Odak Dergisi’nin haftalık değerlendirmesinde bu hafta dünya gündemi öne çıkıyor. Özellikle ABD’nin Venezuela’ya saldırısı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak rehin alınması, uluslararası siyasetin merkezinde bu hafta da yerini korudu. Ayrıca Suriye, İran ve ülkemizden gelişmeleri ele alacağız.
İktidarlardan bağımsız habercilik yapmak iddiasındaki yayın organı BBC’nin çalışanlarına yönelik iç talimatta Maduro’nun kaçırıldığı ifadesinin kullanılmamasının, onun yerine “yakalandı”, “ele geçirildi” ifadeleri kullanılmasının istendiği ortaya çıktı. Bu tutum en demokratik geçinen Avrupa emperyalistlerinin dahi Venezuela’da yapılan haydutluğun nasıl arkasında olduklarını ortaya koymaktadır. Venezuela’ya karşı saldırganlık Nobel Barış Ödülü’nün İsrail ve Trump destekçisi Venezuelalı hain Maria Corina Machado’ya verilmesiyle de zaten ortaya konulmuştu. Venezuela’da çoğunlukla Trump’ın kişisel politikalarıyla açıklanmaya çalışılıyor ve yaşananlar ABD’nin tarihsel reflekslerinden bağımsız ele alınıyor. ABD, “çıkarlarının” tehdit altında olduğunu düşündüğü her coğrafyada benzer yöntemlere başvurmuş, karşısında caydırıcı bir güç görmediği sürece de bu tutumunu sürdürmüştür.
Ülkemizde demokrat geçinen bir çok yazar-çizer, BBC talimatı olmaksızın da Venezuela’da insan hakları, demokrasi ve uyuşturucu edebiyatı yapmaya devam etti. Halbuki onlar da biliyor ki ABD emperyalistleri Maduro yönetiminden Venezuela’nın egemenlik haklarını kendilerine teslim etmesini ve petrol ticaretinde dolar dışında para kullanmamasınıı istiyor. Venezuela razı olmadığı için ekonomik yaptırımlar, politik baskılar, içeriden kundaklamalar vb yoluyla istikrarsızlaştırılıyor. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olan Venezuela petrolünü satamaz, sattığının parasına da ulaşamaz hâle getirilmiştir. ABD ambargoları ve el koymaları nedeniyle ülke ekonomisi çökme noktasına sürüklenmiştir. Ambargoyu aşmak için Rusya ve Çin’e doğrudan yapılan satışlar ise ABD tarafından engellenmiş; petrol tankerlerine el konulmuş, hatta kimi zaman “uyuşturucu taşıdığı” iddiasıyla hedef alınmıştır.
Maduro’nun “Ben bir savaş esiriyim” ifadesi üzerinden savunma yapıyor ki doğrudur. Onun ve eşi Cilia Flores -ki kendisi Bolivarci harekette Maduro’dan daha eski- New York’ta yapılacak “yargılama”nin ABD emperyalistlerini teşhir etmeleri halinde yargılayanların yargılandığı bir durum ortaya çıkabilir. Bu gerçekleşirse Dimitrov’un Nazi mahkemelerindeki savunması gibi bir etki yaratabilir.
Venezuela’ya saldırının tepkileri devam ederken ABD, Rus bandıralı bir gemiye daha el koydu. ABD’nin saldırlarından kurtulmak için Rus bandırasına geçen gemi Atlas Okyanusu’nda ABD-İngiltere ortak operasyonunda el konuldu. Rusya bölgeye denizaltı ve savaş gemisi gönderse de engel ol(a)madı. ABD’nin bu pervazsızlığı Venezuela saldırısına uluslarası arenada ciddi bir tepkinin gelmemesinden kaynaklıdır. Saldırıdan en çok etkilenen Rusya ve Çin ilk anlarda sadece diplomatik açıklamalar yapmakla yetindi. Bundan güç alan ABD Başkanı Trump ise yeni hedefler olarak Küba, Kolombiya ve Grönland’ı gösterdi.
