Türkiye’yi İran’a ve Rusya’ya Karşı Kullanmak İstiyorlar 

0
140

Hamza Yalçın

Bu yazı, Atak dergisi için hazırlanan “İran’da rejim değiştirmeye giderken” başlıklı makalenin güncellenmiş hâlidir. Yazıda, ABD ve İsrail öncülüğündeki saldırganlığın amaçları, savaşın seyri, tarafların durumu ve ortaya çıkan sonuçlar ele alınmakta; bu gelişmelerin dünya ve Türkiye’deki devrimci mücadele üzerindeki etkileri incelenmektedir. Amaç, içinde bulunduğumuz koşullarda devrimci güçlerin nasıl bir tutum alması gerektiğini somut olarak ortaya koymaktır.

İran, beklenenin üzerinde bir direniş sergileyerek saldırganlara ağır bir yanıt verdi. ABD ne İsrail’i ne Körfez’deki üslerini ne de bölgedeki uşaklarını koruyabildi. Bu durum, ABD emperyalizminden ve İsrail’den özgürlük ve demokrasi bekleyenlerin beklentilerini daha da boşa düşürdü. İran’a yönelik saldırıyla başlayan savaş, yalnızca doların egemenliğine değil, dünya ekonomisine de darbe vurdu. Güçlüler bu krizi yine güçsüzlerin sırtına yıkmaya çalışacaktır. Mücadelenin koşulları ağırlaşırken, devrimci hareketin bağımsız ve anti-emperyalist bir çizgide gelişme olanakları da artmaktadır.

Savaş neden çıktı?
Bu savaş ABD’nin egemenlik ihtirasları yüzünden çıktı. ABD emperyalizmi, 11 Eylül 2001 saldırısını fırsata dönüştürerek hemen ardından kapsamlı bir Haçlı seferi başlatmıştı. Amaç, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla elde ettiği konumunu perçinleyecek bir düzen kurmaktı. Avrupa’yı sıkı sıkıya kendisine bağlayarak Rusya’nın toparlanmasını engellemek, Çin’in gelişmesini önlemek istiyordu. Afganistan’ın işgaliyle başlayan ve milyonlarca cana mal olan sefer, bölgemizi ateşe verdikten sonra başarısızlığa doğru gitmeye devam ediyor: Rusya’nın toparlanması engellenemedi. Çin ise çok daha büyük bir güç durumuna geldi. Avrupa’nın ABD’ye kuvvetle yedeklenmesi hedefi Ukrayna Savaşı ile ulaşılmıştı ancak şimdi o da tehlikede. Hatta Japonya bile.

Ortadoğu’da bir ABD-İsrail egemenliği düzeni kurulmaya çalışılıyor ancak savaşın mimarı İsrail’dir. İsrail, ABD’yi de kendi yanında savaşa sürükledi. İsrail’in sadece Körfez ülkelerinde değil; Azerbaycan, Türkiye, Hindistan, Gürcistan, Somaliland, Etiyopya, Cibuti gibi çok çeşitli ülkelerde üsleri ve/veya istihbarat tesisleri bulunuyor. İsrail yalnızca NATO ülkelerini değil, bu ülkeleri de yanına almaya çalışıyor. Başarması zor fakat ne yazık ki imkânsız görünmüyor. İsrail Başbakanı Netanyahu bu savaşa çok hazırlandıklarını anlatıyor. İsrail yalnızca ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki bekçisi olmakla kalmayıp aynı zamanda ABD politikalarını etkileyecek bir güce sahiptir. İsrail’in bu saldırganlığı, ABD’ye zarar verdiği gerekçesiyle, ABD içinde hem devlet hem de toplum saflarında giderek artan tepkiyle karşılanıyor.

Savaş ne durumda?

Savaş ABD-İsrail cephesi açısından kötü gidiyor. Trump’ın bu savaştan bir an önce çıkmak, İsrail’in ise yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla ateşkes aradığı gözleniyor. Kara harekâtına cesaret edemediler.

Saldırganlar İran’ın politik ve askeri onlarca liderini birden vurdu. Ayaklanma bekliyorlardı ancak İran halkının kenetlendiği görüldü. İran’ın askeri varlığına, ekonomik altyapısına, sanayi ve enerji tesislerine, kültürel mirasına çok büyük zararlar verildi. Netanyahu, İran’daki laiklik yanlılarına ve İran halklarına özgürlük vadediyordu. Kürtleri isyana, bölgedeki Kürt örgütlerini de İran’a saldırmaya teşvik ettiler. ABD ve İsrail saldırısını ulusal özgürlük imkanı gören Kürt örgütleri savaşa girmeyi henüz göze alamadı. İran Türkleri ise İran halkı gibi davrandı. İran’daki Arap, Beluç ve Türkmen halkların tepkisini duymadık.

