Ülkede bu hafta da kadınlar, öğrenciler, işçiler; şiddete, yoksulluğa ve baskıya karşı sokağa çıktı. İktidar yaşananlara yasaklar koyarak ve soruşturmalar açarak cevap verdi. İmralı ziyaretiyle Kürt sorununun çözümü yolunda çok önemli adımların atılmakta olduğu izlemini verildi. Dünyada ise savaşlar, mezhepçi saldırılar ve siyasi pazarlıklar gündemdeydi.
Türkiye’de 25 Kasım eylemleri: İşsizliğe, yoksulluğa, yasaklara ve patriyarkaya karşı kadınlar sokaktaydı
Türkiye’nin başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere birçok şehrinde kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü dolayısıyla sokaklardaydı.
İstanbul’da Taksim Tünel Meydanı çevresinde Valiliğin yasağına rağmen kadınlar bir araya gelerek Tünel boyunca maruz kaldıkları yoksulluğa, işsizliğe, şiddete, güvencesizliğe, nafaka saldırılarına ve Filistin’deki soykırıma karşı sloganlar attı. Beyoğlu Kaymakamlığı eylemi daha başlamadan yasakladığını duyurdu, alan polis ablukasıyla kapatıldı. Yürüyüş sırasında ve sonrasında en az 14 kişi gözaltına alındı; gözaltına alınanlar daha sonra serbest bırakıldı.
Kadına şiddete karşı eylemler bu yıl da Kürt siyasal hareketinin inisiyatifinde gelişti. Eylemlerde Rojova teması ve Jin Jiyan Azadi sloganı öne çıkarıldı. Rojova’da ABD ile stratejik ittifak Türkiye’de ise AKP iktidarı ile adı hala konulmamış bir çözüm süreci içindeki Kürt siyasal hareketi özellikle feminist kadın hareketini kendi inisiyatifinde tutmaya çalışmaktadır. Kadın hareketi adına bu oluşumların peşine takılmak yerine anti-emperyalist bağımsız kadın hareketi geliştirilmelidir. Bu hareketin geliştirilmesi yolunda okullarda, mahallelerde, iş yerlerinde yapılacak çalışmalarla öncü kadınların yetişmesi sağlanmalıdır.
İmralı heyeti ve Kılıçdaroğlu–Erdoğan hattı
Meclis’te kurulan “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” AKP, MHP, TİP, EMEP ve DEM Parti’den oluşan bir heyetle İmralı’ya gitme kararı almıştı. CHP yönetimi, İmralı ziyaretini “meşruiyet” ve “şeffaflık” meseleleri üzerinden eleştirerek, komisyona katılmayacağını açıkladı. Parti tarafından alınan bu karar, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından açıkça eleştirildi ve partisinin “risk alması, sürece dahil olması” gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı, geçmişte kendi söylediği sözlerle de eleştirildi.
Kılıçdaroğlu daha önce İmralı için “meşru organ değil” sözlerini söylemişti.
İşin başka bir boyutu da Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun çıkışını destekleyen açıklamalarıydı. Erdoğan, heyetin İmralı’ya gidişini “sürecin önünü açan, terörü tasfiye edecek hızlandırıcı bir karar” diye överken, Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönük eleştirilerini de olumlu bulduğunu söyledi.
Kürt sorununun halkların gerçek eşitliği ve özgürlüğü temelinde çözülmesi gereken önemli bir sorun olduğu açıktır. Ancak iktidar bu sorunu, zaman zaman Kürt halkını bastırarak, zaman zaman da İmralı ile işbirliği yaparak kendi iktidar ömrünü uzatmak için kullanmaktadır.
Bu tabloda CHP’nin heyete katılmama kararı, tüm eleştirilebilir yönlerine rağmen, AKP’nin ördüğü bu sürece yedeklenmeyi reddetmesi açısından stratejik önemdedir. Ancak sorunun gerçek çözümü ne AKP’nin masa başı planlarında ne de CHP’nin mevcut muhalefet çizgisinde yatıyor. Kalıcı ve gerçek bir çözüm ancak hem Türk hem Kürt işçi ve emekçilerinin kendi bağımsız, anti–emperyalist ve sosyalist hattını kurup güçlendirmesiyle mümkündür.
