Küba Bizimdir!

0
29

Odak Dergisi

ABD emperyalistleri, Küba’da devrimi yıkmayı hedeflerine koydu. Bu amaçla Küba’ya uyguladıkları ambargoyu daha da sıkılaştırdılar. ABD’nin Küba’yla ticarete karşı uyguladığı ağır yaptırımlar nedeniyle, ülkenin en iyi ihtimalle iki-üç aylık petrol stokunun kaldığı bildiriliyor. Küba iktidarı ve dünya devrimcileri, Küba’yı savunmanın imkânlarını arıyor.

Petrol sıkıntısı nedeniyle ülkede fiyatlar olağanüstü artmış durumda. Bir otomobil deposunu doldurmanın maliyeti, birçok düşük gelirli Kübalının aylık maaşına eşit hale gelmiş bulunuyor. Cep telefonunu şarj edebilmenin dahi Kübalılar için çok zorlaştığı belirtiliyor. Hükümet, önlem olarak ilkokul dışındaki eğitim kurumlarını bir ay süreyle tatile çıkardı. Ülke gelirlerinin önemli bir kısmı turizmden sağlanırken, yakıt sıkıntısı nedeniyle uçaklara yakıt temin edilememesi turist gelişini engelliyor. Otellerde de enerji sorunu yaşanıyor. Yakıt darlığı, sağlık sistemini, ekonomiyi ve günlük yaşamı derinden etkiliyor. Küba yönetimi, ABD ile görüşmeye açık olduklarını; ancak bağımsızlıklarından ödün vermeyeceklerini ifade ediyor.

Küba halkı 1959 yılında ABD emperyalizmine ve onun yerli işbirlikçilerinin egemenliğine son verdi. Fidel Castro önderliğinde iktidarı alan devrimciler, bir avuç sömürücünün egemen olduğu kapitalist sistemin yerine halkın kendi ülkesini yönettiği dayanışmacı bir düzen kurma yolunu seçti. Nâzım Hikmet, Küba Devrimi’ni Saman Sarısı adlı şiirinde “mutluluğun resmi” olarak tarif etmişti.

Küba Devrimi, dünya devrimci hareketine büyük bir enerji ve soluk kazandırdı. Fidel Castro’nun “Devrim için savaşmayana sosyalist denmez” sözü devrimci gençliğin bilincinde yer etti. Latin Amerika’da emperyalizme ve yerli işbirlikçilere karşı mücadeleler yükseldi. Che Guevara önderliğindeki Bolivya gerilla mücadelesi başarısızlığa uğramış olsa da Che Guevara, ezilen insanlığın hafızasında silinmez bir yer edindi. Che Guevara ve Fidel Castro isimleri, 1960’lı ve 1970’li yıllarda dünya devrimci gençliğinin sembolleri haline geldi. Türkiye’de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO) ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) örgütlerinin ortaya çıkmasında Küba Devrimi’nin gerilla savaşı yoluyla başarıya ulaşmasının önemli etkisi oldu.

Küba Devrimi, emperyalizme karşı mücadelelerin öncüsü olarak görüldü. Che Guevara’nın “Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş narasıdır” sözleri bu yaklaşımı yansıtır. Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki bölünme karşısında da Küba, anti-emperyalist mücadeleyi öne çıkaran bir tutum geliştirdi. Vietnam’da ABD’ye karşı savaşın yükseldiği günlerde Che Guevara, “İki, üç, daha fazla Vietnam yaratmalıyız” diyordu. Küba’daki devrimci iktidar, Angola’nın bağımsızlık mücadelesine de önemli destek verdi.

Küba Devrimi, Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de yaşanan sosyalist ilkelerden sapmalara karşı sosyalist hareket için yeni bir soluk oldu. Devrimciler, sosyalizm adına taraftarlarını ve halkı koşullandırma ve iktidar mücadelesinde birbirini tasfiye etme anlayışından uzak duracaklarını ilan ettiler. Fidel Castro, “Devrim kendi evlatlarını yer” anlayışının Küba’da geçerli olmayacağını söylüyordu. Küba’daki devrimci iktidar, sosyalizmi halkın kendi kendini yönetmesi doğrultusunda geliştirme yolunda önemli adımlar attı. İktidarın çok elverişsiz dünya koşullarında ayakta kalmasında bunun büyük etkisi oldu.

ABD emperyalizmi Küba’yı sürekli hedefine koydu. 1961’deki Domuzlar Körfezi Çıkarması ile devrimi yıkmak istediler; ancak Küba kendisini savundu. 1960 yılından itibaren ekonomik abluka uygulamaya başladılar ve 1962’de bu abluka daha da sertleştirildi. Fidel Kastro’ya karşı 600’ün üzerinde suikast girişimi yapıldı. Devrim, halka dayanarak ve özellikle Latin Amerika’daki dayanışmayı harekete geçirerek ayakta kaldı.

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması Küba için ağır bir darbe oldu. Küba, bu dönemde özellikle tıp alanındaki gelişmelere yoğunlaştı ve turizmi geliştirmeye çalıştı. Sağlık alanında uluslararası düzeyde ilerlemeler kaydetti; birçok yabancı hasta tedavi için Küba’ya gitti. Eğitim alanında da önemli gelişmeler sağlandı. Kübalı hekimler, çeşitli ülkelere enternasyonalist gönüllüler olarak hizmet verdi. Sosyalist hareketin gerilediği ve ülkenin ciddi yoksulluk yaşadığı dönemde dahi Küba, yurttaşlarına eğitim, sağlık ve konut hizmetlerini sürdürmeyi başardı.

1999’da Hugo Chavez’in Venezuela’da iktidara gelmesi Küba için önemli bir destek oldu. Venezuela Küba’ya petrol sağlarken, Küba da karşılığında sağlık ve eğitim hizmetleri sundu. 2013’te Chavez’in ölümünün ardından göreve gelen Nicolás Maduro döneminde ilişkiler sürdü.

Güney Yarımküresi’nin yani tüm Amerika kıtasının, Grönlan’ı da kapayacak şekilde, tek egemeni olmayı ulusal güvenlik stratejisi olarak benimseyen ve buna “Donroe Doktrini” adını takan Donald Trump iktidarı Küba’yı düşürmeyi yakın hedefine koydu. ABD, ekonomik yaptırımları sıkılaştırarak Küba’daki devrimci iktidarı yıkmayı amaçlıyor. Bu politikaların Küba’daki sistemin çürümesine, halkın iradesizleşmesine ve devlet yapısının çözülmesine yol açması hedefleniyor.

Latin Amerika’da anti-emperyalist duyarlılığın zayıfladığı bir dönemde Küba’nın ekonomik sıkıntıları derinleşti. Ülkenin ekonomisini asgari düzeyde sürdürebilmesi için ciddi miktarda petrole ihtiyacı bulunuyor. Venezuela, Meksika ve Brezilya hükümetleri Küba’ya petrol satmaktan çekiniyor. Rusya ve Çin yardımları daha çok propaganda düzeyinde kalıyor. Küba’da devrim kendi halkının gücünü esas alarak hayatta kalmaya çalışıyor. Bu mücadelenin başarıyla ulaşması Latin Amerika halklarının ve ilerici insanlığın dayanışmasının yükselmesiyle mümkündür.

Ancak Trump iktidarının artan saldırganlığına karşı tepkiler de büyüyor. Filistin ile Küba dayanışmasının yan yana gelişmesi olasılığı artıyor. Küba kazanırsa insanlık kazanacak, dayanışma kazanacak, Trump yönetimi çok ağır bir darbe alacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.