Ukrayna Savaşı ve Olasılıklar

1
1217

Hamza Yalçın

ABD/NATO ile Rusya çekişmesi Ukrayna’da patladı. Ukrayna’da 2014 Meydan Darbesi’nden sonra neo-Nazilerin başını çektiği ve 13 bini aşkın insanın öldüğü bir iç savaş gelişmekteydi. Bu gelişmeler Oliver Stone’un Ukrayna Yanıyor isimli belgeselinde de gayet açık anlatılıyor. Bu yazıda sürece kısaca bakarak sonuçlar çıkarmaya çalışacağız.

İp Ukrayna’da gerildi

Hem egemen sınıflar hem coğrafya hem de nüfus bakımından birbirine yaklaşık iki parçaya bölünen Ukrayna’da, sırtını Batılı ülkelere yaslayan taraf, Ukrayna’yı Rus ve komünizm düşmanlığı üzerine yeniden kurmaya girişti. Anti-Rus ve anti-komünist bir Ukrayna ulusal kimliği geliştirdi. Sürecin sokak gücünü neo-Nazi gruplar oluşturdu. Batılı ülkeler bu neo-Nazi grupları eğitti ve desteklediler. 2014 Meydan Darbesi’yle iş başına gelen Batı yanlısı hükümetler onlara devlet içinde Başbakan Yardımcılığı, Savunma Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Tabii Kaynaklar Bakanlığı, başsavcılık, valilikler, Milli Savunma Konseyi üyeliği, Ulusal Güvenlik ve Savunma Konsey Başkanlığı gibi kilit yerler verdiler. Faşist Azov (Azak) taburları da ordu bünyesine alındı. Batılı medyanın demokrasi ve özgürlük yanlısı gösterdiği Ukrayna artık Avrupa faşistlerinin gidip çatışmalara katıldığı ve askeri eğitim aldığı bir merkez durumuna geldi. Kırım ve Donbas’ın Rusya’nın desteğiyle ayrılmasına yol açan iç savaş giderek Rusya’nın askeri saldırısıyla sonuçlandı.

Rusya Karadeniz’de, Baltık Denizi’nde ve Kafkasya’da ABD ve NATO tarafından kuşatılmaktan rahatsızdı. Arktik Bölgesi’nde de ABD’nin liderliğindeki Batılı güçlerle başı beladaydı. Batılı güçlerin Kafkaslar’da ve Orta Asya’da Rusya’yı kuşatma çabalarının ardı arkası gelmiyordu. Rusya; ABD’nin kendisini kuşatmasına karşılık verecek güce erişmiş olduğunu ifade ediyor ve Batılı ülkelerden NATO’nun genişlemesine son verilmesini ve 1997 sonrası Rusya sınırlarına yerleştirilmiş olan silahların ve askerlerin geri çekilmesini istiyordu. Batılı ülkeler bu talepleri demokrasi ve özgürlük anlayışlarına ve bağımsızlıklarına aykırı buldukları yanıtını verdiler.

Rusya Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesini, faşistlerden arındırılmasını ve tarafsız bir ülke durumuna getirilmesini hedeflediğini ileri sürerek bir askeri saldırı başlattı. Anlayabildiğimiz kadarıyla Rusya bir yıldırım savaşıyla amaçlarına ulaşacağını düşünüyordu. ABD-İngiltere’nin ise stratejisini savaşı Ukrayna’yı mahvedecek şekilde uzatma üzerine kurduğu görülüyor. Ukrayna’yla dayanışma adı altında gerçek amaçları Ukrayna’yı Avrupa’nın Afganistan’ı yapmaktır.

