Haftanın Özeti: Bıçak Sırtındaki Dünya ve Ülkemiz

0
56

Geride bırakmakta olduğumuz haftada ABD ile İran arasındaki müzakereler, İran’ın vatan savunmasında kazandığı başarıların masada netleşmesiyle sonuçlandı. NATO’nun Rusya’yı parçalama çabaları yoğunlaştı. AKP iktidarı bu konuda Batılı emperyalistlere yardım etmeye devam ediyor. Bu gelişmelerin yanında, Fransa’da toplanan G7 Zirvesi ve düzenlenen protestolar ile Rusya-ASEAN Zirvesi de gündemde dikkat çekmek istediğimiz konular arasında yer alıyor.

Özetimize dış dünyadaki gelişmelerle başlıyoruz.

Dünya

İran’ın zaferle sonuçlanan direnişi, ezilen insanlığa moral ve umut oldu. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşta mutabakata varıldı. Bir süredir görüşmeleri süren ve daha öncesinde basına sızan 14 maddelik mutabakat metni, ABD Başkanı Trump ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından dijital ortamda imzalandı. Şimdi ise savaşın kazananına, kaybedenine ve bundan sonraki sürece ilişkin yığınla açıklama dolaşımda.

Trump, İran’a nükleer silah sahibi olmayacağını kabullendirdiklerini söyleyerek bunu çok büyük bir zafer gibi sunsa da mızrağın çuvala sığmadığı ortada. “Anlaşma beni bağlamaz” tutumundaki İsrail’e yönelik dünya genelinde artan tepkiler biliniyor.

İmzaların ardından açıklama yapan İran Meclis ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD ve İsrail’in savaşın başında belirledikleri hedeflere ulaşmalarına izin vermediklerini belirterek, “ABD ve siyonist rejimi yendik” dedi.

Mutabakat metni, “Sahada kazandığımızı müzakere masasında kaybetmeyeceğiz” diyen İran tarafını haklı çıkardı. Savaşın başından beri gösterdiği direnişle büyük sempati toplayan İran, mutabakat zaptı ile büyük bir prestij de edindi. Bu sürecin başta Körfez ve Orta Doğu olmak üzere küresel çapta etkileri olacaktır.

İsrail’in Lübnan’a saldırıları hafta içinde yer yer sürmekle birlikte, Trump’ın Hüzbullah’ın saf dışı edilmesini HTŞ’den beklediği yeniden dile getirildi. Bunun, Suriye ile Lübnan’ı birleştirerek yapılmak istendiği belirtiliyor. Birleşmenin, Lübnan’daki Şii nüfusu etkisizleştirmesi bekleniyor.

Anlaşmanın en kırılgan yanı ise masadaki muhatabın ABD olmasıdır. Bilindiği gibi Trump, daha önceki anlaşmadan “keyfi” bir şekilde çekilmişti. Üstelik 28 Şubat saldırısı da yine süren müzakere sürecinde başlatılmıştı. Trump, G7 Zirvesi’nde bu mutabakata ilişkin, “Bunu beğenmezsem geri dönüp onları vurmaya, başlarına bomba atmaya devam ederim” ifadelerini kullandı. ABD ve İsrail istedikleri kadar esip gürleseler de savaşın kaybedenleri oldukları ortadadır.

Emperyalist zengin devletlerin oluşturduğu G7 Zirvesi, Fransa’nın İsviçre sınırındaki Evian-les-Bains kentinde genişletilmiş katılımla toplandı. Zirvenin “aile fotoğrafında”; üye ülkeler olan ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’nın (ve aileden sayılan AB’nin) liderleri dışında, “orta güç” temsilcileri olarak Güney Kore, Hindistan, Brezilya, Kenya ve Mısır liderleri de yer aldı. Batılı ülkelerin tetikçisi Ukrayna ile BAE ve Katar liderleri de zirveye davetliydi.