Emperyalizm dünyayı yeniden paylaşıyor. Hem NATO’ya bağlı devletler hem de Rusya ve Çin dünyanın bu yeniden paylaşılması süreinden en az zararla ve en çok kazanımla çıkmanın yollarını arıyor.
Venezuela’da bu gelişmeler yaşanırken, Ukrayna savaşı tüm hızıyla devam ediyor. ABD, Ukrayna savaşını büyük ölçüde Avrupa’ya havale etmiş; kendisi ise maliyetleri düşürerek arka planda konumlanmıştır. Buna karşın Avrupalı devletler, ABD’nin yönlendirmesiyle dâhil oldukları bu savaş nedeniyle ciddi ekonomik kayıplar yaşamalarına rağmen çatışmanın sürmesini istemektedir. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ekonomileri pahalı enerjiye mahkum oldukları için ekonomik olarak gerilemeye devam ederken şimdilerde Rusya Avrupa’ya gönderdiği gazı tümüyle kestiğini açıkladı.
AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, beklendiği üzere ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı karşısında sessiz kalmıştır. Oysa geçmişte Nicolas Maduro ile Erdoğan arasında yakın ilişkiler kurulmuş, Maduro Erdoğan’dan “kardeşim” diye söz etmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Erdoğan’ı ilk arayan ve açık destek veren liderlerden biri de Maduro olmuştur. Buna rağmen bugün AKP iktidarı bu saldırı karşısında Maduro’ya sahip çıkmamıştır. AKP bu tutumla Suriye’de ABD’nin desteğini elde etmesini de amaçlıyor olabilir.
CHP, Erdoğan’a neden sessiz kaldığı yönünde eleştiriler yöneltirken kendisi de herhangi bir politik tavır almamıştır. Burjuva muhalefetin bu ikircikli tutumu, meselenin ilkesel değil konjonktürel ele alındığını bir kez daha göstermiştir. Burjuva partileri içerisinde yalnızca MHP, beklentilerin dışında ABD’nin saldırısına karşı çıkmış ve bu durumu 15 Temmuz süreciyle ilişkilendirmiştir.
Türkiye solu ise Filistin’e gösterdiği düşük duyarlılığın aksine Venezuela ile daha güçlü ve açık bir dayanışma sergilemiştir. Bu dayanışmanın anti-emperyalist bir hatta kurulması olumlu ve önemlidir. Kürt ulusal Hareketi’nin ise ABD ile Suriye’de kurduğu ilişkiler nedeniyle sessiz kalması dikkat çekicidir. Bu durum emperyalist devletlerle çıkar amaçlı kurulan ilişkilerin, bağımlılık ilişkisine dönüşmesiyle ortaya çıkmıştır.
Kürt ulusal hareketi, ABD ile ilişkilerini bozmamaya çalışsa da ABD’nin kontrolündeki HTŞ’nin Suriye’de saldırıya geçmesi bu bağımlılığın sınırlarını göstermiştir. Bu saldırının, Paris’te Hakan Fidan’ın da katıldığı toplantının hemen ardından gerçekleşmesi, sürecin planlı olduğu izlenimini güçlendirmektedir. ABD, Suriye’deki Kürt Hareketi’nin sıkı denetimi altında olmasını istemektedir.
Türkiye egemenleri ise bir yandan Kürt Hareketi ile görüşmelerini sürdürürken, diğer yandan HTŞ destek isterse kuzeyden saldırıya geçebileceğini açıkça ifade etmiş ve fiilen HTŞ’ye destek vermiştir. HTŞ saldırılarını sürdürürken, örgüt lideri Colani’nin sarayında yaşanan bir çatışmada yaralandığı ve Türkiye’de tedavi gördüğü iddiaları gündeme gelmiştir.
