15-16 Haziran büyük işçi direnişi, kitle hareketleri ve sendikalar

0
55

Ahmet Sarıcan

Emek mücadelesi denilince mücadeleci güçlerin ve sendikaların tarihi geçmişi, rolleri, başarı ve başarısızlıkları, sonuçlar üzerindeki etkileri bir bütün olarak irdelenmelidir. Bu çok daha kapsamlı bir yazının konusu olabilir. Biz böyle yapmayacağız. Sadece dağarcığımızdaki bilgilerle ülkemizin yakın tarihindeki gelişmelere bir ışık tutmaya çalışacağız.

Batılı kapitalist ülkelerden gecikmeli olarak üretici güçlerin gelişmesi bizde de sınıfların (işçi sınıfı ve burjuvazi) konumlanışını getirdi. Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan bir ülke olarak adlandırılan ülkemiz işçi sınıfı ve emekçileri, katmerli bir sömürüyle yüzleşmek durumunda kaldı. Bu çifte sömürü bir taraftan yeni doğan ve kapitalist sisteme entegre olmaya çalışan yerli burjuvazinin azgın sömürüsü, diğer taraftan onların yabancı ortakları tarafından gerçekleştirilen emperyalist sömürüdür. Bu sömürü, doğal olarak sınıf çelişkilerinin sertleşmesine ve dünyadakilere benzer sendikal ve siyasal gelişmelere yol açtı.

1961 Anayasasının getirdiği nispi özgürlük ortamının da yardımıyla, sanayileşen ülkemizin büyük şehirlerinde, özellikle de İstanbul’da işçilerin sendikalaşma ve hak arama mücadelesine daha çok tanıklık etmekteyiz. Yemek boykotları, direniş, grev, fabrika işgalleri, fabrika sahasında toplanma ve protestolar şeklinde kendini gösteren eylemlilikler uzlaşmacı sendikacılık yapan Türk-İş Konfederasyonu içindeki ilerici ve sosyalist işçi liderlerini bir arayışa itti. Bu dönemde Türk-İş içindeki mücadeleci sendika liderleri üzerindeki baskılar da artmış, bazı sendikalarda sosyalistlerin tasfiyesine başlanmıştı. Alandaki sınıf hareketliliğine uymayan, maden ve fabrika işçilerinin kararlı hak arama mücadelelerine sessiz kalan Türk-İş’in tavrını tasvip etmeyen bazı sendikalar bu konfederasyondan koparak yeni bir örgütlenmeye gittiler. Böylece çoğunlukla sosyalist sendikacıların kurucusu olduğu DİSK ortaya çıktı.

1967 başlarında kurulan DİSK hızlı bir büyüme gösterdi ve çok sayıda eyleme imza attı. Bu eylemlerin en büyüğü ve işçi sınıfımızın tarihindeki en görkemli eylem olan 15-16 Haziran kalkışmasıdır.

DİSK’in hızlı büyümesi, sınıf ve kitle sendikacılığı şiarıyla işçiler nazarında tercih edilip güvenilir bir odak haline gelmesi burjuvazinin siyasal ve sendikal alandaki unsurlarını harekete geçirdi. Bu normal bir gelişmeydi. Burjuva siyasetçiler önce gelişen işçi örgütlerini içerden parçalamak için harekete geçerler, bu yetmezse yasaklama, provokatif eylemler, saldırılar, tutuklamalar vb. yöntemlerle gelişmeyi engellemeye çalışırlar. DİSK’in gelişmesini durdurmak için bunların hepsine başvuruldu. Önce burjuva siyasetçiler parlamentoda sınıf sendikacılığının önüne ne gibi yasal engeller koyabileceklerini tartışmaya başladılar. Bu tartışmalara sınıf uzlaşmacısı Türk-İş Sendikası da müdahil oldu ve o zamanlar henüz bir Türk-İş Konfederasyonu üyesi olan Genel-İş’in Başkanı Abdullah Baştürk de bu yasaklama çalışmalarına iştirak etti.

274 sayılı sendikalar, 275 sayılı toplu sözleşme, grev ve lokavt kanunlarında değişikliğe gidilmesi kararı alındı. Böylece DİSK’in önüne yasal bir set çekiliyor ve hatta büyümesinin önüne geçilmekle kalmıyor, getirilen yeni kurallarla DİSK çatısı altındaki birçok sendikanın kapısına kilit vuruluyordu. Ayrıca bağımsız ve küçük sendikaların tümü kapatılıyordu. İşçi sınıfımızın bu yasalar karşısındaki tepkisi çok sert oldu. Patronların siyasi sözcüleri tarafından değiştirilen bu yasalar, üretimden gelen gücünü kullanan ve özellikle İstanbul sokaklarında kesin bir hâkimiyet kuran işçi sınıfımız tarafından uygulanamaz hale getirildi.

