Çeviri: Ali Laricani’nin Az Bilinen Diğer Yüzü

0
87

Aşağıdaki yazı İran yanlısı bir internet sitesinden aldık. Yazı İran’ın İsrail tarafından öldürülen ve ulusal güvenliğinden sorumlu lideri Ali Laricani hakkındadır. Eleştirici gözle okunduğunda faydalı olacağına inanıyoruz. Odak Dergisi

Ali Laricani’nin Az Bilinen Diğer Yüzü
Yazan: Faize Gaffar Haddadi

Bu yazıyı, Ali Laricani’nin eşi Feride Hanım’la geçirdiğim unutulmaz iki saatlik bir sohbete dayanarak kaleme alıyorum. Görüşme birkaç ay önce, bir sonbahar akşamüstü evlerinde gerçekleşti. Başta annesi hakkında konuşmayı planlamıştık ama sohbet boyunca “Ali” ismi onun dilinden hiç düşmedi.

Şöyle dedi:
“Ali evde olmayınca, sanki elim kolum kesiliyor! Ali evdeyse, bana sormadan bütün ev işlerini o yapar. Alışverişi o halleder, sebzeleri ve tavuğu o temizler, bulaşıkları o yıkar…”

Öylece donakaldım. Dışarıda İran’ın ulusal güvenliğini omuzlayan bir adam, nasıl olur da evde tavuk temizleyip bulaşık yıkayabilirdi?

Sonra anladım ki, tüm bunlar sadece “Ali evdeyken” oluyor… ve Ali altı aydır eve gelmiyor. On iki gün süren savaştan bu yana, normal bir hayat sürmesine izin verilmiyor. Dünyanın süper güçlerinin bile başına ödül koyduğu bu adam, aslında öyle bir hakiki aşık, genç ruhlu ama olgun kişilikli ve son derece sakin bir insandı ki… Daha gençliğinde bile “olgunlaşmıştı.”

Yirmi yaşına basmadan Farideh’e talip olmuştu. Farideh’in babası, büyük alim ve devrimin öncü isimlerinden Ayetullah Murtaza Mutahhari’ydi. Mutahhari bu talebe olumlu yaklaştı ancak eşi tereddüt edip sordu: “Ama o daha çok genç değil mi?”

Murtaza Mutahhari şu cevabı verdi: “Hayır. Onunla konuştum, tartıştım. Düşünceleri olgun.”

Ayetullah Mutahhari, kızının Ayetullah Amoli’nin oğluyla evleneceğini İmam Humeyni’ye de müjdeledi ve İmam’ın, bir alim çocuğunun diğer bir alim çocuğuyla evlenmesinden duyduğu memnuniyeti gördü.

Ekonomik olarak Ali’nin ailesi daha varlıklıydı; kuzeyde çok sayıda toprakları ve hayvanları vardı. Genç çift için hazırlanan ev o kadar büyüktü ki, Ayetullah Mutahhari boş odaları doldurmak için iki takım koltuk ve iki halı almak zorunda kalmıştı.

İşin ilginç yanı, bu eşyalar hâlâ evlerinde kullanılıyor. Şehit Mutahhari’nin kırk yıl önce aldığı mobilyalardan başka bir şey yok evlerinde. Bu aslında hiç şaşırtıcı değil.

Feride Hanım anlatıyor: “Ali, meclisten ya da üstlendiği diğer görevlerden hiç maaş almadı. Yıllar boyunca geliri, sadece üniversite hocası olarak aldığı yaklaşık kırk milyon tümen (yaklaşık 200-300 dolar) kadardı ve bundan bile bir kısmını, kendini borçlu hissetmemek için Beyt’ül-mal’e (kamu hazinesine) iade ederdi.”

Yine anlattığına göre, ev alırken paraya ihtiyaçları olduğunda kızı, “Baba, neden meclisteki birikmiş maaşlarını almıyorsun?” diye sormuş.

Ali ise şöyle cevap vermiş: “Biz bu ülkeye çok şey borçluyuz. Hiçbir şey talep etme hakkım yok.”

Oysa o, devrimin başından beri hiç rahat yüzü görmemiş, hep İran için mücadele etmiş ve çalışmıştı. Buna karşılık aldığı şeyler ise çoğu zaman haksızlıklar, suçlamalar ve kıskançlıklardı.

Feride Hanım diyor ki: “Seçimlerde adaylığı onaylanmayınca, günlerce birçok insan geldi, tıpkı şimdi sizin oturduğunuz şu koltuklara oturup protesto etmesi, kendini savunması, açık mektup yazması, şikayette bulunması için ona baskı yaptılar…”

Hepsini sakin sakin dinledi, sonra misafirlerini saygıyla uğurladı ve sadece şunu söyledi: “İnşallah her şey düzelir. Sisteme ekstra bir sorunla yük olamam.”

Oysa gerektiğinde sistemi savunmayı, büyük bir savaşçı gibi rakibin meydan okumasına nasıl ve ne zaman en sert tokadı vuracağını çok iyi bilirdi.

Siyaseten bu kadar olgun bir adamın çocukların karşısında bu kadar yumuşak olabileceğini kim tahmin edebilirdi? Eve dönüşüne izin verilmediği şu dönemde bile, torunlarını birkaç hafta görmeyince özlemekten hüzünleniyordu.

Ailedeki tüm çocukları, kendi çocukları dahil çok severdi. Ancak…
Çocuklarını asla işlerine karıştırmazdı.

Oğlu Murtaza’nın çok güzel bir sesi vardır ve ezanı pek güzel okur. Feride Hanım diyor ki:
“Ali’nin birçok arkadaşı, onu devlet televizyonunun başında olduğu dönemde Murtaza’yı televizyona çıkarıp ezan okutması için çok zorlamasına rağmen, Ali buna asla izin vermedi.”

Feride Hanım sözlerini şöyle sürdürdü: “Babamın şehadetinden bu yana geçen kırk yılı aşkın süredir Ali benim için hem babam, hem eşim, hem arkadaşım, hem de öğretmenim oldu. Onun bir tek saç teli bile incinsin istemem, buna tahammül edemem.”

Dün gece, Ali’nin şehadet haberini şu sözlerle okuyunca: “Ali Laricani şehadet kadehini yudumladı”. Onun için endişelenmedim, hatta devrimin akıbeti için de endişelenmedim. O, hakkı olana kavuştu ve devrim bireylere bağlı değildir.

Ancak Feride’yi çok düşündüm.
Bir zamanlar babası Murtaza Mutahhari öldürülen, şimdi ise eşi, arkadaşı ve öğretmeni Ali’yi de kaybeden o kadını…

Ali’siz evde, sanki eli kolum kesilir diyen kadını… Ve hâlâ o güzel sesli, ezanı güzel okuyan oğulları Murtaza’yı düşündüm…

Eminim, bu kadının çekeceği tek bir derin âh, Amerika ve İsrail’i kökünden sökmeye yeter.

Fotoğraf: Ali Laricani’nin evinin oturma odası

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.