Direnişçi Tutsak Sinan Tepe’den 2025 yılı Değerlendirmesi

0
127

SİNAN TEPE (Kandıra 2 No’lu F Tipi Hapishane)

Böyle Buyurdu Yanki

2025’e geldiğimiz nokta itibarıyla bakacak olursak, dünya yeni yıla ABD’de Donald Trump’ın seçilmiş olması, “yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” kaygısıyla girdi. Çok geçmeden de kaygılanmakta ne kadar haklı olunduğu ortaya çıktı. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi! Dünya, Trump’ı önceki döneminden, yasa ve kural tanımazlığından biliyordu; yanıltmadı. Ne de olsa dünyanın jandarması ve de patronuydu. Kimine havuç kimine sopa gerekiyordu. Gecikmeksizin uygulamaya başladı. Dünyanın gözü önünde kimi ülkeleri elinde bulundurduğu savaş gücüyle, kimini ise ekonomik yaptırımlar uygulayacağı tehdidiyle hizaya sokmaya başladı.

Ülkeler arasındaki ilişkilerde her zaman gri alanlardan söz edilir. Burada konuşulanlar ancak sızdırdıkları kadarıyla bilinir. Konuşulanlar ve alınan kararlar bizlerin yaşamını çekilmez hale getirdiğinde anlarız. Emperyalist ülkelerde yapılan bu tür görüşmelerde kaybeden, bizim gibi bağımlı ülkeler olur. Bağımlı olup da iki yakası bir araya gelen ülke yok gibidir. Karar her zaman büyük patronundur. Neyi uygun görüyorsa o kadarıyla yetinmek zorundasındır. Amerikan savaş makinaları çalıştıkça, onlara karada ölüm yoktur. Bu anlayışla fırsat da elinin altındadır. Savaş makinaları Ortadoğu’da ise Trump seçildiğinden on beş ay önce başlamıştı. Filistin ve bölge ülkeleri üzerinde ölüm kusmaktaydı. Daha ileri hamleler için Trump fırsatı kaçırmadı.

7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırması, bahane arayan İsrail’e iyi bir zemin sundu. ABD destekli İsrail, düzenlediği saldırılarda yalnızca Filistin’de 70 binin üzerinde insanı öldürdü. Gazze’de taş üstünde taş bırakmadı. Mal bulmuş mağribi gibi bölge halklarına saldıran İsrail, Filistin’le savaşmayı sürdürürken Hizbullah’ın etkili isimlerine suikastlar düzenleyip savaş dışı bıraktı. Ukrayna Savaşı’na yoğunlaşan Rusya, Suriye’de etkisini yitirdi. Rusya desteğini yitiren Beşar Esad’a küçük bir hamle yetti. Rusya’nın etkisiz kaldığı bir alanda İran’ın etkili olması zordu ve olamadı. Güçlerini Suriye’den çekmek zorunda kaldı. İran ve Lübnan Hizbullah’ının desteğini Suriye’den silen İsrail; Lübnan’a, İran’a ve Yemen’e saldırılarını sürdürdü. Amerikan savaş köpekleri; Filistin, Lübnan, İran, Suriye ve Yemen derken, şimdi de Venezuela ve Latin Amerika halklarını hedefe koymuş durumda.

Amerikan emperyalizmi mazlum halklar üzerinde yeni icat silahlarını denerken, silahların saçtığı dehşeti dünyanın gözünün içine sokmayı da ihmal etmedi. Burada amaç belli: Emperyalist zorbalığa karşı savaşma gücü olmayan, bombalanan, yakılıp yıkılan ülkelerin durumuna düşmek istemeyen devlet ve hükümet başkanları birer birer Trump’ın kapısını arşınlamaya başladı. Trump’ın kapısında kuyruk oluşturanların hali, Robinson Crusoe’nun kuşlar üzerinden geliştirdiği “terbiye” yöntemine benziyor.