AKP iktidarı, hem içeride gelişen muhalefete karşı hem de uluslararası alandaki krizler karşısında konumunu sağlamlaştırma çabasını sürdürmektedir. Bir yandan belediye başkanı ve Anayasayı referandumsuz değiştirecek güce ulaşmak amacıyla milletvekili transferleri yapılırken, diğer yandan muhalefet üzerindeki baskılar artırılmaktadır. “Temiz Türkiye” söylemi altında sanatçılara, gazetecilere ve sporculara yönelik sindirme operasyonları düzenlenmektedir. Sanatçılar ve gazeteciler uyuşturucu suçlamalarıyla, sporcular ise bahis ve kara para iddialarıyla hedef alınmaktadır. Oysa bilindiği üzere uyuşturucu, kara para ve bahis ağları yıllardır AKP iktidarı döneminde büyümüş; Türkiye mafyaların rahatça faaliyet yürüttüğü bir ülke hâline gelmiştir. Ekonominin önemli bir bölümünün bu kirli para akışına bağımlı hâle gelmesi tesadüf değildir.
Özetimize İran’dan gelişmeler ile devam ediyoruz.
İran’da 2025’in son aylarında patlak veren protestoların temelinde uzun süredir derinleşen ekonomik kriz yer alıyor. Yıllardır uygulanan uluslararası yaptırımlar, kötü yönetim, yapısal reform eksikliği ve dış politika tercihlerinin ekonomik bedeli, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkiler hale geldi. Özellikle İran riyalinin tarihindeki en düşük seviyelere gerilemesi, halkın günlük yaşamında hissedilen yoksullaşmayı görünür kıldı. Bu durum geçmişte yaşanan kitle eylemlerinden daha güçlü ve kalabalık eylemlere neden oluyor. İktidar ise halkın taleplerine kulak verme yerine bildik yöntemler ile halkı ezmeye ve talepleri görmezden gelmeye devam ediyor. Bu durum dış müdahallelere de olanak veriyor.
İran’da mollaların baskıcı ve dinci yönetimi yıllardır halkta tepkilere neden oluyor. Diğer taraftan emperyalist güçler bu tepkileri kendi leyhlerine kullanarak İran rejimini yıkmaya çalışıyor. Çünkü İran bölgenin en güçlü devletlerinden birisi ve Batı emperyalizmine karşı kurulan Direniş Eksenin’in baş aktörü. Ancak son yıllarda Direniş Eksenin’e ciddi darbeler vuruldu ve İran yalnız kaldı. İran’ın Rusya ve Çin ile de özellikle Şanghay İttifakı ve BRICS yoluyla yakın ilişkileri var.
İran iktidarı reformlar yolu ile halkın üzerindeki baskıcı yönetimi sonlandırmazsa yakın zamanda yıkılma ile yüzyüze kalır ve bu durum İran’ın bölünmesi ile sonuçlanır. Çünkü İran da halkın isyanını demokratik ve ilerici bir sisteme kanalize edecek örgütlü bir muhalefet yok. İran’ın bu duruma gelmesi ise en çok emperyalist güçlerin işine yarar. İran halkları ise özgürlük adı altına yeni bir sefalet ve iç savaşlar ile karşı karşıya kalır.
Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan özgürlük mücadeleleri ile devam ediyoruz.
İzmir’de Buca Emek ve Demokrasi Platformu asgari ücrete yapılan sefalet zammına karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya sosyalist grupların yanı sıra sendikalar da katılım gösterdi. ABD emperyalizminin Venezuela’ya ve Latin Amerika’ya yönelik saldırılarına karşı çeşitli illerde protesto gösterileri gerçekleşti. Başta İzmir, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen eylemlerde, yurttaşlar anti-emperyalist sloganlarla Amerika’nın haydutluğunu teşhir etti.