Gıda zehirlenmesi ve halk sağlığı
Kocaeli’de özel bir lisede 14 öğrenci, kantinden aldıkları tavuk ürününü yedikten sonra mide bulantısı ve kusma şikâyetleriyle hastaneye kaldırıldı. Sağlık ekiplerinin ilk değerlendirmesi gıda zehirlenmesi yönündeydi. Son haftalarda farklı şehirlerden de benzer haberlerle karşılaştık. Okul yemekhanelerinde ve kantinlerinde yenen yemeklerden sonra toplu zehirlenme vakaları art arda yaşandı.
Bunlar öğrencilerin yaşadığı “talihsiz” olaylar değil; eğitim ve sağlıkta özelleştirme politikalarının sonucudur. Okul kantinleri ve yemekhane hizmetleri taşeronlara devrediliyor, bu taşeronlar da maliyetleri kısmak için en ucuz ve denetimsiz tedarikçilerle çalışıyorlar. Çocukların ve gençlerin sağlığı “ihale bedelleri”nden daha önemsiz hale geliyor. Gıda güvenliği ve halk sağlığı; kamusal ve ücretsiz nitelikli eğitimle birlikte ele alınmalıdır.
“Demokrasi”nin sınırı iktidarın sabrı kadar
Duman’ın solisti Kaan Tangöze’nin Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ndeki konserinde “Baltalar Elimizde”yi, iktidarın imar ve talan politikalarını eleştiren sözlerle söylemesi, konser sonrası hedef haline getirilmesine yol açtı. Yandaş medya, Tangöze’yi “devlet düşmanlığı” ile suçladı. Üniversite yönetimi ise yaptığı açıklamayla konser hakkında idari inceleme ve soruşturma başlatıldığını duyurdu. Bir yanda “kardeşlik ve demokrasi için” barış görüşmeleri yapılırken, diğer yandan da bir şarkı yüzünden sanatçılar hakkında soruşturma açılıyor.
Fatih Altaylı’ya hapis ve tutukluluğa devam
Gazeteci Fatih Altaylı, Cumhurbaşkanı’na yönelik sözleri nedeniyle yargılandığı davada ikinci kez hakim karşısına çıktı ve İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza henüz kesinleşmediği halde mahkeme ayrıca tutukluluk halinin devamına karar verdi. Altaylı, 22 Haziran’dan bu yana “Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla Silivri’de tutuklu bulunuyor. Altaylı’nın duruşmada Erdoğan’a iltifat anlamına gelebilecek sözleri onun ceza almasını önleyemedi.
Haftanın direniş haberleri
Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan hak ve özgürlük mücadeleleri ile devam ediyoruz.
Cumartesi Anneleri her hafta yaptığı basın açıklamasını bu hafta da gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri; “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1078. haftasında tekrardan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bir araya gelen grup, 45 yıldır akıbeti belli olmayan Hayrettin Eren’in durumunu sordu.
Bu hafta hasta mahpusların sesini yükseltmek için eylemlere de devam edildi. Ankara, İzmir ve İstanbul’da gerçekleşen basın açıklamasında; ağır hasta mahpus Fevzi Adanır ve tüm kadın hasta tutsakların durumlarına dikkat çekilerek derhal serbest bırakılmaları talep edildi.
Diyarbakır’da öğrenciler 25 Kasım 2015’te Sur ilçesinde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’yi andı.
Gençlik haberleri
Öğrenci Kolektiflerinin 700 öğrenciyle yaptığı ankete göre üniversitelilerin %95,5’i mevcut KYK bursu/kredisiyle temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Ayrıca 700 öğrencinin %80,7’si üniversitede yemek yerken bütçesinin ciddi şekilde zorlandığını belirtiyor.
İstanbul Üniversitesi’nde Saray rejiminin gerici politikalarından biri olan “Aile Yılı” konferansının düzenlenmek istenmesine öğrenciler tepki gösterdi. Bu gericiliğe izin vermeyen öğrenciler önce mor boya eylemi gerçekleştirdi, ardından bir araya gelerek protesto düzenledi. Bu olayın ardından ise ÖGB’ler, nefret ve faşizme karşı durdukları için öğrencilere saldırdı.
