DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ’NDE NEREDEN NEREYE

0
97

İPEK BİNGÖL

Bugün takvimler tekrar 8 Mart’ı gösteriyor. Yıllar ve hatta yüzyıllar geçti ama hâlâ biz kadınların yaşadığı sorunlar değişmedi. Bugünkü yazımızda geçmişten günümüze Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne değineceğiz.

Yazımıza 8 Mart’ın tarihi ile başlıyoruz.

8 Mart’ın Tarihi

Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışı ve üretim araçlarının fiilen hayata geçişi, emek sömürüsünün ve ayrımların önünü açtı. 19. yüzyılda halk yoksulluk ile mücadele ederken sanayileşmenin hızlanması fabrikalara yoğun bir işçi yığılmasının önünü açtı. İşçilerin, iş gözetilemeyecek koşullarda hayatına devam etmesiyle birlikte burjuvazi bu sömürüyü derinleştirdi. Bu sömürüden en büyük payı da o dönemde biz kadınlar ve çocuklar aldık. Kadınlar ve çocuklar düşük ücretlere, 16 saate varan çalışma saatlerine ve iş kazalarına kurban gidiyordu. Elbette ki bu sömürüye karşı sessiz kalmadık.

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösterdiğinde ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan yüzlerce dokuma işçisi kadın; güvenceli çalışma, eşit ücret ve çalışma saatlerinin azalması talebiyle greve çıktı. Ancak bu hak arayışı polisin sert ve orantısız müdahalesi ile katliama dönüştü. İşçiler kendilerine yönelen saldırıların ardından fabrika kapılarını kilitledi. Çatışmalar sırasında çıkan yangın ve polisin fabrika önüne kurduğu barikatlar nedeniyle içeride mahsur kalan 129 kadın işçi yanarak yaşamını yitirdi.

Tekstil fabrikasında yükselen bu grev, kadınların mücadele ruhunu daha da güçlendirdi. Yaşanan acı kayıplar, kadınların seslerini daha gür duyurabilmelerinin önünü açtı. Bu olay, kadın işçi mücadelesinin sembolik başlangıçlarından biri olarak tarihe geçti.

Yukarıda da değindiğimiz gibi tekstil fabrikasında gerçekleşen grev, kadınların özgürlük mücadelesinin ilk kıvılcımı olma rolünü taşıyor. Kadınların gündelik hayatta yaşadığı eşitsizlikler ve siyasi haklardan mahrum bırakılmaları, 20. yüzyılın başlarında kadın hareketinin güçlenmesinin önünü açtı. Kadınlar hem eşitlik talebi hem de oy kullanma talebi ile kitlesel eylemler gerçekleştirdi.

1910 yılında Kopenhang’da 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı düzenlendi. Alman kökenli sosyalist lider Clara Zetkin konferansta kadınların eşitlik mücadelesini güçlendirmek için uluslararası bir kadınlar günü düzenlenmesini önerdi. Konferansa katılan delegelerin bu fikri benimsemesiyle birlikte tüm dünyada kadınların özgürlük mücadelesinin önünü açacak bir düşünce ortaya çıktı.

8 Mart’ın benimsenmesinde Rusya’da yaşanan olaylar önemli rol oynadı. Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yoksulluk ve kıtlık 1917 yılında kadın işçilerin greve çıkmasının ateşleyicisi oldu. Petrograd kentinde kadın işçiler “ekmek ve barış” sloganıyla greve çıktı. Oluşan bu grev kısa zamanda kitlesel protestolara dönüştü ve monarşinin devrilmesine yol açan Şubat Devrimi’nin başlangıcı oldu. Bu olaydan sonra 8 Mart kadınların mücadelesi ile örtüşür bir gün hâline geldi ve Sovyetler Birliği ile sosyalist hareket içinde düzenli olarak kutlanmaya başlandı.

20. yüzyılın ortasında 1857’de ateşlenen kıvılcımın etkisi daha da yükseldi. Kadınlar eğitim hakkı, siyasete giriş, eşit ücret ve sosyal haklar için mücadele etmeye devam etti. Bu mücadelenin etkisiyle 8 Mart dünyanın birçok yerinde tanınırlık sağladı. 1970 yılında ise kadın hareketi küresel ölçekte bir yükseliş yaşadı. Hatta bu yükseliş 1977 yılında Birleşmiş Milletler’in 8 Mart’ı resmen tanımasına yol açacaktı.

Girişte de değindiğimiz gibi yıllar ve hatta yüzyıllar geçiyor ama bizlerin yaşadığı sorunlar değişmiyor.

Kapitalizm direnerek kazandığımız her şeyi anlamsızlaştırmaya ve kendine reklam malzemesine dönüştürmeye çalışıyor. “Emekçi kadınlar” vurgusunu ortadan kaldırmaya çalışıp tüketim aracına dönüştürülmesi sağlanan direniş günü için şimdiden türlü çiçek ve çikolata reklamları önümüze çıkmaya başladı. 8 Mart bir kutlama günü değil, direniş günüdür. Yani bu direnişin öznesi olan biz kadınların günüdür ve günümüzü kapitalizmin pazarlamasına izin vermeyeceğiz.

8 Mart’ı ortaya çıkaran koşullar günümüzde de devam ediyor. Kapitalizmin en büyük dayanaklarından biri olan ataerki, sömürünün derinleşmesinin önünü açıyor. Günümüzde hâlâ kadınlar cinayetlere, baskılara ve sömürüye kurban gidiyor. Aynı işi yapan bir kadın ve bir erkek aynı maaşı almıyor. Bu düzen hiçbir zaman biz kadınların kaderi olmadı. Tarihsel süreçte de değindiğimiz gibi mücadelenin öznesi konumunda yerimizi aldık. Şüphesiz ki biz kadınların içinde yatan inanç hâlâ Clara Zetkinleri, Mirabel kardeşleri, Roza Luxemburgları ve Sevim Bellileri taşıyor.

Mücadeledeki rolümüzün farkındayız. Bugün ise bu inançla alanlarda olacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.