Şevval Özdemir
Sosyalist mücadelenin özneleri olmuş kadınları okurlarımızla beraber öğrenmek adına, Özne Kadın İnisiyatifi olarak Sosyalist Tarihin Kadın Özneleri adıyla bir yazı serisi başlattık. Bu yazı serimizin dördüncü yazısında, Gerilla Tanya’nın, Haydee Tamara Bunke Bider’in sosyalizm yolundaki mücadelesini ele alacağız. İyi okumalar dileriz..
“Artık gitmeli miyim solan çiçekler gibi?
Yeryüzünde benden hiçbir şey kalmayacak
Ve adım unutulacak mı bir gün?”
Gerilla Tanya, tam adı Haydee Tamara Bunke Bider, Ernesto’nun Bolivya harekatına katılan tek kadındı. 1937’de Buenos Aires’te dünyaya gelen Tanya, Nazi Almanyası’ndan kaçmış Alman komünist bir ailenin çocuğuydu. Ailesinin politik geçmişi, onun erken yaşta dünya meselelerine duyarlılık geliştirmesini sağladı. Ailesi ona nerede olursa olsun mücadele etmeyi, kendi ülkesi olmasa da her yerde devrimci olunması gerektiğini öğretmişti. Anne-babasının politik faaliyetlerinin yakın tanığı olarak büyüyen Tanya, ilk gençlik yıllarından itibaren Küba’ya yoğun bir ilgi duymaktaydı. 18 yaşına geldiğinde Alman Birleşik Sosyalist Partisi’ne kabul edildi.
Tanya; iyi eğitim almış olmasının yanı sıra, birçok dil konuşabiliyordu ve edebiyat – müzik alanında bilgi birikimine sahipti. Marie Elena Capote, Granma Enternasyonal’in bir özel sayısında Tanya hakkında şunları yazmıştı:
“Neredeyse her zaman bir askeri üniforma giyerdi, bileklerde şişkin duran zeytin yeşili pantolonlar, postallar ve açık mavi ince bir tişört… Zeytin yeşili bir bere, geniş bir alının üzerinden sarkardı. Havana’da gazetecilik dersleri alırken böyle gözüküyordu. Hafif Arjantin aksanlı mükemmel İspanyolca’sı dışında, bir Latin Amerika kadınından çok daha fazla bir Avrupalı kadın imajını yansıtıyordu.”
1959 yılının Aralık ayında öğrencilere konferans vermek üzere Almanya’ya gelen Che ile tanıştı. 24 yaşında, Mayıs 1961’de Küba’ya gitti. Küba’da bulunduğu süre boyunca Eğitim Bakanlığı’nda, Küba Halklarla Dostluk Enstitüsü’nde ve Küba Kadın Federasyonu’nun yürütme kurulunda çalıştı. Tanya kısa zamanda Küba Kadın Federasyonu’ndaki en önemli militanlardan biri oldu ve kendisine verilen her görevi yerine getirdi. Sonunda ise Che’nin birliğine katıldı ve ‘Tanya’ kod adını burada aldı. Bu kod adını, Aralık 1941’de faşistler tarafından tutsak alınan ve işkence gören Sovyet gerilla Zoya Kosmodemskaya’ya hayranlığından seçmişti.
Che’nin birliğine katılmasının ardından onu zorlu görevlerin olduğu bir yol bekliyordu. Ulises Estrada’nın yazdığı ‘Tanya Che Guevara’yla Bolivya’da Gizli Görevde’ kitabında Tanya hakkında şu ifadelere yer verildi:
“Tamara’ya eğer kabul ederse, kendi güvenliğine yönelik ciddi riskleri de barındıran gizli bir görev verilecekti. En gizli koşullarda yürütülmesi gereken bu görev büyük ihtimalle Latin Amerika’da bir yerde olacaktı. Tamara kendisine yaptığımız teklifi, yaşaran gözleriyle, Latin Amerika’nın kurtuluşu uğruna verilen mücadelelere doğrudan hayalini gerçekleştirmesine imkan tanıyacağını umduğunu söyleyerek kabul etti. Bu görevin gerekirse gerilla mücadelesini de kapsayacağı belirtilince, Tamara sadece kod adını kendisinin belirleyip belirleyemeyeceğini sordu. Hayatı Bolivya’daki gerilla mücadelesinde sona eren ‘unutulmaz gerilla’ Tanya böyle doğdu. Tanya aynı zamanda, Tamara’nın hayranlığını hiç gizlemediği, kendi ülkesinde faşistlerce tutsak alınıp işkence edilen ve Aralık 1941’de öldürülen Sovyet gerilla Zoya Kosmodemyanskaya’nın kod adıydı.”