Daniel Defoe’nun yazdığı “Robinson Crusoe” romanını okuyanlar anımsayacaktır. Azgın dalgaların şiddetine dayanamayan Robinson Crusoe’nun gemisi su almaya başlar ve geminin kontrolü tamamen yitirilir. Gözünü açtığında bir kumsalda yatmaktadır. Çok geçmeden ıssız bir adada olduğunu ve başka kurtulanın olmadığını anlar. Düştüğü ıssız adadan kurtulamayacağını anlayan Crusoe, adada yaşamanın yollarını aramaya başlar. Kayalara çarparak parçalanan gemiden birkaç parça eşya kurtarmaya çalışır. Kurtardığı eşyalar arasında bir iki adet çuval vardır. Çuvalları kaldığı mağaranın önüne silkeler ve bir süre sonra çuvalları silkelediği yerde bir miktar arpanın filizlendiğini görür. Belli bir zaman içinde olgunlaşma evresini tamamlayan arpaları hasat eder ve elde ettiği tohumları adanın daha elverişli bir yerine eker. Ancak kuşlar Crusoe’nun “arpalığını” talan etmeye başlar. Kuşları kaçırmak için birçok yöntem dener, başarılı olamaz. Aklına o dönemin İngiltere’sinde mülksüzleştirilenlere karşı çıkartılan yasalar gelir. Söz konusu yasalara niçin ihtiyaç duyulduğunu Karl Marx, Kapital’de şöyle tarif eder: “Önce toprakları zorla ellerinden alınır, işte böyle kırbaçlanarak, damgalanarak, müthiş yasalar yoluyla işkence edilerek, ücret sisteminin gerektirdiği disipline sokulurlar”. Yani topraktan zorla uzaklaştırılan köylüler, kentlere gelirler ve manifaktürler tarafından emilirler. Yerinden yurdundan kopartılan yığınlar kent yaşamına uyumda zorlanır; serseri, dilenci, hırsız haline gelir. Bunlara karşı ağır yaptırımlar geliştirilir. Serserilik nedeniyle kırbaçlama, hapis, kulak kesme ve idama kadar ağır cezalar verilir ve idam edilenler şehir meydanlarına ibret-i alem için asılır.

Robinson Crusoe “arpalığını” korumakta kararlıdır. Bir kuş vurur ve vurduğu kuşu arpa ektiği tarlada bir ağaca asar. Ağaçtaki ölü kuşu gören hemcinsleri arpa tarlasına girmekten vazgeçer. Taktiği tutmuştur. Robinson Crusoe vatandaşı olduğu ülkede köprü ve meydanlara asılan insanların, diğer insanlarda bıraktığı etki üzerinden bir yöntem denemiş ve bu yöntem kuşlar üzerinde etkili olmuştur. Kuşların öldürülen hemcinslerine karşı sergilediği tavır, tüm canlıların ortak özelliği olsa gerek. Öldürülen, parçalanan insanın bedenlerinin, insan psikolojisi üzerinde travma etkisi yarattığını, irade koyulamadığı taktirde katlanarak artacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, olay ve olguları kendi düşün dünyasında anlamlandırmak ve anlamlandırdıkları değerler uğruna mücadele etme ve savaşma yeteneğidir. Dünyanın değişik yerlerinde çeşitli bahanelerle katliam provaları yapan emperyalist haydutlar, düşünen ve birleşen insanlık karşısında yenilmeye mahkumdur. Yeter ki bir dert anlayan çıkmaya görsün önlerine. Ne de güzel tarif etmiş Nazım Usta “Türk Köylüsü” şiirinde:

“Fakat bir kerre bir dert anlayan düşmeyegörsün önlerine 

ve bir kerre vakterişip 

Gayrık yeter!…demesinler. 

Bunu bir dediler mi

İsrafil surunu urur 

mahlukat yerinden durur 

toprağın nabzı başlar onun nabızlarında atmağa.