İzmir’de gençlik örgütlerinin çağrısıyla çocuk işçi ölümlerine karşı bir eylem yapıldı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan gençler, “Çocuk İşçilik Yasaklansın, MESEM’ler Kapatılsın” pankartı açtı. Eylemde, son dönemde işkenceyle katledilen Muhammed Kendirci’nin ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların isimleri anıldı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in MESEM’leri övmesine rağmen bu merkezlerde yaşanan çocuk işçi ölümlerine dikkat çekildi. Eylemin sonunda pankartı İl Milli Eğitim Müdürlüğü kapısına asmak isteyen öğrencilere polis müdahale etti. Pankartı yırtmaya çalışan polise karşı eylemciler pankartı teslim etmedi.
KYK yurtlarında güvensiz ve sağlıksız koşullarda yaşanıldığını düzenli olarak yazıyoruz. Son zamanlarda artan zehirlenme olayları bu yurtlarda da yeniden gündeme geldi. Adıyaman’ın Besni ilçesinde bulunan Besni Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin kaldığı KYK kız yurdunda akşam saatlerinde zehirlenme şüphesiyle 50 öğrenci hastaneye kaldırıldı. Son dönemde arka arkaya yaşanan zehirlenme vakalarının ardından KYK yurtlarında da benzer bir olayın meydana gelmesi kamuoyunda tepkiye yol açtı. Bazı vatandaşlar, “Evlatlarımızı emanet ettiğimiz devlete bile mi güvenmeyelim?” diyerek duruma tepki gösterdi.
KYK yurtlarında bir diğer gündem ise kadın öğrencilere yapılan tehdit. 18 yaşını geçmiş yetişkin öğrencilere, KYK Bornova Kız Yurdu da dahil olmak üzere birçok yurtta, gece 12’den sonra yurda giriş yapmadıkları takdirde ailelerine haber verileceğine dair bilgilendirme yapılıyor.
Haftanın dikkat çeken işçi haberleri
İşçi cinayetleri fabrikalarda, şantiyelerde, atölyelerde, madenlerde, tarımda ve çalışma hayatının her alanında can almaya devam ediyor.
MESEM projesiyle yasal hale getirilen çocuk işçilik ise çalışma hayatının kanayan yarasına dönüştü. Çocuk işçilik sömürü düzeninin en kirli yüzünü oluşturuyor. Bu hafta çocuk işçilikle mücadele konusunda çeşitli illerde çok sayıda eylem yapıldı.
Gebze Sendikalar Birliği bu hafta Gebze Kent Meydanı’nda kalabalık bir basın açıklaması yaparak hayat pahalılığına, yoksulluğa ve asgari ücretle ilgili sefalet düzeyindeki yüzde 20-25′ lik zam dayatmalarına karşı güçlü şekilde ses yükseltti.
Smart Solar işçileri yasal hakları için 38 gündür grevlerini sürdürüyor. Çok sayıda kurumun ziyaret ederek dayanışma içinde olduğu işçileri bugün Emekçiler Dayanışması ziyaret etti.
Özel Okmeydanı Hastanesi işçileri 19 gündür hakları için mücadele ediyor. 180 çalışan hastane binasının depreme dayanıksız olduğu iddia edilerek bir anda ücretsiz izne çıkartıldı ve çalışma hakları, yasal hakları gaspedildi.
Ankara Sincan’da bulunan Tapeten Mensucat işçileri 85 gündür hakları için direniyor.
Şık Makas işçileri hakları için mücadele etmeye devam ediyor.
Nakliyat-İş Sendikası Ağustos ayından beri devam eden toplu sözleşme görüşmelerinden bir sonuç alınmaması nedeniyle Tüvtürk İstanbul taşıt muayene istasyonlarına grev ilanlarını astı.
Hödlmayr işçilerinin sendika düşmanlığı ve işçi kıyımına karşı Doğuş Otomotiv önündeki direnişi 42 gündür devam ediyor.
Dev Yapı-İş üyesi işçiler Berko inşaat isimli firmadan gaspedilen haklarını almak için direnişlerine devam ediyor.
Temel Conta işçileri hakları için 354 gündür direniyor.
Submed işçilerinin Petrol İş Sendikası’nın sendikal yetkiyi almasıyla başlayan işten atılmalara karşı direnişi devam ediyor.
SAG Hidrolik işçilerinin işten atmalara ve sendika düşmanlığına karşı direnişi sürüyor.
Şişli Belediyesi işçilerinin toplu sözleşme haklarını istediği için işten atılmalarına karşı verdikleri mücadele devam ediyor. Belediye önünde işten atılmaya karşı direniş dürüyor.
