Nadiye Karahan
Türkiye’de artık bir sabaha daha çocuk cinayeti haberiyle uyanmak kimseyi şaşırtmıyor. Asıl korkutucu olan da bu zaten. İnsan hayatının, özellikle de bir çocuğun hayatının bu kadar sıradanlaşması…
İster istemez soruyor insan: İnsan öldürmek bu kadar mı kolaylaştı? Çeteler neden bu kadar rahat? Ve en acısı, neden küçük çocuklar kullanılıyor?
Bu sorular öfkeyle soruluyor olabilir ama cevapları soğukkanlılıkla düşünmek zorundayız. Çünkü yaşadığımız tablo bireysel suçlardan ibaret değil, bu açık bir sistem sorunu.
Bugün bir çocuk sokak ortasında öldürüldüğünde, birkaç gün konuşuluyor, sosyal medyada tepki veriliyor, sonra gündem değişiyor. Şiddet hızla tüketiliyor, suç sıradanlaşıyor. Uzayan yargı süreçleri, iyi hâl indirimleri, denetimli serbestlik uygulamaları toplumda güçlü bir cezasızlık algısı yaratıyor. “Nasıl olsa bir şey olmuyor” düşüncesi, tetiği çeken parmak kadar tehlikeli hale geliyor.
Çetelerin bu kadar pervasız olmasının nedeni güçleri değil, buldukları boşluklar. Devlet otoritesinin zayıf hissedildiği mahallelerde, yoksulluğun derinleştiği bölgelerde, gençlerin sahipsiz bırakıldığı alanlarda çeteler cirit atıyor. Devlet görünmez olduğunda, çete görünür oluyor. Denetimsizlik, adalete güvensizlik ve umutsuzluk bu yapıları besliyor.
Peki neden küçük çocuklar?
Cevap acı ama net. Çünkü bu bir tercih. Bilinçli, hesaplı bir tercih. Çocuklar daha az ceza alıyor, tutuklanmaları zor. Çeteler bunu biliyor ve çocukları adeta bir kalkan gibi kullanıyor. Bunun yanında çocuklar daha kolay korkutuluyor, daha kolay kandırılıyor. Biraz para, biraz “abi”lik, biraz aidiyet duygusu… Sistem tarafından dışlanmış bir çocuk için bu vaatler cazip hale geliyor.
Ailede korunmayan, okulda fark edilmeyen, sokakta sahipsiz kalan her çocuk, çeteler için potansiyel bir hedef. Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir avlanma düzeni. Bugün gözcülük yaptırılan, kuryelik verilen çocuklar, yarın bıçakla, silahla tanıştırılıyor. Bir çocuk suça bir kez sürüklendiğinde, onu geri kazanmak çok zorlaşıyor.
Bunlar neyin kafasını yaşıyor?” diye soruyoruz ya…
Aslında yaşanan şey bir ahlaki ve toplumsal çöküş. Güç zehirlenmesi, hızlı para hırsı, korku salarak var olma isteği ve derin bir aidiyet boşluğu. Ama ne olursa olsun, hiçbir gerekçe bir çocuğun hayatından daha değerli değil.
Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa, geleceğini de koruyamaz. Çocuk cinayetleri ve çete şiddeti münferit olaylar değildir. Bu yaşananlar açık bir toplumsal alarmdır. Bu alarmı susturmaya çalışmak yerine duymak zorundayız.
Çünkü susarsak, sıradaki haber yine bir çocuğun adıyla gelecek.