İran, saldırılara misilleme olarak, ABD’nin bölgedeki ekonomik ve askerî varlığını hedef almaya devam ediyor. İsrail, tarihinin en ağır darbelerini aldı. Durumu halkın ve dünyanın duymaması için ağır sansür uyguluyor. İran, bölgedeki bütün ABD üslerini vurdu. Umman dahi İran saldırılarından nasibini aldı. Hizbullah da geçtiğimiz yılki savaşta Hasan Nasrallah dâhil birçok liderini ve savaşçısını kaybetmiş olduğu hâlde İsrail saldırısına beklenenin üzerinde bir direniş gösterdi.


Hürmüz Boğazı, ABD, İsrail ve onlara yardım eden ülkelerin gemilerine kapatıldı. İran’a karadan saldırılmasının tartışılması üzerine Husiler de savaşa katıldıklarını açıkladılar. Husiler de Babü’l-Mendep Boğazı’nı kapatırsa Hürmüz’le birlikte dünya enerji ticaretinin yüzde 30’u aksayabiliyor. Savaş dünya ekonomisinin tedarik zincirini de aksatıyor. 

Trump Avrupa ve Japonya’yı hâlâ savaşa sokamadı. Pabuç pahalı çünkü. Suriye’de işbirlikçi Colani rejimi, adımlarını dikkatli atmak zorunda olduğunu biliyor. İran, gösterdiği beklenmedik güçlü direnişle büyük prestij kazandı. Eğer ABD emperyalistleri Venezuela’yı İran’dan sonraki sıraya koymuş olsalardı Venezuela’daki ihanet kolay kolay cesaret edemezdi. Şimdi İran’ın direnişi Latin Amerika ülkelerini yüreklendirecektir.

Hangi sonuçlara yol açıyor?
NATO çok önemli kriz yaşıyor. Trump, Avrupalılar saldırıya katılmadıkları için NATO’dan çıkmakla tehdit etti. İspanya, İsrail’e silah ve cephane taşıyan uçakların ülkesi üzerinden geçişine izin vermedi. İngiltere ile Fransa bu savaşta ABD’ye yakın durmamaya çalışıyorlar. Biliyorlar ki bu savaş durumlarını daha kötüleştirecek ve ABD’ye daha bağımlı hâle gelecekler.

İsrail ne Lübnan’da iç savaş çıkarabildi ne Kürtleri ne de Türkiye’yi savaşa sokabildi. Bu savaşta aldığı darbeler dolayısıyla çok önemli krize girmek üzeredir. Ordunun dağılma tehlikesinden dahi söz ediliyor. Yahudiler İsrail’den göç ediyorlar. 

Biden iktidarı döneminde ABD emperyalizminin sıkı güdümüne giren AB ülkeleri, Rusya ile bir daha zor barışacak şekilde düşmanlaşmışlardı. Şimdi Avrupa ülkeleri artan enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya ile ticareti yeniden başlatabilir.

İran ile Hindistan’ın birlikte yer aldıkları Şanghay İttifakı ve BRICS, Hindistan’ın bu savaşta İsrail’e yakın durmasını engelleyemedi. İran ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin BRICS ortaklığı da bu savaştaki düşmanlaşmayı engelleyemedi.

Rusya ile Çin’in bu savaşta İran’ı desteklediği doğrudur ancak söz konusu destek zayıftı. Ukrayna’da başı sıkışık olan Rusya, 15 Ağustos 2025’te Alaska’da yapılan Trump ile Putin arasındaki anlaşmaya bağlı kalmaya önem veriyor. İran bu savaşta kendi gücü dışında, esas olarak Lübnan, Irak ve Yemen’deki Şii güçlere dayanıyor.

İran’a saldırı sürecinde Batılı güçlerin demokrasi ve insan hakları söylemi ağır yara aldı. Saldırganların İran’da 168 kız çocuğunu birden öldürmesi hükümetlerin protestosuyla bile karşılaşmadı. İsrail’in Gazze’de apaçık yürüttüğü soykırıma ses etmeyen Avrupa emperyalistlerinin İran’a saldırıya doğrudan katılmama nedeni, savaşın onları çok zora sokacak sonuçlara gebe olmasıdır.