Özetimize dünyada yaşanan önemli olaylarla devam ediyoruz:
Suriye’de Alevi ve Ermeni halkına saldırılar
Hafta içinde Suriye’nin Humus şehrinde Sünni kökenli bir çift evinde katledilirken, saldırganlar evin duvarlarına cinayeti Alevilerin üzerine yıkacak şekilde kanla “Ya Hüseyin!” sloganı yazdı. Bunun üzerine Alevi mahallelere yönelik mezhepçi saldırılar başladı. Ardından bölgede seferberlik ilan edildi ve hem Alevi hem de Ermeni toplulukları, kendilerine dönük uzun süredir biriken nefretin yeniden canlandırıldığını belirttiler. Alevi liderler can ve mal güvenliklerini korumak için federasyon talep ettiler. Cinayetin İsrail tarafından mezhep çatışmasını kışkırtma amaçlı yapılması ihtimalini güçlü görüyoruz. HTŞ devletinin dinci çatışmalara çok açık niteliği, Suriye’nin bölünmesini körüklemektedir.
İsrail Hizbullah’ın önemli komutanını öldürdü
Gazze’de ateşkes ve barış planı konuşmaları sürerken soykırımcı İsrail ordusu, hem Gazze Şeridi’nde hem de işgal altındaki Batı Şeria’da saldırılarına devam ediyor. Son günlerde Gazze’de insansız hava araçları ve savaş uçaklarıyla yapılan saldırılarda çok sayıda Filistinli hayatını kaybederken; Batı Şeria’nın kuzeyindeki kamplara ve Tubas kentine yönelik geniş çaplı bir kara ve hava operasyonu başlatıldı. On binlerce Filistinli yerinden edildi, yüzlerce kişi gözaltına alındı, Jenin ve çevresinde yürütülen operasyonlarda sivillerin infaz edildiği görüntüler ortaya çıktı.
Bu tabloya Lübnan da eklendi. İsrail, Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’ın askeri kanadının fiilen ikinci ismi sayılan Haysem Ali Tabatabai’yi öldürdüğünü açıkladı. Saldırıda en az beş kişi hayatını kaybederken, onlarca kişi ise yaralandı.
Filistin ve Lübnan hattında yaşananlar, emperyalistlerin aracılık ettiği “barışın” gerçek bir barış olmadığı, tam tersine İsrail’e yeni saldırılar için alan açtığı görülüyor. İsrail saldırılarına karşı çözüm ise Filistin halkıyla küresel dayanışmayı yükseltmek ve Siyonizme karşı dünya çapında mücadele etmektir.
Trump’ın Ukrayna “barış planı” basına sızdı
Ukrayna savaşında “barış” tartışmaları sürerken, Trump yönetiminin özel temsilcisi Steve Witkoff’un Rusya’nın üst düzey yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmeleri basına sızdı. Sızan kayıtlara göre Witkoff, Kremlin danışmanına, hazırlanmakta olan barış planını Trump’a nasıl “satabilecekleri” konusunda tavsiyeler veriyor, Trump’ın “barış adamı” imajının öne çıkarılmasını istiyor. Aynı paket içinde Ukrayna’nın toprak kayıplarını kabul etmesi, NATO üyeliğinden fiilen vazgeçmesi ve askeri kapasitesinin ciddi şekilde sınırlandırılması gibi maddelerin bulunduğu ileri sürülüyor. AB emperyalistleri ise savaşın uzaması maksadıyla barış adına karşı önerilerde bulundu.
Ukrayna’da devam eden savaşın birinci sorumlusu emperyalistler ve Ukrayna faşistleriyken gerçek mağdurları ise, başta Ukrayna halkı olmak üzere dünyanın tüm emekçi ve yoksul halklarıdır.
Venezuela- ABD hattında yeni gerilimler
ABD Başkanı Trump, Venezuela merkezli olduğu iddia edilen Cartel de los Soles’i “yabancı terör örgütü” ilan etti ve bu yapının başına doğrudan Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yerleştiren bir tanımlama yaptı. Kararla birlikte Venezuela’ya dönük ekonomik ve diplomatik baskının artırılması, uluslararası havayolu şirketlerinin güvenlik gerekçesiyle ülkeye uçuşlarını durdurması gündeme geldi.