ABD kazanan taraf görünüyor

Savaşın 20’nci günündeki manzaraya göre ABD kazançlı durumdadır. Her şeyden önce NATO’yu canlandırdı ve AB’yi kendi çevresinde toparladı. İfade özgürlüğünün sözde savunucusu Batılıların attıkları ilk adımlardan biri Rusya’nın dış yayınlarını yasaklamak oldu. ABD yoğun bir propaganda ve dezenformasyon kampanyasıyla AB ve NATO ülkeleri medyası, toplum kurumları ve kamuoyu üzerindeki kontrolünü artırarak hükümetler üzerindeki baskısını kuvvetlendirdi. Almanya ile Rusya arasında gelişen ekonomik ilişkiler darbe yedi. Rusya ile Almanya ve hatta AB ülkeleri arasındaki ilişkilerin değişmesini hızlandırabilecek olan Kuzey Akım 2 enerji hattı projesi rafa kaldırıldı. AB ülkeleri, ABD’nin isteğine uygun olarak askeri harcamalarını artırıyorlar. ABD şimdi askerlerini ve silahlarını Avrupa’ya yerleştirerek Avrupa’nın işgalini tahkim ediyor. İsveç ve Finlandiya’da NATO yanlıları hızla güçlendiler. Finlandiya’nın NATO’ya müracaat etmesinin eli kulağında. Onu, İsveç’in izlemesinin kaçınılmaz olacağı düşünülüyor.

Yaptırımlar nedeniyle Rusya ve AB ülkeleri ekonomileri zorluklar yaşıyorken ABD silahlanma harcamalarını daha rahat artırarak bu süreçten göreli kazançlı çıkmayı amaçlıyor. Rusya’nın tecrit edilmesi çabaları öyle şiddetlendi ki sadece Rus gazı, petrolü, votkası vb. değil Tolstoy, Dostoyevski, Çaykovski gibi klasik yazar ve sanatçıların eserlerinin dahi yer yer yasaklandığı Rusofobiye dönüştü. Batı’da yaşayan bazı ünlü Rus sanatçıları işlerini kaybettiler. Avrupa’nın bazı yerlerinde Rusların ve Belarusların hastaneye alınmadıkları oluyor. Rus kedisi dahi kediler güzellik yarışmasından çıkarıldı.

Japonya, Avustralya, Güney Kore ve Yeni Zelanda gibi ülkeler ABD’nin yanındalar. Batılılar yükselen güçlerden birisi olan Hindistan’ı yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Kötülük kaynağı ilan edilen İran ve Venezuela dahi kıymete bindi. Rusya’yı tecrit etmeye çalışan ABD’nin sonraki ve asıl hedefi Çin’dir. “Haçlı seferi” Çin’e yönlendirilmek isteniyor.

NATO’ya sonradan katılmış olan Romanya, Polonya, Estonya, Letonya, Litvanya, Moldavya hakim sınıfları Rusya’yı tehdit görüyor ve kraldan daha kralcı tutumla ABD’nin yanında yer alıyorlar. Gelişmiş ülkeler olan İskandinavya ülkeleri dünyanın sömürülen ülkeleri konumunda değiller ama ABD’ye bağımlı ülkelerdir. İskandinavya medyası Avrupa’da en aşırı ABD yanlısı medya olagelmiş bulunuyor.

Görüntünün ötesi ve olasılıklar

Batılı propagandanın yarattığı manzaranın az ilerisine bakıldığında ise ABD’yi bekleyen büyük riskler görülüyor. Ekonomik yaptırımlar Rusya kadar Avrupa ülkelerini de vuruyor. Bu da ABD’nin Avrupa sistemi üzerindeki artan egemenliğini tehdit ediyor. Yaptırımlardan zarara uğrayan Avrupa burjuvazisinin halkı gütmesi zorlaşıyor. Almanya hükümeti ekonomik yaptırımlara karşı ses etmeye başladı. Kaldı ki Alman sermayesi Rusya gibi bir olanağı kaybetmek istemez. Ayrıca Almanya’nın askeri harcamalarını artırma kararı bir süre sonra onu AB’nin en büyük askeri gücü haline getirecektir. Bu da Almanya’nın ABD’den bağımsızlaşmasını hızlandırır. Fransa zaten NATO içinde ABD ile araya zaman zaman mesafe koyabilmektedir.