Ne kendi nefsini korur, ne düşmanı kayırır, 

Dağları yırtıp ayırır, kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa”

CHP’nin Kayyımlarla İmtihanı

Bu topraklar kayyım belediyeciliğini daha çok AKP döneminde tanıdı. Yani öyle ki, bir önceki dönem HDP’li belediyelerin neredeyse tamamına kayyım atanmıştı. Son yerel seçimlerden bu yana Kürtlerin ona yakın belediyesi AKP’nin adamları tarafından yönetiliyor. İmralı’yla geliştirilen sürecin gereği olarak DEM Parti belediyelerine dokunmayı bıraktılar. Kürtlerle başlatılan müzakereden istediklerini alamazlarsa, bölge belediyelerine kayyım atamayı sürdüreceklerdir.

AKP, Kürt ulusal hareketinin üzerine çöktüğünde gerekli tepki verilseydi, tekrar kayyım gerçekliği yaşanır mıydı? Tepki verme meselesi Alman Rahip Niemöller’in şu ünlü sözünü hatırlatıyor; kısaltarak söylersek: “Naziler önce komünistler, sonra Yahudiler, sendikacılar için geldiler. Hiçbirinde olmadığım için hiçbir şey demedim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şey diyecek kimse kalmamıştı”.

Rahip Niemöller örneğini Özgür Özel kendi mitinglerinde veriyor. Söz konusu örneği verirken CHP’nin tarihsel tutumunu bu kıssadan hisse anımsatmanın neresine koyuyor? Özeleştiri verme ihtiyacı duymuyor mu diye düşünürken; Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılıp tutuklanmasında, CHP’nin rolünden dolayı yüksek sesle özür dilemesi, CHP adına iyi bir başlangıç. Özgür Özel’den geçmekte olduğumuz süreçte böyle bir özrün gelmesi, AKP-MHP ittifakının DEM Parti ve CHP arasındaki çelişkilere oynadığı bir dönemde, oldukça isabetli bir davranış olarak değerlendirilebilir. Kendi hata ve eksikleriyle yüzleşmek, aynı zamanda bir daha benzer hataları yapmamak anlamına geleceği için toplumda, özellikle Kürtlerin nezdinde karşılığı olacağı ve seçim sonuçlarına etki edeceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Saldırılar her alanda yoğunlaşarak sürmekte; “ustalık dönemi” dedikleri şey bu olsa gerek, zira farklı kılıflar altında muhalefet belediyelerine yönelmiş durumdalar. Bahçeli demokratı oynarken, Erdoğan muhalefetin bam teline dokunmayı sürdürüyor.

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması CHP açısından gelmekte olan saldırı dalgasının işaret fişeği gibiydi. Dizginlerinden boşalmışçasına gelen saldırıları durdurmanın yolunun kitlelerin barikatından geçtiğini gören CHP, Ekrem İmamoğlu’nu şehir şehir dolaştırmaya başladı. Tutuklanmadan önce neredeyse memleketin yarısını gezdi.

Bir yıl önce CHP’nin Esenyurt Belediyesine kayyım atanmasıyla birlikte CHP, yeni bir sabaha uyandı. Kılıçdaroğlu döneminden bu yana CHP’ye saldırıda AKP vites yükseltti. Yirmi kadar CHP’li belediyeye kayyım, bir o kadar belediyeyi de “ustalıklarının” gereği olarak kendine bağladı. CHP’nin kurumsal yapısına dönük hamlelerini de kendi mahkemeleri aracılığıyla sürdürdü. Sürdürmeye de devam edecektir. Çünkü bu alan (en iyi bildikleri, ustalaştıkları) yirmi beş yıl iktidar olmayı sağladı. Saldırmadan, kutuplaştırmadan, ayrımcılaştırmadan başarılamazdı. Tadını aldı, durmayacaktır. Hep “daha daha” dediklerini sağır sultan duyuyor.

