Ahmet Sarıcan Ukrayna/NATO-Rusya savaşının 4. yılı için yazdı: “Emperyalizmin bu kadar küstah davranabilmesi anti-emperyalist hareketlerin de zayıflamış olmasındandır”

0
61

Erich Honecker yoldaş cezaevi anılarında, “Karar vermişler, Rusya-Beyaz Rusya-Ukrayna birlikte olacaklar. Bizi Batı Alman burjuvazisine teslim edip yağmalatacaklar. Yeniden var ettiğimiz bu ülkeyi tek başımıza savunma ve yaşatma imkanımız yok” demişti. Bir çok şey söylediği gibi de oldu ama nedense bu üçlü devlet yapısı gerçekleştirilemedi, SSCB bütünüyle dağıldı.

SSCB’nin varlığında devrevi krizlerini savaş yoluyla geçiştiremeyen kapitalist-emperyalist sistem, kendisi için bulunmaz bir fırsat yakalamış oldu. Büyük bir moral ve kazandığı özgüven ile, bir kurşun dahi atmadan irili ufaklı Sovyet ülkelerini tahakkümü altına almayı başardı. Büyük lokma sonraya bırakılmıştı. Önce Sovyetler Birliği’nin merkezi konumunda olan Ukrayna’da gerekli hazırlıklar yapılacak, sonra da sıra büyük lokma Rusya’ya gelecekti. Rusya devasa büyüklüğü, yer altı ve yer üstü varlıklarıyla her zaman emperyalistlerin iştahını kabartmıştır.

Karşı-devrimin baş aktörlerinden Gorbaçov’un, “NATO bize söz verdi, doğuya doğru genişlemeyecek” demesine rağmen NATO bu genişlemeden hiç vazgeçmedi. Gerçi Gorbaçov’un bu konuda farklı farklı açıklamaları olmuştur ve Batı hep bu sözü inkar etmiştir. Yazılı bir anlaşmanın olmadığı da belli oluyor. Kaldı ki emperyalist sistem artık kendi koyduğu kuralları dahi tanıma ihtiyacı duymuyor, dünyanın sahibi benim edalarıyla istediğini yapmakta kendini özgür addediyor. Sosyalist sistemin yok edildiği Rusya da, sıranın kendisine geleceğini bildiği için, Rus yöneticiler NATO’ya girmeye yeşil ışık yakmış ama bu konuda bir yakınlık görememişti.

Ukrayna’nın nasıl bu hale geldiğini anlayabilmek için, Ukrayna’nın yakın tarihine kısa bir göz atmak gerekir. Gelişmiş bir tarım ve gelişmiş bir sanayiye sahip olan Ukrayna kısa zamanda emperyalizmin at koşturduğu bir alan haline dönüştü. Nüfusun hemen hemen tamamında konuşulan Rusça’nın yasaklanması cihetine gidildi. Rus kökenli Ukrayna vatandaşlarına karşı ayrımcılık, ötekileştirici yaklaşımlar yoğunlaştı. Komünist Parti’ye ve sol siyasetlere yasaklar başladı. Batılı şirketlerin köşe kapmaca oynadıkları Ukrayna’da İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Faşizmiyle işbirliği yapan aşırı sağcı Banderacılar ve benzeri Ukrayna milliyetçileri de kullanılarak çatışmalı bir döneme girildi.

18 şubat 2014’de Maidan olayları olarak bilinen, seçilmiş hükümete darbe hareketi başladı. Batılı istihbarat örgütlerinin, Ukrayna Nazilerinin, renkli devrim peşinde koşan liberallerin desteğiyle beş gün devam eden şiddet olayları sonucunda seçilmiş hükümet düşürüldü, yerine bir geçici hükümet kuruldu. Bu iktidar darbesinden sonra Ukrayna hükümeti baskı ve katliamlarını daha da arttırdı. Lugansk ve Donetsk’e yeni valiler atadı. Ukrayna’nın Doğu bölgelerinde yer yer çatışmalar başladı. Bu gerilim Odessa’ya da sıçradı ve Odessa’da Sağ Sektör diye anılan bir faşist gurup tarafından bir sendika binası ateşe verildi. Bizdeki Sivas Katliamı’na benzer bir katliam yaşandı, 38 işçi can verdi.

Bu gelişmeler üzerine Kırım, Donetks ve Lugansk’da referandumlar yapıldı. Referandumlardan ezici bir çoğunlukla Ukrayna’dan ayrılma kararı çıktı. Öncesinde Ukrayna’ya bağlanma kararını zaten bir referandum ile almış olan Kırım yeni bir referandum ile Ukrayna’dan ayrılma, Rusya’ya bağlanma kararı aldı ve Rusya tarafından kabul gördü. Lugansk ve Donetks bölgelerinde Halk Cepheleri kuruldu ve bu cepheler tarafından Bağımsız Lugansk ve Donetks Halk Cumhuriyetleri ilan edildi. Ayrılan bölgeler ile Ukrayna arasında savaş düşük yoğunluklu olarak devam ederken, Ukrayna tarafı daha büyük bir savaşın hazırlığı olarak sınır boylarında yoğun askeri tahkimat yapıyor, paramiliter faşist çeteleri de buralarda istihdam ediyordu.

