19 Yılın Ardından: Ülkemizi Yeniden Kurabilmenin İmkanı

0
99

Doğan Baran

Yaşamı boyunca halkların birliği, yurttaşların eşitliği, özgür ve demokratik Türkiye için mücadele etmiş; yaratılmak istenen milliyetçi kutuplaşmalara karşı yurtseverliği bir panzehir olarak görmüş, halkların empati yeteneğini büyütmek için çabalamış bir insanın belki de o halkları “bölmek”, “aşağılamak” iddiaları ile suçlanması, ölümden dahi beter olmalıydı. Hrant, tam da bu duygulardaydı. Katledilişinden önce yazdığı “Ruh halimin güvercin tedirginliği” isimli yazısı, baskıları ve türlü tehlikeleri göze alarak ülkesine tutunmaya çalışan bir insanın mücadele kararlılığının beyanıydı.

90’lı yılların “faili meçhul” histerisi yeniden yaratılıyor, öncesi ve sonrasındaki gelişen olaylarla birlikte Dink cinayeti, tam da alttan alta yaratılanın aksine, “demokratikleşiyoruz” manipülasyonlarına alet edilmeye çabalanıyordu. 19 yıl geçti üzerinden. Ne ülkemiz demokratikleşti, ne bölgemiz, ne de dünya… Tam da Hrant’ın, “Hem kimliğimizi savunacağız, hem de o kimliğin tutsağı olmayacağız” uyarısının önemini bir kez daha kanıtlarcasına, halklar birbirine boğazlatıldı, toplum kutuplaştırıldıkça kutuplaştırıldı.

Ne Dink cinayeti aydınlatıldı, ne de sorumlular cezalandırıldı. Belki yaptıkları şimdilik yanlarına kaldı ancak Hrant yaşadığı topraklara ve halklara olan bağlılığın, derin sevginin sembolü bir aydın olarak milyonların hafızasına kazındı. Egemen güçlerin tüm çabalarına rağmen, ölümü dahi özdeşlik duygularımızı besledi, “Hepimiz Ermeniyiz” diyebilmemize imkan sağladı. Tam da istediği gibi, “Kürt’ün Kürt kalabilmesi arada bir Türk olabilmesiyle, Türk’ün de Türk kalabilmesi arada bir Kürt olabilmesiyle yakından ilgilidir” diyordu ya… O da toplumun bir kesiminin “arada bir Ermeni olabilmesini” sağlayan oldu.

Bu ülkenin yeniden kurulması, “bir bebekten bir katil yaratan karanlığa” son verilmesi için Hrant’ın anlaşılması, cinayetten dersler çıkarılması büyük önem taşımaktadır.

Onun çabası

Türk’ün Türklüğünden, Kürt’ün Kürtlüğünden ya da Ermeni’nin, Rum’un ve onca milletin, değerin, kimliğin kendi gerçekliklerinden, tarihlerinden, geleneklerinden ve güzelliklerinden vazgeçmeleri neye yarar? Ya da uğruna mücadele ettiğimiz geleceği tarifleyen, “işçi sınıfının vatanı, dini, dili, ırkı yoktur” ifadeleri bizi biz yapan, bir arada tutan tüm güzelliklerimize sırt çevirmemiz anlamına mı gelmektedir?

Anlaşılıyor ki Hrant’ın da gördüğü buydu ve onun tüm çabası Kürt ile Ermeni’ye değer atfettiği ölçüde değerlenebileceğini Türk’e anlatmak; Ermeni ve Türk ile anlam teşkil ettiğini Kürt’e göstermek; Türk ve Kürt olmadan neye yarayacağını Ermeni’ye sorgulatmak çabasıydı. Halkların birbiriyle var olduğu, birbirine anlam kattığı bu gerçeklik bizim literatürümüzde “yurtseverlik” fikriyle ifade edilir. Hrant, bu ülkenin sorunlarına demokratik bir yurtseverlik tavrı ile çözüm bulunacağına inananlardandı.

Ezen ulus milliyetçiliğinin baskı ve dayatmalarına itiraz ederken, ezilen ulus milliyetçiliğinin aşırılıklarına, yanlışa sürükleyen kör taraflarına da uyanık tutumda olunmasına dikkat çekiyordu Hrant. Kamuoyunda hedef haline getirilişine karşı sesli bir düşünüş olarak kaleme aldığı son yazısında dahi tüm olanaklarına rağmen ne Batı’nın ne de Ermenistan’ın kendisine yurt olamayacağını savunuyordu. Onun yurdu, uğruna canından olduğu bu topraklardı.

Biz ne yapmalıyız?

Egemenler tüm “muhafazakarlık” yalanlarının aksine, bırakın onun temsilcisi olmayı, aslında toplumun en geleneksel değerlerinin katilleridirler. Yalanın, rüşvetin, her türlü çürümüşlüğün ve yozlaşmışlığın kök saldığı bir yerde kim dindarlıktan bahsedebilir ki? Ya da tüm kaynaklarının yağmalandığı, ülkeyi yönetenlerin emperyalistlerin işbirlikçisi haline getirildiği durumda kim Türk’ün dünyaya bedel olduğunu iddia edebilir? Onlar, toplumun tek temsilcisi olduklarını ileri sürer, halkı manipüle ederek güçlerine güç, servetlerine servet katma hayalleri kurarlar! Gerçekte ise halkı, önüne bir parça kemik attığı için kendisinden sahibine sonsuz sadakat duymasının istendiği köpekler gibi, değersiz görürler.

Her tarihin, her değerin örnek alınması gereken yönleri olduğu gibi, yüzleşilmeye muhtaç suçları ve eksiklikleri de mevcuttur. Bu o kimliği aşağılamayı bırakın, aksine yüceltir. Kim örneğin Türklüğün tarihinin birliğin, beraberliğin, dayanışmanın, zulme karşı direnişin örnekleriyle de dolu bir tarih olmadığını söyleyebilir ya da örneğin Aleviliği hiçbir sorunu yokmuşçasına sadece idealize edebilir? Bize düşen görev, tarihi toplumun en özgür, eşit ve müreffeh şekilde yaşayabilmesine hizmet edecek hale getirmektir.

Din bezirganlarına, NATO milliyetçiliğine karşı demokratik bir yurtseverliğin inşası ile emperyalist saldırılar ve kutuplaştırma çabalarına karşı güçlü bir anti-emperyalist direniş çizgisi, ülkemizde yeni bir devrimci yükselişe imkan tanır. İşte bu pratik, Hrantların katledilişinden çıkarabileceğimiz en büyük ders olacaktır ve bu hem Hrantların katledilmesini yaratan koşullara hem de “bir bebekten katil yaratan karanlığa” karşı en büyük mücadeledir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.