Zirvenin gündeminde jeopolitik sorunlar, Ukrayna ve Avrupa’nın güvenliği, İran ve Orta Doğu’daki gelişmeler, ticaret alanındaki sorunlar ve yapay zekâ gibi başlıklar vardı. Kapitalizmin ve küresel güç ilişkilerinin efendilerinin bu buluşması öncesinde, alınan geniş güvenlik önlemlerine rağmen çevreci gruplar, kadın hakları savunucuları ve Filistin yanlısı aktivistlerin de destek verdiği protestolar yaşandı. Cenevre’de yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı protestolarda, Tesla marka bir aracı ateşe veren, BM ofisinin camlarını kıran ve kentteki bir bankayı hedef alan göstericilere polis göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.

Gösteriyi organize edenlerden Francoise Nyffeler, Associated Press’e yaptığı açıklamada Trump yönetiminin iklim, ticaret tarifeleri ve savaş politikalarından endişe duyduklarını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump’ı hedef alan dövizlerin de taşındığı protestoda göstericiler, G7 Zirvesi’ni siyasi ve ekonomik gücün belli ülkeler ve liderler etrafında toplanmasının bir sembolü olarak gördüklerini ifade ettiler.

Oxfam, G7 Zirvesi öncesinde küresel servet dağılımındaki eşitsizliğe dikkat çeken bir rapor yayımladı. Rapora göre, G7 ülkelerine mensup 41 enerji milyarderi, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaştan bu yana servetlerini 23,5 milyar dolar artırdı. Raporda, savaş öncesi tahminlere kıyasla altı büyük petrol şirketinin kârlarının yüzde 80 oranında, dünyanın en büyük üç gübre şirketinin kârlarının da yüzde 23 oranında artmasının öngörüldüğü belirtiliyor.

Oxfam Uluslararası Yönetici Direktörü Amitabh Behar, savaş ekonomisine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Çatışmalar ülkeleri yıkıma uğratıyor ve sayısız hayata mal oluyor; ancak bazıları için olağanüstü derecede kârlı. Bu; serveti yukarıya doğru, yani işçilerden hissedarlara, en yoksullardan en zenginlere, en az güce sahip olanlardan zaten fazlasıyla güce sahip olanlara doğru yeniden dağıtan acımasız bir sistemdir. Aileler öğün atlarken ve hükümetler hayat kurtaran yardımları keserken, bizler grotesk bir milyarder patlamasına tanıklık ediyoruz.”

Ukrayna’daki savaş şiddetlenerek devam etti. Ukrayna’nın çok sayıda fırlattığı İHA’ların etkili olduğu ve Moskova’daki bir petrol rafinerisinde önemli hasara yol açtığı görüldü.

Batılı güçlerin Rusya üzerindeki baskıyı artırmaya ve ülkeyi izole etmeye çalıştığı bir dönemde, Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan’ın Kazan kentinde önemli bir zirve gerçekleşti. 17-19 Haziran tarihleri arasında Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN)-Rusya Zirvesi toplandı. Zirveye katılan Malezya Başbakanı Enver İbrahim, blokun Moskova ile ticareti sürdürme kararlılığında olduğunu ifade etti.

Bu oluşumun hem Asya-Pasifik bölgesinde hem de küresel seviyede önemli olduğunu vurgulayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu birlikleri çalkantılı jeopolitik koşullarda Asya-Pasifik bölgesinde dengeli bir güvenlik sisteminin ve eşit iş birliğinin oluşmasına katkı sağlayan önemli birer istikrar faktörü olarak nitelendirdi.

11 ülkeden oluşan ASEAN’ın tam kapsamlı diyalog ortağı olan Rusya’nın, 1996 yılı itibarıyla birlik üyesi ülkelerle çeşitli alanlarda iş birliğini geliştirdiği ve yeni diyalog platformları oluşturduğu biliniyor. Ancak Rusya, Ukrayna eliyle yürütülen saldırıların önünü alamazsa bu saldırılar giderek şiddetlenebilir ve Rusya’ya çok büyük zararlar verebilir.

