ABD ve İsrail İran’ı Vuracak mı?

0
299

Odak Dergisi

Basın, günlerdir İran’a yönelik bir saldırının ne zaman gerçekleşeceğini tartışıyor. Taraflar arasında görüşmeler başlayınca, soru ABD İran’ı vuracak mı, şeklinde soruluyor. ABD İran’ı vurmakta neden tereddüt ediyor? Vurursa sonuçları neler olabilir?

Batılı basın ve onun etkisindeki burjuva medya geçtiğimiz yıl 28 Aralık’ta İran’da patlak veren halk ayaklanmasının rejimi devirmesi ve Amerikancı güçleri iktidara getirmesini bekliyordu. Trump ve Netanyahu’nun, İran’da molla rejimine karşı halk ayaklanmasını emperyalizm yanlısı bir ayaklanmaya dönüştürme planı başarısız oldu. Halk İŞİD tarzı kafa kesme sahnelerini, Netanyahu ve Trump’ın sözlü müdahalelerini görünce eylemlerinin dış müdahalelerle saptırıldığı kanıtıyla sokaklardan evlere çekildi. ABD emperyalistlerinin müdahalesi, böylece ayaklanmanın sönmesine katkıda bulundu. Ancak provakasyonlar nedeniyle binlerce insan yaşamını yitirdi.

Daha sonra ABD, dünyanın farklı bölgelerinden büyük savaş gemilerini bölgeye göndererek İran’a yönelik doğrudan saldırı hazırlıklarını yoğunlaştırdı. Bir süredir Venezuela’ya saldırı öncesindeki duruma benzer bir ortam vardı. Şimdilerde ABD ile İran arasında görüşmelerden söz ediliyor.

İran rejimi, özellikle içerideki kötü ekonomik durum nedeniyle çok ağır bir baskı altında. ABD, bu durumu kullanarak İran’ı İsrail’e karşı koyabilecek bir güç olmaktan çıkarmayı hedefliyor ve bu amaçla halkın artan geçim sorunlarını ve Azerbaycan Türkleri, Kürtler ve Beluciler vb. arasındaki milliyetçiliği provoke etmeyi hedefliyor.

İran, ABD üsleriyle kuşatılmış durumda. İsrail, Azerbaycan’dan Pakistan’a, Hindistan’a kadar uzanan bir hat üzerinde, İran’a zarar vermek amacıyla istihbarat toplayabiliyor.

ABD’nin 2001 yılından itibaren Irak, Suriye, Libya, Lübnan, Sudan, Somali ve İran’ı İsrail’in bölgesel çıkarlarına uygun olarak ezmeyi planladığı bilgisi dünya basını tarafından biliniyor. Bu plan büyük ölçüde başarıya ulaştı, ancak İran’a doğrudan saldırmak hala kolay değil.

İran, çok önemli bir bölgesel güçtür. İmparatorluk geçmişine sahip olan bu ülke, Türkiye’den daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. İran’da hemen hemen her türlü tarım ürünü yetiştirilebilir. Ayrıca İran dünyanın bilinen ikinci büyük petrol rezervlerine ve üçüncü ya da dördüncü büyük doğal gaz ve nadir toprak elementleri rezervlerine sahiptir. Ancak İran, bu kaynaklarını kullanamıyor. ABD’den daha büyük petrol yataklarına sahip olmasına rağmen, ABD’nin yarısı kadar bile petrol üretemiyor. Ülkedeki ağır yoksulluk, 1979’dan bu yana uygulanan ABD ve NATO ablukasının yanı sıra, yönetiminin de büyük sorumluluğudur. İran gibi çok elverişli bir coğrafyaya sahip 90 milyonluk bir ülkede, Batılı ülkelerin ekonomik ablukası ancak sınırlı bir etki yaratabilir.

İran, Rusya ve Çin ile fiilen müttefik durumdadır. Bu ülkelerle birlikte, hem Şanghay İşbirliği Örgütü’ne hem de BRICS ekonomik topluluğuna üyedir. İran’da kadınların örtünme zorunluluğu olsa da, kadınlar toplum yaşamında mühendislik, hekimlik, akademisyenlik gibi alanlarda oldukça aktif bir rol oynamaktadır. İran halkı ileri seviyede eğitim düzeyine sahiptir.