Rusya eğer kendisini ezdirmemeyi başarırsa Fransa ile Almanya’nın ABD’den uzaklaşması devam edecektir. ABD’nin asıl düşman bellediği Çin bu kez de süreçten en kazançlı güç olarak çıkmıştır. Hindistan ise ABD kampına girmeyip tarafsız kalmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla ABD’nin dünya egemenliğini Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan’la paylaşmak zorunda kalacağı görülüyor. Bu da mücadele eden halklar açısından daha elverişli bir ortam sağlar.

Öte yandan ABD’nin Rusya’da iktidarı değiştirme çabası Avrupa, Rusya ve ABD’nin de çok yıpranmasına sebep olur. Buradan Çin daha çok güçlenir ve AB ülkeleri arasındaki bölünme artar. Yıpranmış Rusya’da oligarklar Batı safına geçerse Rusya’da solun yükselmesi ihtimali artabilir. Komünist Parti son seçimlerde aldığı yüzde 19’a yakın oyla Rusya’nın ikinci büyük partisidir. O zaman Avrupa soluyla Rusya solunun birlikte gelişmesi olasılığı da artabilir. Yakın zamana kadar Ukrayna’da da etkiye sahip bir komünist parti vardı.

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri saldırısında neo-Nazilerin iktidarına son verilmesi hedefi dünyada güçlü bir destek bulamadı. Şimdi Ukrayna’nın doğu ve batı olarak bölünme ihtimali vardır. Savaşın uzaması yıkımı artırdığı için Rusya yıprandı. Eğer süreç Putin iktidarının aşırı yıpranmasıyla sonuçlanırsa Rusya oligarklarının onu terketmesi olasılığı artar. Rusya’nın yaşadığı ve yaşayacağı ulusal aşağılanma ABD’nin hiç işine gelmeyen sonuçlara yol açabilir.

Rusya askeri saldırıyı başlatırken ilan ettiği hedeflere ulaşırsa ABD’nin dünya egemenliğini kaybetmesi ve ABD, Çin, Rusya, Almanya, Fransa, Hindistan gibi güçlerin ön planda olduğu yeni bir dünya düzeninin kurulması hızlanacaktır.

Önümüzdeki dönemde Avrupa’da sosyal çalkantıların gelişmesi bekleniyor. Avrupa’da fiyat artışları hızlandı. Pandemi sürecinde yaşandığı gibi yük gene yoksulların sırtına yüklenmektedir. Bu süreçte sol güçler varlık gösteremezse faşizm Avrupa’da yükselir. Aşırı sağcı partiler zaten Avrupa’nın bir çok ülkesinde ikinci veya üçüncü parti durumundalar. Anti-faşist Avrupa solu ise Sorosçular ve egemen güçler tarafından fonlanan akımların etkisi altında bulunmaktadır. Örneğin bu akımların etkisiyle savaş karşıtı kitlesel eylemler NATO karşıtı değil, Rusya karşıtı yönde seyretti. Bu değişebilir. Avrupa’daki Türkiye solunun, bunun değişmesi yolunda çalışması gerekir.

Türkiye ve sonuç

Savaş AKP iktidarına fırsatlar sunmaktadır. AKP, savaşın başlamasından bu yana hem Ukrayna hem Rusya hem de ABD ile ilişkilerini dengeleyebiliyor. AKP eğer NATO yaptırımlarına katılmazsa, ABD bu şartlarda onu zor cezalandırır. Hatta yaptırımlardan zarar gören Rusya, Avrupa ve Arap sermayeleri Türkiye’ye gelirse İktidarın ekonomik zorlukları bir süreliğine hafifler. AKP iktidarının bu süreci nasıl yönlendireceğini bilmiyoruz. Eğer ABD’nin yanında yer alırsa, bu durum Türkiye’yi muhtemel bir nükleer saldırının ilk hedefi durumuna getirir.

Burjuva muhalefet partileri bu krizde NATO’ya AKP’den daha yakın bir söylem tutturdular. CHP’nin; iktidar stratejisini ABD’den alacağı icazet üzerinde kuruyor olması CHP’ye oy veren yurtsever kitlenin eğilimine terstir. Türkiye solu anti-emperyalist çizgide ısrarlı olursa CHP kitlesini etkileyebilir.