Papaz her zaman pilav yemez. AKP için işler tersine dönmeye başladı. Çoktan 25 yıl önce tüm toplumu bindirdiği kamyonla yol alırken, önüne serili dört şeritli kilometrelerce uzunluğunda yol vardı. Engebesiz, rampasız, vites yükselterek ve gaz pedalını kökleyerek yol almaktaydı. Yolun engebesiz rahatı ve konforuna öylesine alışmıştı ki gidilen süre boyunca motorun eskiyeceğini, lastiklerinin kabaklaşacağını ve balatalarının aşınıp frenlerinin tutmayacağını düşünmek bile istemedi.

Hülyalara dalmış AKP için uyanma vakti. Felakete doğru sürdüğü kamyon kasasından gelen homurtular memleket meydanlarında çığlığa dönüştü. 19 Mart 2025 tarihinde Ekrem İmamoğlu’nun evi polislerce basılıp gözaltına alınması ve dört günlük nezaret çilesinden sonra tutuklanması, var olan tepkilerin katlanarak artmasına, salgın gibi ülkenin her bir yanına sıçramasına yol açtı. Uzunca bir süredir üç beş kişinin dahi bir araya gelmesi engellenirken, isot tarlalarına girildiğini gören halkın sokağa çıkma ısrarı ve kararlılığı AKP zihniyetine geri adım attırdı. Geceli gündüzlü yapılan mitingler, direnmenin kararlılık ve ısrarın zaferidir. Aşk olsun meydanları doldurup karanlığa direnenlere.

Yine Yeniden

Yakın coğrafyamızda olup bitenler, “nelere kadirsin” dedirtecek cinsten gelişmelere sahne olmaktan; savaşların, çatışmaların, gerginliklerin eksik olmadığı ve muhtemeldir ki olmaya devam edeceği zamanlardan geçmekteyiz. Bölge güçleri arasında anlayış “toprak kapma ve yayılmacılık” olunca, dün dost olduğun ülkeyle yarın savaşacak duruma gelmek kaçınılmaz olabiliyor. İsrail’in saldırganlığı ve kendisine kılıf yaptığı “güvenlik” anlayışı ülkenizin de içinde bulunduğu bölge ülkelerini tehdit etmeye başladı.

Doğanın genel yasasıdır, yaşam boşluk tanımaz denir. Boş bırakılan, savsaklanan, görmezden gelinen ne varsa biri ya da birileri tarafından doldurulur. Başlarda üç beş tane çapulcu denilerek görmezden gelinen, işin ciddiyeti anlaşılınca çözümsüzlükte ısrar edilen, öteleye öteleye bugünlere varan; daha düne kadar da kırmızı çizgimiz, mahremiyet alanımız, fay hattımız dedikleri ve dokunulmaz gördükleri alanlara İsrail’in el atması, Kürtlere bakışta radikal bir değişimi (şimdilik söylem boyutuyla) zorunda kıldı.

Grup toplantısında Devlet Bahçeli’nin “Öcalan gelsin DEM Grubu’nda konuşsun” demesi, insanın aklına “düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü” şaşkınlığına düşen baldızın durumunu getiriyor. O güne kadar Kürtlerle ilgili ağızlarından hayırlı bir söz duymadıklarımız, yaklaşık elli yıldır politik anlamda ekmeğini yedikleri çatışmalı ortamın sihirli değnek değmişçesine farklılaşması, ülke olarak etrafında olup bitenden ayrı değerlendirilemez ve bu doğrultuda konjonktürel gelişmelerin bir sonucu olarak başlatılan ve adına “Milli Dayanışma Kardeşliği ve Demokrasi Komisyonu” denilen süreç başlatılmış oldu.

Bir yıl önce Bahçeli’nin çıkışıyla başlatılan, daha çok da Kürtlerin çabasıyla ve ısrarıyla yürütülmeye çalışılan süreç, bir ileri iki geri biçimde devam etmekte. Önceki çözüm sürecinin bir benzerini yaşamaktayız. Gene patinaj yapmayı sürdürüyorlar. Gaz debriyaj durumu bu haliyle devam ederse lastiğin canta oturması yakındır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.