Aynı süreçte Baltık ve Kuzey ülkelerinin Rusya’ya karşı gerçekleştirdiği toplantılar ve takındığı ortak tutumlar dikkat çekmektedir. NATO’nun son üyelerinden Finlandiya, ülkesine nükleer silah yerleştirme yasağını (40 yıllık bir yasaktı) kaldırdığını açıkladı. İsveç’te de benzer gelişmeler yolda görünüyor. Ukrayna egemenleri eliyle yürütülen saldırılarda Türkiye egemenlerinin de payı bulunuyor.

Türkiye

CHP’de mutlak butlan kararı sonrası gelişmeler partinin bölünmesi yönünde sürdü. İzmir’in işçi düşmanı belediye başkanlarından Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay partisinden istifa etti. “Mutlak butlan CHP’si bu mücadelenin çatısı değildir” diyerek istifa eden Tugay’ın, Özgür Özel’in yeni parti kurması hâlinde o partiye katılması bekleniyor. CHP’den istifaların, yeni parti kurulması yanlısı İmamoğlu tarafından organize edildiği ileri sürülüyor.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara bir yenisi daha eklendi. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, Adalar Belediyesi’nde ruhsat ve imar işlemlerinde rüşvet ve usulsüzlük iddiaları üzerine 47 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın da aralarında olduğu 41 kişi gözaltına alınırken, 4 ilde 90 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.

İmamoğlu İnşaat üzerine geçtiğimiz aylarda başlatılmış olan operasyonlara bu hafta hız verildi. Operasyon kapsamında Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı Tuncay Demircan, belediyede görevli mimar, mühendis ve şehir plancıları ile yapı denetim firması ortaklarından oluşan 27 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 12’si tutuklanarak cezaevine gönderildi. Geri kalan 15 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, iktidarın son dönemde görüşme trafiğini azalttığı Rusya’ya ani gidişi dikkat çekti. NATO Zirvesi’ne birkaç hafta kala yapılan bu ziyarette Hakan Fidan, yalnızca mevkidaşı Sergey Lavrov ile değil, Rusya’nın en üst düzey güvenlik ve istihbarat yetkilileriyle de görüştü.

Fidan’ın Moskova ziyareti, Türkiye’nin “çok yönlü, bağımsız ve bölge merkezli” dış politikasının rasyonel bir yansıması gibi alışılmış bir şekilde sunulsa da bu ziyareti başka açıdan yorumlayanlar da oldu. Sibel Edmonds, YouTube kanalında yayınladığı aktarımlarda Dışişleri Bakanı’nın “acil çağrı” ile Rusya’ya çağrıldığına dikkat çekiyor ve Rusya’nın elinde olduğunu iddia ettiği “şantaj dosyalarını” ele alıyordu.

Edmonds, iktidarın etki alanındaki medyanın ve bazı YouTube yorumcularının görüşmeyi Karadeniz, Ukrayna savaşı ve İsrail gibi genel başlıklarla sıradan bir toplantı gibi aktardığını söyleyerek bunun yalan ve sansürlü olduğunu iddia ediyordu.

Edmonds, Rusya istihbaratının elinde bulunan ve zamanı geldiğinde Türkiye’ye karşı şantaj/baskı unsuru olarak kullanmak üzere bekletildiğini savunduğu; Epstein dosyasından Libya uçak kazasına, Cemal Kaşıkçı cinayetinden Karlov suikastine kadar bir takım dosyaların olduğunu açıklıyordu. Edmonds, İran-İsrail gerilimi sırasında Türkiye tarafına düşen füzelerin aslında İran’dan atılmadığını; sahte bayrak (false flag) operasyonu amacıyla Kuzey Irak’tan (Barzani onayıyla) füzelerin fırlatıldığına dair Rusya’nın elinde ispatlar olduğunu ileri sürdü.