Ukrayna savaşı gıda sorununu da ön plana çıkarmış bulunuyor. Gıda bakımından kendi kendisine yetecek ve dünyaya gıda ürünleri ihraç edecek potansiyele sahip olan Türkiye emperyalizme bağlı kapitalist sistem tarafından gıda ithal eden duruma düşürüldü. Bu konuda Türkiye’ye büyük kötülükler etmiş olan AKP hükümeti bu kez de gözünü zeytinlikleri yok etmeye dikti. Bunlar emperyalizme bağımlılığın ve kapitalizmin ülkemiz ve halkımız açısından ne anlama geldiğini gösteriyor.

Türkiye işçi sınıfı ve emekçiler hayatın pahalılaşması ve güvensizlik nedeniyle çok tedirgin durumdalar. Mühendislerin, teknik elemanların, akademisyenlerin ve doktorların bir kısmı kurtuluşu Avrupa’ya göçmekte ararken Türkiye’nin yoksulları, emekçileri ülkede kalmak mecburiyetindeler. Mücadeleci aydınlar ülkede kalabilmek için siyasal baskı ve saldırıları da göze alıyorlar. Bu koşullarda emperyalizme ve kapitalizme karşı sosyalizm yolunda mücadele edenlerin çabaları geleceğe damga vuracaktır.

2022’nin umut ve mücadele yılı olacağını yazmıştık. Rusya NATO’nun genişlemesine izin vermeyeceğini ilan etmişti. Bu görüşünü Ukrayna’da kesin bir şekilde doğrulamak maksadıyla gücünü aşan, kapsamlı bir askeri harekata girişti. Rusya’nın bu adımı atmasını bekledikleri görülen ABD ve Batılı güçler ise onu Ukrayna’da dize getirmenin peşindeler. Arkasının nasıl geleceği mücadeleye bağlı olacaktır. Dünyanın yeniden kurulduğu bu süreçte, Türkiye solu ve dünya sosyalist hareketi mutlaka yerini almalıdır. Bu anlamda halk saflarında yarını bugünden kurmak perspektifiyle geliştirilecek bir dayanışma hareketi büyük önem kazanıyor.

1 Yorum

  1. Emeğine saygı ile başlamak isterim, görüşlerinin önemli bir kısmına katılmamla beraber muhalif olduğum ve bazı cümlelerin daha geniş anlam ile açıklanmasını teklif ederim.
    Bu arada batıda eylem ve mitinglerin ağırlıklı olarak Rusya’ın işgaline karşı olmasından daha doğal bir tepki bekleyemeyiz, son aşamada saldırgan durumunda olan ülke ne yazık ki Rusya’nın Putin rejimi.
    Bu saldırı ile birlikte gelişen vekalet savaşında paralı askerlerin her iki tarafta da ağırlık kazanarak bölgeye yerleşmekte olacağını gözlemlemek zor olmasa gerek. Rus ordusunu uzun ve gayri-nizami ve savaş kurallarını hiçe sayan bir azgınlık ile bataklığın içine çekme oyunu daha savaş başlamadan planlanmışa benziyor. Putin’i belkide daha acımasız bir savaş biçimine mecbur bıraktırarak hem kendi ordusunu hem de lejyoner birliklerinin girişeceği katliamlar ile sivil asker her kesimden cesetlerin sayılarının artarak kamuoyunda yapılacak propogandaları (kafa kesme vs) ve vahşeti ekranlardan nasıl hayretle izleyeceğimizi görür gibi oluyorum. Bu savaşın uzamasının ve çözümsüzlüğün çözüm olması stratejisinin kaybedeni devamla ve ağırlıkla sivil halkın olacağı aşikardır.
    Burada demokrat ve devrimcilere düşen en önemli görev bu savaşa son verdirilmesi için yapılacak bütün eylemlere amasız ve ön koşulsuz destek vermektir, yaraları sarmaktır. Savaşan taraf ve iktidarların hepsinin karşısında yer almaktır. Saygılarla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.