Savaşı görüşmek amacıyla yan yana gelen 12 “Müslüman” ülke, saldırgan ABD’ye ses etmeyip İran’ı suçladı. AKP iktidarının İran’ı düşecek durumda görse Libya’ya saldırıda yaptığını yaparak NATO güçlerine katılacağından kuşku yoktur. Erdoğan ile Trump arasında gizli bir anlaşma olduğu ihtimali göz ardı edilemez. İstanbul Boğazı’nda kurulacak olan NATO Deniz Unsur Komutanlığı ile Adana’da kurulmakta olan NATO Çokuluslu Kolordu Karargahının Türkiye’yi Rusya’ya ve İran’a    karşı savaşa çekme amacı taşıdığı açıktır. Vatan Partisi lideri Perinçek’in 11 Kasım 2025’te Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelirken Gürcistan sınırında düşen askeri helikopterin aslında İsrail tarafından düşürüldüğünü ileri sürdü. Olayda 20 TSK askeri hayatını kaybetmişti. Uluslararası sermaye BlackRock Eşbaşkanı ve Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Siyonist Larry Fink Türkiye’yi İsrail yanında hizalandırmak amacıyla İstanbul’a gelip Erdoğan ile görüştü.

Savaş dünya ekonomisini altüst ediyor. ABD’ye çok büyük güç sağlayan petro-dolar sisteminin gerilemesi hızlanıyor. ABD yılda 1,2 trilyondan fazla dış borç faizi ödeyen bir ülkedir. Hızla artan ve 40 trilyon dolara ulaştığı bilinen kamu borcu, milli gelirinin çok üstündedir. ABD silahlanmaya bu yıl 900 milyar dolar ayırmış durumda. Gelecek yıl bu rakamın 1,5 trilyona çıkması amaçlanıyor. Bu askeri bütçe ABD’nin borç batağına daha fazla batmasına yol açıyor. Uluslararası ticarette dolardan uzaklaşılması süreci hızlanıyor ki petro-dolar sisteminin çökmesi demek ABD’nin dev askeri harcamalarını, dolar basıp dünyanın sırtından karşılama ve çeşitli ülkelere ekonomik yaptırımlar uygulama imkanını kaybetmesi demektir. 

Söz etmeden geçmeyelim: Almanya ile Japonya’nın Ukrayna Savaşı koşullarından yararlanarak hızla silahlanması çok dikkat çekicidir. Hatırlanacağı gibi bu iki devlet çok belalı bir geçmişe sahiptir.

Türkiye egemenleri bir yandan İran’ın ve tarafların yıpranmasından memnun görünürken, diğer yandan savaşın ağır ekonomik yükü ve ABD-İsrail’in onları zorlaması nedeniyle tedirginler. Türkiye petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını ithal ediyor. Üstelik ABD-İsrail eğer İran’ı ezebilirse sıra Türkiye’ye gelecektir ki o durumda AKP iktidarının ABD-İsrail ile işbirliğini sürdürmesi çok zor olacaktır.

İran’da halkları birbirine düşürmeyi başarırlarsa Ortadoğu’da patlayacak ulusal boğazlaşmalar Kafkasya’ya, Orta Asya’ya da sıçrayabilir. 

ABD’nin Ortadoğu’da, Latin Amerika’da ve dünyadaki saldırgan tutumu genelde Çin’e yarıyor. Bununla birlikte ABD emperyalizminin sebep olduğu Ukrayna savaşı ve bugünkü İran savaşı, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol stratejik projesine önemli zararlar verdi. Ayrıca Çin, petrol ithalatının  yarıya yakınını Körfez bölgesinden karşılıyor

Dünya ve Türkiye devrimci hareketi nasıl etkileniyor?

Gazze’deki soykırıma karşı direniş dünyada uzun yıllardır bastırılmış olan anti-emperyalist bilincin canlanmasına yol açtı. İran’ın  ABD-İsrail saldırısına karşı direnişi hem dünyada hem de ülkemizde anti-emperyalist bilinci kuvvetlendirdi. Biliniyor ki eğer ABD–İsrail yenilirse her iki ülkedeki faşist hareketler ağır darbe alacak. Ortadoğu’da yüz yılın başından bu yana yürütülen ve milyonlarca insanın ölümüne, IŞİD gibi bir örgütün yaratılmasına sebep olan ve özgürlük vaatleriyle halkları birbirine kırdırmayı amaçlayan Haçlı Seferi’nin nihayet önü kesilecek.