1964 yılında, Bolivya egemen sınıfının ve ordusunun temsilcileriyle ilişkilerini geliştirmek ve gerilla cephesi için uygun koşulları yaratmak adına göreve gitti. Bu görev sonucunda, 1966 yılında Küba Komünist Partisi’ne kabul edildi. Artık Tanya, gerilla güçleri ile doğrudan çalışmaya başlamıştı. Bolivya’da geçirdiği 18 günün ardından bir yoldaşı Tanya için şunları söylüyordu:
“Gördük ki acıya dayanıklıydı. Uzun tırmanışlarımıza alışık değildi ama yine de dayanıyordu. Birçok durumda kadın olduğu için sunulan ayrıcalıkları reddetti; gerilla ordusundaki diğer yoldaşlarıyla aynı muameleyi görmek istiyordu. O kadar kararlıydı ki kimsenin Che’ye hasta olduğunu söylememesini istemişti.”
Takvimler 31 Ağustos 1967’yi gösterdiğinde, birliğindeki gerillalar bir grup köylü tarafından ihbar edilip Vado Del Yeso’nun nehir kıyısında Bolivyalı askerler tarafından pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Tanya çalılıkların arasından çıkıp suya girdiğinde bir asker onu göğsünden vurdu, ardından Tanya suya düştü ve akıntıyla sürüklendi. 7 gün sonra, Bolivya ordusu Tanya’nın cesedini sırt çantasıyla birlikte buldu.
‘Ve adım unutulacak mı bir gün’ demişti yazdığı bir şiirinde. Tanya’nın cenazesi, ölümünden 31 yıl sonra, Aralık 1998’de Küba’nın merkezi kentlerinden Santa Clara’da, Che Guevara ve And Dağları gerillaları için inşa edilen mozoleye düzenlenen resmi bir törenle defnedildi. Kemiklerinin bulunmasının ardından annesi Nadya Bunke’ye, kızının nereye gömülmesini istediği soruldu. Nadya Bunke, hiç tereddüt etmeden, Tanya’nın Che ve yoldaşlarıyla birlikte Küba’da toprağa verilmesi gerektiğini ifade etti. Cenazenin üzerine hangi bayrağın örtülmesi gerektiği sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Komünist Partisi’nin bir üyesi olarak uğrunda savaştığı ve hayatını verdiği Küba’nın bayrağı.”
Che’nin ölümünden sonra Bolivya’daki devrimci mücadelenin lideri olan Guido Peredo, “Rojas ve Calderon”un önsözünde Tanya’dan şu sözlerle bahsetmişti:
“Bir çalışmanın başarılı olabilmesi için kendi kendine edinilmiş içsel disiplin esastır. Eski hayatın tümü artık geçmişe gömülmüştür. Artık yeni ve farklı bir insanın embriyosu ortaya çıkmaya başlar. Bu, daha ve daha fazla fedakarlık yapmayı daha ve daha fazla sevinçle arzulayan insanın embriyosudur. Tanya her gün başkaları için çok önemli olabilecek olan değerleri reddederek bu yolda ilerledi.”
Tanya, sadece gerilla olarak değil, sosyalist mücadelenin öznesi olan kadınlardan biri olarak da tarihe kazındı. Onun mücadelesindeki kararlılığı, erkek yoldaşlarından önde ya da arkada olmaksızın omuz omuza mücadelesini yürütmesi, fedakarlığı; devrimci mücadelenin cinsiyetsiz bir cesaret ve bilinçle örüldüğünü ortaya koyuyor. Bugün kadınların görünürlüğünü, eşitliğini ve kurucu rolünü tartışırken Tanya’nın mücadelesi bize şunu hatırlatır: Devrim, kadınların yalnızca ‘katıldığı’ değil; şekillendirdiği, öznesi olduğu bir süreçtir.






