Suriye’de HTŞ isimli cihatçı çeteler Alevilere yönelik saldırılarına devam ediyor. Alevi dernekleri ve kuruluşları İstanbul Kadıköy’de bu saldırılara karşı protesto gerçekleştirdi. Halep’te Alevilere ve Kürtlere yönelik saldırılar çeşitli illerde protesto edildi. Başta İzmir, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen eylemlerde yurttaşlar Halep’te gerçekleşen saldırıyı kınadıklarına değindi. İstanbul Şişhane’de gerçekleşen eylemde ise dağılmak isteyen grubu polis abluka altına alarak, işkenceyle gözaltına aldı.
Cumartesi Anneleri, “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri açıklamalarının 1084. haftasında tekrardan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bir araya gelen grup basın açıklamasında, “kayıplarımıza kavuştuğumuz, adaletin ve barışın tesis edildiği, insan onurunun kazandığı bir yıl olsun” talebinde bulundu.
Geçtiğimiz hafta gençlikte alanlardaydı;
KYK burslarının açıklanmasının ardından, burs miktarının yetersizliği ve artan yaşam maliyetleri karşısında geçinemediklerini dile getiren öğrenciler tepkilerini yükseltmeye başladı. Açıklanan 4.000 TL’lik bursun barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu vurgulayan öğrenciler, insanca yaşam talepleriyle sokağa çıktı. Öğrenci kolektifleri İstanbul, Ankara ve İzmir’de bir araya gelen üniversite öğrencileri, “4.000 TL ile geçinemiyoruz” demek için Taksim’de seslerini haykırdı. Eylem sırasında çok sayıda öğrenci gözaltına alındı. Gözaltılar esnasında öğrenciler, “Biz katledilmek istemiyoruz, intihar etmek istemiyoruz. Biz yaşamak istiyoruz!” sloganlarıyla yaşam hakkı ve insanca koşullar talebini dile getirdi.
Öte yandan gençlik, yalnızca ekonomik sorunlara değil, emperyalist saldırılara karşı da ses yükseltti. ABD’nin Venezuela’ya yönelik emperyalist müdahalesine karşı bir araya gelen gençler, ülkenin bir çok noktasında “Gençlik Emperyalizmin Karşısında, Direnen Halkların Yanında” pankartı arkasında toplanarak Venezuela halkıyla dayanışma mesajı verdi. Emperyalist politikalara karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapan gençlik örgütleri, baskılara ve gözaltılara rağmen mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
Emek cephesi ile devam ediyoruz;
MESS’e karşı fabrikalarda iş bırakma eylemleri sürerken patronlar tekliflerini revize etti. İşçilerin beklentisinin yine altında kalan komik teklifte sosyal haklara dair iyileştirmeler sunan sözde yeni öneriye karşı işçiler tepkililer. Leoni, Weidmann, Çelsantaş Metal gibi farklı fabrikalarda işçiler MESS’e karşı eylemlerini sürdürüyor.
Zam oranlarının netleşmesinin ardından memurlar ve emekliler çeşitli şehirlerde bir araya gelerek tepkilerini gösterdiler. Kamu emekçileri “memur taş devrine döndü” diyerek yaşadıkları yoksulluğu tiyatral performans sergileyerek tepkilerini gösterdiler.
Enflasyona ve TÜİK’in açıklamalarına karşı KESK öncülüğünde ona bağlı sendikalar TÜİK temsilcilikleri önünde yurt genelinde basın açıklamaları gerçekleştirdi.
Kangal Termik Santral işçileri TİS’ten doğan haklarının ödeneceği söylenmesine rağmen ödenmemesine karşı bir aradaydı. Ayrıca işçiler İSG önemlerinin alınmadığını ve bordrolarının kendilerine gösterilmediğini söyleyerek yaşadıkları haksılıklara karşı sessiz kalmayacaklarını belirttiler.