Süreç içinde çatışmaları durdurmak için (bu çatışmalarda 10 bin civarında Rus kökenli insan öldürüldüğü söylenmekte) bazı teşebbüslerde bulunuldu. AGİT gözetiminde, Merkel ve Makron’un da dahil olduğu müzakereler yapıldı. Belarus’un başkenti Minsk’de yapılan görüşmelerde iki defa protokol yapıldı. MİNSK 1 ve MİNSK 2 protokolleri çatışmaları durduramadı. Ukrayna tarafının uymadığı bu protokolleri zamanın Alman yetkilisi Angela Merkel daha sonraları, anlaşmanın yapılmasını zaman kazanmak amaçlı diye açıkladı. Buradan da anlaşılıyor ki Batılı emperyalist ülkelerin Ukrayna’yı savaşa hazırlamak için zamana ihtiyaçları varmış.

24 şubat 2022’de Rus askerlerinin Ukrayna’ya girmesinden kısa süre sonra İstanbul görüşmelerinde bir anlaşmaya varılmıştı. Bu toplantı sonrasında Ukraynalı müzakereci Mihaylo Podolyak, tartışmalı bölgeler için referandum seçeneğinin öne çıktığını, NATO’ya değil ancak Avrupa Birliği’ne (AB) gireceklerini kaydetti. Aynı yetkili, güvenlik garantisi sistemi çalışırsa Ukrayna’nın tarafsız ülke olma statüsünü kabul edeceğini ve bunun ülkede yabancı askeri üslerin olmamasını da içereceğini söyledi. Ancak bu anlaşma hayat bulmadı. Heyet Ukrayna’ya döndüğünde İngiltere Başbakanı Kiev’e gelip anlaşma yapılmamasını sağladı. Üstelik, Rus askerinin çekildiği bölgelerde iğrenç bir provakatif katliama imza atarak bu kararlarını perçinlediler.

Niyet anlaşılmıştı. Tek kutuplu dünyanın amiri ABD, Avrupa ülkelerinin de tam desteğini alarak, yaptırımlar ve savaşla Rusya Federasyonu zayıf düşürülecek, çok etnisiteli bu ülke iç karışıklıklar yaratılarak çökertilecekti. Dışardan ve içerden etkilerle Rusya Federasyonu dağıtılacak, yeni yağma alanları çıkacaktı. Ama sonuç hiç de arzuladıkları gibi gelişmedi. Dışarıdan gelecek tehlikeye karşı halk birbirine sarıldı. Ancak durum böyle de olsa Batılı savaş tekellerinin çok kazançlı çıktıkları muhakkak.

ABD’nin şu anda bu savaşda barış elçisi rolüne girmiş olması bizi aldatmamalıdır. NATO’nun kışkırtma ve provakasyonları ile başlatıp sürdürdüğü bu çatışmalar ABD’nin hesaplarından ayrı değildir. Muhtemeldir ki, burada sonuca varamayan ABD, dünyadaki esas rakibi Çin’i yalnızlaştırmak için yeni taktikler geliştiriyordur. Şimdilik Rusya’nın bu tuzağa düşmediğini görüyor olsak da hiç olmaz diyemeyiz. Ne de olsa artık bir sosyalist Rusya yok. Avrupalı liderlerin savaş çığırtkanlıkları dur durak bilmiyor. Belki de düşünülen daha büyük bir savaşın hazırlıklarıdır.

Emperyalizm savaşsız yapamaz. Bu onun tabiatına aykırı. NATO bunun için var. Bu açıdan bakınca dünyayı iyi günler beklemiyor diyebiliriz. Ancak emperyalizmin bütün bu azgınlığı bir umudun doğmasına da yol açabilir. Batılı ülkeler bu savaşları emekçilerin sırtından yürütüyorlar. İşçilerin, emekçilerin yaşam şartları her geçen gün kötüleşiyor. Bu da sınıf hareketinin gelişmiş kapitalist ülkelerde yükselmesine yol açabilir. Dünyada anti-emperyalist hareketlerin artmasıyla işçi sınıfının güçlenmesi ve dayanışması, durumu tersine çevirebilir.

Bizim ülkemizde de devrimcilerin ertelenemez görevi NATO ve emperyalizm karşıtı en geniş cepheyi harekete geçirmek olmalıdır. Unutulmamalı ki dünyada emperyalizmin bu kadar küstah davranabilmesi, sosyalist sistemin dağılmış olmasının yanında anti-emperyalist hareketlerin de zayıflamış olmasındandır. Şimdi ayağa kalkma zamanıdır. Barış mücadelesi soyut bir mücadele değildir. Eğer ABD saldırıları görmek istemiyorsak, onların dünya halklarına saldırılarına karşı çıkmalı, o halklarla dayanışmamızı göstermeliyiz. Eğer emperyalizmin saldırılarını görmek istemiyorsak, ülkemizdeki NATO üslerine karşı çıkmalı, üslerin kapatılması etkinliklerini arttırmalıyız. Halkın önünde hiçbir kuvvet duramaz. Yeter ki halk örgütlü ve ısrarlı olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.