yine aynı yıl Karamanoğulları üzerine yürüyerek, Yıldırım Konya’yı kuşatmış, Karamanlı Aleaddin Bey’le savaşmış ve kenti işgal etmiştir. Yıldırım’ın, Karamanlı Bey’inin kafasını mızrak ucunda dolaştırması Osmanlı – Karamanlı çatışmasının kanlı bir sahnesi olarak anılarda yazılıdır.” (sayfa 275-276.)

***

Toprakları elinden alınan Türkmen Beyleri, Karamanoğlu Mehmet Bey’in yazdığı bir mektubu ellerine alarak, kurtarıcı olarak gördükleri Emir Timur’un “Haki Payına” yüz sürüp, aman diliyorlar.

Adil bir hükümdar olan Emir Timur, bu sadece sizin isteğinizle olmaz, bu durumu bir de Osmanlı Padişahı Beyazıd’a soralım, diye elçi gönderiyor.

Böylece elçiler aracılığı ile iki hükümdar arasında mektuplaşmalar başlıyor.

Bu mektupları internette bulup okumak mümkün. Bu mektuplarda, aksi sözler eden Osmanlı padişahına karşı, Timur çok babacan davranıyor. Ama Timur, -sanırım- son mektubunda “KILIÇ ÇIKARSA KALEM SUSAR” diyor. Yani savaş çıkarsa gözünün yaşına bakmam ha, demeye getiriyor.

Sonunda kalem susup, kılınç çıkıyor. 

Timur’un Anadolu seferinde Timur’a öncülüğü Akkoyunlu konfederasyonunun başkanı Kara Yülük Osman Bey yapıyor. 

Kara Yülük Osman Bey, Kadı Burhanettin’in yanında yetişmiş ilginç bir şahsiyet.

Sivas, Kayseri, Tokat, Yozgat bölgesinin hakimi olan devletin başı olan Kadı Burhanettin için, Faruk Sümer, Türk toplumun yetiştirdiği şair, bilgin, en büyük devlet adamıydı, diyor.

Bu Kadı Burhanettin, Kara Yülük Osman Bey’in iyi niyetini kötüye kullanıp, bir dostuna ihanet ettirdiği için Kara Yülük Osman’la araları bozuluyor; Kara Yülük Osman, 1398’de Kadı Burhanettin’i öldürüyor.

İşte bu Kara Yülük Osman Bey, Timur’un Anadolu seferinde ona öncülük ettiği için Timur, 1401 yılında Dımışk denen Şam’ı alınca, Diyarbekir Ülkesini Karakoyunlular’dan alıp, Akkoyunlular’a vererek Diyarbekir merkezli Akkoyunlu Devleti’ni Kurduruyor.

Timur, 1402’de Osmanlı Devleti’ni yıkıyor. 

Timur, Türkmenlerin 7 defa kuşatıp alamadığı İzmir’i de zapt edip, Aydınoğlu Beyliği’ne verip, Anadolu’dan gidiyor.

Emir Timur Anadolu’dan giderken, her yerde yaptığı gibi burada da işe yarar gördüğü, elinden iş gelen, sanat erbabı gibi ne kadar şahıs bulduysa onları da alıp, yanında götürüyor; bu sayının Oktay Efendiyev 40 bin; Walter Hınz da 30 bin olduğunu söylüyor.

Timur giderken, yolunun üzerindeki Erdebil’de Safevi Dergâhı’na uğrayıp, Şeyh Ali ile görüşüyor.

Şeyh Ali’den etkilenen Timur, “Benden bir isteğin var mı?” diye soruyor.

Şeyh Ali de, “Rum’dan alıp, yanında götürdüğün bu tutsakları bana bağışla” diyor. 

Timur, Şeyh Ali’nin isteğine uyup, savaş ganimeti olan bu tutsakları Şeyh Ali’ye bağışlıyor. 

Şeyh Ali, Timur’un bağışladığı bu tutsakları Erdebil’in -bundan sonra Rumlu diye anılacak olan- bir bölgesine yerleştirip eğiterek tekrar eski yurtlarına gönderiyor; bu şahıslar çocuklarını, torunlarını da edep – erkan öğrenmesi için Safevi Dergâhı’na göndermeye başlıyorlar. 

Böylece Anadolu’da Safeviler’e bağlı olan aktif bir kitlesel nüfus oluşuyor.