Latin Amerika’da yıllardır tekrarlanan senaryo yine sahnede. Enerji kaynakları ve jeostratejik konumu nedeniyle Venezuela, emperyalist kuşatmanın hedefinde. ABD Venezuela’da iktidarı yıkmak istiyor ancak yerine getireceği işbirlikçi güçlerin halk arasında tutunma imkanları zayıf durumdadır. ABD’nin Venezuela’ya karşı yaptırım ve müdahale tehditlerine karşı Venezuela halkının yanında saf tutmak önemlidir.
Papa’nın İznik ziyareti ne anlama geliyor?
Papa XIV. Leo, Mayıs 2025’te seçilmesinin ardından ilk yurt dışı gezisini Türkiye ve Lübnan’a yapıyor. Programda Ankara’da resmi temaslar, İstanbul’da din adamlarıyla buluşmalar ve en önemlisi 1700 yıl önce toplanan Birinci İznik Konsili’nin yıldönümü vesilesiyle İznik’te yapılacak ekümenik tören ve dua var. Papa, bu ziyaret çerçevesinde Hristiyan dünyasında Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliseleri arasında daha sıkı bir birlik, diyalog ve “barış mesajı” vurgusu yapıyor. Türkiye’deki temaslarında da dinler arası diyalog, göçmenler ve bölgesel çatışmaların çözümünde “ahlaki rol” gibi başlıkları öne çıkarıyor.
Gerçekleşecek bu ziyarete “dinler arası barış” çerçevesinden bakmak saflık olur. Bu ziyaret, Hristiyan dünyasını ABD liderliğinde birleştirmeyi amaçlarken Avrupa Birliği, NATO ve Vatikan hattındaki yakınlaşmanın da resmi niteliğini taşıyor.
Sonuç
Sokakta kadınlar, öğrenciler, işçiler, ezilen halklar direniyor; iktidar ise yasaklarla, yargılamalarla ve soruşturmalarla halkın direnişine cevap veriyor. Dünyada emperyalist bloklar savaş ve barış masalarını kendi çıkarları için kurarken; İsrail’in Filistin ve Lübnan’a saldırıları, Suriye’deki mezhepçi saldırılar ve ABD’nin Venezuela’ya yönelik yaptırımları da dahil olmak üzere her yerde bedeli yoksul halk ödüyor. Ezilenlerin özgürlük mücadelesinin safında olmamız çok önemlidir. Batılı emperyalistler dünyada gerilemeye mahkumdur.
Suriye’nin bugünkü duruma düşmesinde baş sorumluluk sahipleri arasındaki iktidar bugün de Kürt sorununu çözmekte olduğu izlenimi veriyor. Öcalan ile görüşülmeli mi görüşülmemeli mi, tartışması bu hafta da gündemin başında yer aldı. Bugün Öcalan’ı görüşmeye değer bulmayan milletvekillerinin bir çoğunun süreç devam ederse yarın ona yaranma yarışına gireceklerinden kuşku duymuyoruz. Öcalan Kürt halkı üzerinde belirleyici bir inisiyatif sahibi olan örgütün lideridir. Ancak Kürt sorununun çözümü yolunda görüşmeler yaptığını ve sürece muhalefet ettiğini iddia eden tarafların hiçbirine devrimcilerin güveni olamaz. AKP, MHP, Zafer Partisi, CHP gibi siyasi partiler sorunu kendi parti çıkarları doğrultusunda ele alırken Öcalan da sorunun kendi liderliğini güçlendirmesi yönünde çözümünü istemektedir. Emperyalizmin güdümünde yürütülen çözümlerin bedelini 20 yılı aşkındır halklarımız çok ağır ödüyor. Bu yüzden gelişmelere taraftar gözüyle değil de halkımızın ve ezilen halkların geleceği açısından bakmalıyız. Kürt sorunu Kürt halkının ulusal demokratik haklarının ve halkımızın demokratik hak ve özgürlüklerinin tanınmasıyla çözülebilir. Devrimci hareket bu iki sürecin birlikte yürümesini savunuyor. Halk hareketi egemen güçlerin arasındaki çelişkilerden yararlanarak geliştikçe gerçek çözümün yolu da açılacaktır. Bu süreçte bugünün en mütevazı bir direniş odağı bile ısrarlı mücadelesiyle yarının kurulmasında önemli katkılarda bulunabilecektir.

