Bayrampaşa Belediye’sinde yaşanan işçi kıyımına karşı basın açıklaması gerçekleştirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Süt Kuzusu Projesinde çalışan işçiler, Şişli Belediyesi işçileri, Beşiktaş Belediyes işçileri işten atmalara karşı direnemeye devam ediyor. Bakırköy Belediyesi’nde TİS görüşmeleri sırasında işçilerin çalışma saatlerine dair düzenleme talebinin ertelenmesi sonucu işçiler tepki göstermişti. Pankart asan işçiler Genel-İş’e emekten yana davranması ve şeffaflık çağrısı yapmıştı. Belediye işçileri birçok belediyede olduğu gibi yine Genel-İş Sendikasın’nın ihanetine uğradılar.
Özel Okmeydanı Hastanesi emekçileri bir çağrı yaparak kazanımlarını şarkılar ve halaylarla kutladı.
Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde başlatılan Tüvtürk Araç Muayene istasyonu grevi devam ediyor. Hödlmayr Lojistik işçileri emek düşmanlığına karşı direnişlerini sürdürüyor. TİS görüşmesindeki dayatmalara karşı McDonald’s Havi Lojistik işçileri 24 Ocak’ta greve çıkacaklar.
Kor Metal’de işten atılan işçinin hesap sormak istemesi ve ses çıkartması sonrası Türk Metal Sendikası temsilcisi işçiye saldırdı.
Yücel Boru işçileri fabrika içerisinde toplanarak sefalet dayatmasına karşı zam talebi ile 1 saatlik iş durdurdu. Uyarı niteliğindeki eylemde işçiler kararlılıklarını yinelediler.
Kayseri’de TOKİ inşaatında İnşaat-İş üyesi işçiler hakları için direnmeye başladı. İşçilerin direnişini kırmak için yemek ve elektrik kesintisine başvurulmasına rağmen işçiler pes etmeyeceklerini duyurdular.
Tommy Hilfiger için üretim yapan Elsa Tekstil işçileri hakları ve alacakları için direnişlerini sürdürüyor. Smart Solar işçileri direnmeye devam ediyor. Yemek Conta işçileri kararalılıkla mücadelelerini sürdürüyor.
Suriye’de yaşanan çözümsüzlüğün sorumlusu başta ABD emperyalizmi, İsrail ve Türkiye egemenleridir. Bugün iktidara gelen Colani çetesi de IŞİD gibi diğer dinci çeteler de onların açtığı yoldan geliştiler. Ne yazık ki Kürt milliyetçi hareketi Suriye’de ABD’nin stratejik müttefiki olmayı seçti. Yapılan seçim milliyetçi politikaların sonucudur ve Kürt ulusal hareketini emperyalizme karşı mücadele eden ilerici insanlığın parçası olmaktan uzaklaştırmaktadır. Türkiye solu bu süreçte bir yandan Kürt halkının ezilmesine karşı çıkarken diğer yandan da kendisini bağımsız bir güç haline getirmeye önem vermelidir. Türkiye solundaki çeşitli grupların ve demokratik örgütlenmelerin büyük ölçüde Kürt ulusal hareketinin yedeğinde olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Venezuela’da yaşananlar önümüzdeki süreçte emperyalizmin yeni saldırıların devem edeceğini gösteriyor. Bu, dünyanın paylaşımı savaşıdır. Halklar bu savaşta Suriye’de olduğu gibi emperyalizmin çizdiği alana hapis değildir. Latin Amerika’da Bolivarcı bir ruhla ABD’ye karşı bir duruş gelişirken, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde milyonlarca kişi sokaklara çıkarak “Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun ABD!” sloganlarını yükseltmektedir.
ABD’nin bu saldırganlığı, anti-emperyalist bir hattın yeniden canlanmasının önünü açmakta; direniş ateşini büyütmektedir. Önümüzdeki yıl her ne kadar paylaşım savaşlarının derinleştiği bir dönem olmaya aday olsa da, aynı zamanda isyanların ve direnişlerin yılı olma potansiyelini de taşımaktadır.

