Adı gibi uzak görüşlü bir devlet adamı olan Uzun Hasan, 1453’de Diyarbekir’ı fethedip (ele geçirip), Akkoyunlu sultanı olunca, Safevi Şeyhi, Şeyh Cüneyd’i ülkesine davet ediyor.

Uzun Hasan, Diyarbekir’e gelen Şeyh Cüneyd’i, bacısı ile everiyor. Bu evlilikten Şeyh Haydar dünyaya geliyor.

Şeyh Haydar doğmadan iki ay önce babası Şeyh Cüneyd öldüğü İçin, Şeyh Haydar, Uzun Hasan’ın sarayında doğup, onun himayesinde, onun terbiyesini alarak büyüyor.

Şeyh Haydar büyüyünce, Uzun Hasan bacısının oğlu olan Şeyh Haydar’ı kızı ile evlendiriyor; bu kız Trabzon Rum İmparatoru’nun da torunu. Unutmadan belirteyim ki, bu Şeyh Haydar, Safevi taraftarlarına 12 dilimli, “Tacı Haydar” denilen, Kırmızı Börk giydiren Şeyh Haydar. 

Bu evlilikten üç şehzade dünyaya geliyor. 

Şeyh Haydarın ilk oğluna Uzun Hasan, babasının adı olan, “Yar Ali” adını veriyor. Sivas’ta, dışarı semahı olarak, davul zurna eşliğinde oynan “Yarelim – Yaralim” diye de bir oyun da vardır, bu da tıpkı Temir Ağa oyununa benzer.

Şeyh Haydar’ın ikinci oğluna İbrahim, en küçük oğluna da İsmail adını veriyorlar.

İşte tarihte Şah İsmail diye anılacak olan İsmail, bu İsmail, dedesi Uzun Hasan’ın yerine Akkoyunlu Devleti’nin başına geçip, Safeviler Dönemi’ni başlatan Şah İsmail oluyor.

Uzun Hasan ölünce Akkoyunlu İmparatorluğu’nda taht kavgası çıkıp Uzun Hasan’ın oğulları birbirlerini öldürmeye başlıyorlar. 

İşte bu kargaşa ortamında, 1500 yılında Erzincan’ın, Saru Yayla Beldesi’nde, Akkoyunlu Devleti’nde etkin olan Kızılbaş oynakların katıldığı bir Türkmen kurultayı toplanıyor. Bu kurultayda devletin başına Uzun Hasan’ın kızının oğlu olan Şah İsmail getiriliyor. 

Böylece de Akkoyunlu Devleti’nde Safeviler dönemi başlıyor. Akkoyunlu Devleti’nin başına Şah İsmail geçip, Safeviler dönemi başlayınca, Timur’un Safevi Dergâhı’na bağışlayıp, Safevi Dergâhı’nda eğitilip, Anadolu’ya gelenlerin çocukları, “Şaha gidelim” şiarı altında buradan göçüp, Tebriz’e doğru gitmeye başlıyorlar. O çağda buna “Şaha gitmek” deniyor. Şaha gidenlerin en tanınmış olanı, Safevi Dergâhı’nda eğitildiği bilinen Hasan Halife’nin torunu Şah Kulu’nun katarı. Şah Kulu, etrafına topladığı 30 bin kişilik bir kitle ile Şah’a gitmek için yola çıkıyor. Şah’a giden bu kitlenin, önleri kesilip, Şah’a gitmeleri engellenmeye çalıştığı için de savaşlar oluyor. 

Bütün bu süreçler, Timur es geçilerek, Timur’un Anadolu tarihine katkısı görülmeden anlaşılamaz, bu yüzden Timur deyip geçmemek lazım. Timur Anadolu tarihinin kilit taşıdır. 

Buraya son bilgi olarak şunu da ekleyebiliriz. Timur’un yıkmasından 11 yıl sonra, kardeşi Musa Çelebi’yi yenerek “Devlet-i Aliye” adıyla ikinci Osmanlı Devleti’ni kuran Kirişçi Mehmet Çelebi’ye destek olan devşirme paşalar, Ankara Savaşı’nda Timur’un safına geçen Türkmenler’den hayfını alıyorlar; bundan dolayı ikinci Osmanlı Devleti’nde Türkmenler en çok horlanıp, ezilen tabaka oluyor. “Etraki bi idrak” sözü bu dönemden sonra kullanıma giriyor. 

Aşk ile…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.