Türkiye’de Kürt ulusal hareketinin ne Filistin, ne İran, ne Irak ne de Küba halkını uğradıkları ağır saldırılar karşısında desteklediği görüldü. Kürt ulusal hareketi, Suriye halkına uygulanan ve Yezid güçlerinin Kerbela’da yaptığını hatırlatan Sezar yaptırımları döneminde de millî bencillik tutumu içinde ABD işgalcileriyle işbirliği yapmıştı. Bu tutumların Kürt ulusal hareketi çevresindeki solun düşünmesine yardımcı olması umulur. Ne yazık ki Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin Kürt ulusal hareketine yedeklenmesi süreci, düşünce ve davranışında ağır tahribat yarattı. Anti-emperyalist yurtseverlikten uzaklaşan Türkiye solu kendi halkına yabancılaştı. (TÜRKOFOBİ) Sol hareketin bu kökleşmiş etkiden arınması ciddi çaba ister. 

ABD’de İsrail’e artan tepki dikkat çekiyor. ABD kamuoyunun sempatisi 2001’den bu yana ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere yönelmiş durumda. ABD’de yapılan bir ankette katılımcıların yüzde 41’inin Filistinlilere, yüzde 36’sının ise İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu belirttiği ifade ediliyor. Demokratların ezici çoğunluğu Filistin’den yana görünüyor. ABD halkının üçte ikisinden fazlası hedeflere ulaşılmasa dahi İran’la savaştan çıkılmasını istiyor. ABD’nin İran’a saldırısı tüm dünyada artan tepkilerle karşılaşıyor. 

Ne yapmalı?
İran’ın anti-emperyalizmi kuşkusuz kendi sınıf ve devlet çıkarlarıyla sınırlıdır. Ancak bugünkü koşullarda İran’ın direnişi dünya devrimci hareketine hizmet ediyor. Bu savaşta ABD-İsrail cephesiyle birlikte davranılması kabul edilemez. 

İsrail ve NATO Türkiye’yi İran’a karşı bir savaşa çekmeye çalışırken, halkın çok büyük çoğunluğu Türkiye’nin böyle bir savaşa katılmasını istemiyor. (Metropol Araştırma Merkezi, Mart 2026 “Türkiye’nin Nabzı” araştırması). AKP iktidarı ise NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesine ve Ortadoğu’daki saldırılarına destek veriyor. Türkiye egemenlerinin içinde aktif rol aldığı “Türk Devletleri Topluluğu” zaten Siyonizmin ve ABD emperyalizminin planlarına hizmet eden bir yapıya dönüşmüş durumda. AKP’nin bu siyaseti, bölgede ve dünyada savaş riskini artırıyor. NATO’dan çıkılması, İsrail ile ilişkilerin kesilmesi ve saldırılara karşı direnen Filistin, Lübnan, Yemen ve İran halklarının yanında yer alınması talebi yükseltilmelidir.

Filistin ve İran direnişi, Türkiye solunda anti-emperyalist bilincin ve mücadelenin geliştirilmesi düşüncesine güç kazandırdı. Bu düşünce, bir süredir Batılı emperyalistlerle ittifak arayan Kürt ulusal hareketi etrafında örgütlenen ya da onunla birlikte hareket eden devrimci gruplar arasında da dikkat çekicidir. Türkiye solu, CHP’nin emperyalizm ve Siyonizm yanlısı siyasetinden bağımsızlaşmaya da önem vermelidir. Devrimci hareketin bağımsızlığı, irade ve eylem birliği ortak siyasetimiz olmalıdır. 

Ortaya çıkan yeni koşullarda, solda güç kazanan anti-emperyalist tutumun daha ileri taşınması gerekmektedir. Devrimci hareketler bu temelde netleşme, güçlenme ve birlik yönünde bir çizgi izlemelidir. Türkiye solu, Türkofobiden arınmalı ve halkıyla buluşmalıdır.

Ülkemizde Türk, Kürt ve Arap yurtseverliklerinin birbirine karşıt şekilde kurgulanmasından kurtularak, anti-emperyalist bir temelde buluşması için çalışılmalıdır.

Savaş çok ağır bir ekonomik maliyet çıkarmaktadır. Emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesini desteklemeliyiz. Etkili olduğumuz alanlar başta olmak üzere bulunduğumuz her yerde toplumsal dayanışmanı gelişmesi için çalışmalıyız. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.