Her yandan kuşatılmış olmasına rağmen, İran’a saldırmak zordur çünkü İran devleti savaşma kararlılığına ve buna uygun imkanlara sahip. Bu yeteneğini 12 Gün Savaşı’nda (13-24 Haziran 2025) İsrail’e karşı gerçekleştirdiği etkili füze saldırılarıyla kanıtladı. İsrail İran füzelerinin yol açtığı yıkım nedeniyle ABD aracılığıyla ateşkes istedi. Batı basını, Irak’ta Şii Haşdi Şabi ve Suriye’de Şii Hizbullah’ın IŞİD’e karşı verdiği mücadeleye dair pek yazmaz, ancak bu çok savaşçı gruplar İran tarafından desteklenmektedir. Yemen’deki Husiler de İran’ın desteğiyle savaşıyor. Hepsi de İran’ı destekliyor. İran Körfez ülkelerindeki Şii nüfusu da harekete geçirme potansiyeline sahiptir.

ABD, İsrail ve İngiltere’nin İran’a birlikte saldırmaya hazırlandıkları biliniyor. Fransa ve Almanya’nın da bu saldırıya katılacağı tahmin ediliyor. Çin ve Rusya, İran’a olası bir saldırıyı, çıkarları gereği, önlemek istiyor ancak bu konuda net bir tutum sergilemiyorlar. ABD, bu konuda onlarla pazarlık yapıyor.

İran’ın liderlik ettiği Lübnan, Yemen ve Irak’taki Şii güçler zayıflamış olsa da, birliklerini korumaya devam ediyor. Buna karşılık dünyadaki bütün ittifaklar, ABD ile İsrail arasındaki birlik dışında, oldukça istikrarsız ve çelişkili hale gelmiş durumda. NATO, Grönland ve Kanada krizlerinde olduğu gibi parçalanmış durumda. AB de bölünmüş olsa da, Avrupa ülkeleri, Grönland krizinde ve Hindistan ile Çin’le olan ekonomik ilişkilerde gözle görülür şekilde ABD’den uzaklaşma eğilimindeler.

Emperyalizmin işbirlikçisi Şahlık yanlıları, ABD ve İsrail’in molla rejimini devirmesini ve iktidarı kendilerine vermesini bekliyor. Emperyalizmle işbirliği yapmaya eğilimli ezilen ulus milliyetçileri İran’a saldırıyı umutla bekliyor. O kadar umutlular ki, “Bırakın devirsinler, özgürleşmemizin yolu açılsın” diyorlar. Suriye’den Irak’a taşınan IŞİD tutsaklarının, İran yanlısı güçlere karşı savaştırılması da ihtimaller dahilindedir.

Batılı devletlerin demokrasi adına saldırıları, bölgemizde emperyalizmin ve İsrail’in egemenliğini pekiştirdi. Batılı emperyalistlerin, ABD, İsrail ve İngiltere’nin Ortadoğu’ya müdahaleleri, hiçbir zaman demokrasi getirmedi. Aksine, daha kötü sonuçlar doğurdu. İran’a da demokrasi getirmeyecekler.

İran’a yapılacak bir saldırı, bölgemizde ve dünyada büyük tehlikelere yol açabilir. Diğer yandan Batılı güçlerin bu konuda yaşayacakları başarısızlık, Batılı egemenliğin çöküşünü hızlandıracaktır. Batıda hükümetlerin hala aşırı İsrail yanlısı olması nedeniyle ABD halkının yüzde 65’i İsrail karşıtı hale geldi. Filistin halkıyla dayanışma eylemleri de Batılı ülkeler haklarını etkiledi. Şu ana kadar, Batılı müdahaleler Çin’in gelişmesini engellemeyi amaçladı, ancak her seferinde Çin daha da güçlendi. ABD ekonomisi gümrüklere vb rağmen gitgide büyüyen dış ticaret açıkları verirken Çin geçtiğimiz yıl rekor düzeyde ticaret fazlası verdi. İran’da ve başka ülkelerde ayaklanmalar çıkarmaya çalışan ABD kendi ülkesinde, Minnesota’da olduğu gibi, halk protestolarıyla karşı karşıya. Üstelik AB ülkeleri, Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor.

Bu sürecin emekçi halklarımız lehine gelişmesi ise sosyalist hareketin göstereceği anti-emperyalist inisiyatife bağlı olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.