Evet, yasa yürürlükten kalktı ama sermayenin işçi hareketi üzerindeki hesapları son bulmadı. 15-16 Haziran büyük işçi direnişi sonrasında gerek DİSK üyesi, gerekse DİSK dışından eylemlere katılan çok sayıda işçi fabrikalardan atıldı, bazı işçiler ve yöneticiler tutuklandı ama bu durum herhangi bir moral çöküntüye sebep olmadı. Dayanışma ile sorunlar aşılıp yol alındı. Bu süreçte DİSK’e yeni sendikalar katılıyor veya dirsek temasında bulunuyordu. Genel-İş bunlardan birisiydi ve DİSK’e katılma kararı aldı. 15-16 Haziran direnişleri öncesinde yasa değişikliğini destekleyen aynı sendikacılar tutum değiştirmiş ve Türk-İş’ten ayrılarak DİSK’e katılmak istemişlerdi. Bu durum DİSK içinde çok tartışıldı, sonuç olarak talep kabul edildi.

CHP siyasetinin egemen olduğu Genel-İş Sendikası üye sayısı olarak DİSK içindeki sendikaların en büyüğü oldu. Doğal olarak DİSK içindeki dengelere etkisi olacaktı. Nitekim fazla zaman kaybetmediler. İki sosyalist hareketin rekabet ve çatışmasını değerlendirerek ( TİP ve TKP) DİSK içindeki sosyalist veya sosyalistlerin etkisindeki sendikacıları tasfiye etmek için harekete geçtiler. 1977de yapılan genel kurulda sosyal demokratlar DİSK Kurucu Genel Başkanı Kemal Türkleri başkanlıktan düşürdüler. Bununla da kalmadılar, 4 sendikayı DİSK’ten ihraç etmek için disiplin kuruluna sevk ettiler.

Sosyal demokrasi karakteristik özelliğini göstermiş, sınıf uzlaşmacısı bir DİSK üst yönetimi inşa etmişti. Sol güçleri birbirine vurdurarak başardığı bu durum halen devam etmektedir. 15-16 Haziran, DGM direnişi, büyük 1 Mayıs gösterileri, faşizme karşı ihtar eylemleri gibi büyük ve siyasi içerikli eylemleri ortaya koymuş olan DİSK bu gün ülke ve sınıf için son derece pasif bir konumdadır. Her sol siyasetin dile getirdiği bu olumsuzluk ne yazık ki büyük oranda sosyalistler arasındaki rekabetin sonucudur. Şimdi geçmişten ders çıkarma, burjuva siyasetçilerin manevra kabiliyetlerini sıfırlama zamanıdır. DİSK kaybı göze alınamayacak kadar tarihi değerlere sahip bir konfederasyonumuzdur. İşçi sınıfı için yola çıkmış dinamik güçler kendi aralarındaki düşmanlaştırma politikasını terk edebilirse sendikalar üzerinde oluşturacağı baskı ve sınıf içindeki örgütlenmelerle DİSK’i yeniden mücadeleci kimliğine dönüştürebilirler.

Ülkede halkın ekonomik sıkıntıları had safhaya ulaşmış bulunuyor. Bu nedenle de zaman zaman konfederasyonlardan bağımsız olarak kararlı işçi direnişleri ortaya çıkıyor. Metal işçilerinin iktidarın grev yasağını tanımayıp grevlerini uygulaması gibi, maden işçilerinin toplumun takdirini hak eden ısrarlı mücadelesi gibi. Emperyalizm bölgemizi yeniden şekillendirmeye çalışıyor, bunun için savaşlar çıkarıyor. Emperyalist sömürünün koruyucusu NATO cinayet şebekesi temmuz ayında ülkemizde büyük bir uluslararası toplantı düzenlemeye hazırlanıyor. Böyle yoğun gündemin olduğu bir atmosferde sendikal hareketin varlığını hissedememek çok üzücü. Dünyada anti-emperyalist dinamiklerin hareketlenmeye başladığı bir zaman diliminin içinde bulunuyoruz.

Sosyalist oluşumlarımız düzen muhalefetinin kısır iç tartışmalarından sıyrılıp, kendi sınıf gündemine hızlıca dönmelidirler. Kurtuluş, üretenlerin ellerindedir. Büyük insanlık için, iş-ekmek-özgürlük günleri, güneşli günler emekçilerin kendi örgütlü mücadelesiyle gelecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.