Avrupa Parlamentosu (AP), İspanyol parlamenter Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı raporu kabul etti. 381 evet, 107 ret ve 171 çekimser oyla kabul edilen raporda, “insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu yetkililere”, AB’deki varlıkların dondurulmasını da içeren yaptırımların uygulanması talep edildi. İktidar adına en kritik siyasi davaları yürüten Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptırım istendi.

Türkiye’de iktidarın üzerine oynadığı “ülkenin stratejik konumu”na bu belgede de yer verildi.

Değişen jeopolitik manzara ışığında, bölgesel güvenlik konularında AB-Türkiye iş birliğinin güçlendirilmesine dikkat çekildi. Bir NATO müttefiki olan Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik önemine vurgu yapılan belgede; uluslararası güvenlik ve AB’nin stratejik çıkarları açısından kritik öneme sahip alanlarda, ayrıca göç yönetimi, terörle mücadele ve enerji güvenliği gibi diğer ilgili iş birliği alanlarında Türkiye’nin giderek artan varlığı, etkisi, arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rolü teyit edildi.

AB’nin Türkiye’ye ilişkin asıl derdinin bu noktalar olduğu, iş birliğinden kastın da Batı merkezli yeni projelerde görevlendirmeler anlamına geldiği açık.

18 Haziran’da Konya’ya yerleştirilen İtalyan-Fransız hava savunma sistemi ile Malatya ve İncirlik’e yerleştirilecek olan Patriot sistemleri, Türkiye’nin Batılı emperyalistlerin taşeronu olmasına yol açacak tehlikeli gelişmeler olarak yorumlanıyor. Bunlara İstanbul Anadolukavağı’nda kurulması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı ile Adana’da kurulacağı açıklanan NATO çok uluslu kolordu karargâhı eklendiğinde, Türkiye’nin bıçak sırtında olduğu tablosu ortaya çıkıyor.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, T24’e verdiği röportajda gündeme ilişkin soruları yanıtlarken bazı ifadeleriyle tartışma yarattı. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin değerlendirmesinde çok adaylı bir seçimin gündeme gelebileceğini belirten Erkan Baş şu ifadeleri kullanmıştı:

“Genel seçim sadece genel seçim değil, sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi de değil. Benim görebildiğim kadarıyla bu sefer çok adaylı bir sürece doğru gidiyoruz. Mesela orada da tartışmamız lazım. Hangi program etrafında ortak Cumhurbaşkanı adayları çıkartabiliriz? Biraz önce anlattığımız programımıza uygun bir seçeneği cumhurbaşkanı adayı yapmakta ortaklaşabilir miyiz mesela? Burada DEM Parti’nin tercihi ne olacak? Mesela onların şu talebini anlayabilirim. Ana dili Kürtçe olan bir adayla çıkmak isteyebilirler. Biz burada ortaklaşmayabiliriz. Bunlar konuşulur. Ama TİP açısından şunu söyleyeyim. Biz seçimlere kendi başımıza ve kendi adaylarımızla girme ihtimalimizi gözeten bir hazırlık içerisindeyiz.”

Kısa sürede sosyal medyada ve siyasi çevrelerde tartışma konusu olan bu ifadeler üzerine yeni bir açıklama yapan Baş, DEM Parti’nin seçim sürecinde farklı bir siyasi tercih yapabileceğine işaret etmek istediği kısma ilişkin şunları söyledi: “Düşündüğüm ile ifade ediş biçimim arasında tam bir uyum oluşmadığını gördüğüm bir bölüme dair kısa bir ekleme yapmak istiyorum. Söyleşide geçen ‘ana dili Kürtçe olan aday’ ifadesiyle anlatmak istediğim durum tam olarak şuydu: Biz Türk ve Kürt emekçilerinin mücadele birliğini, dostluğu ve dayanışmayı esas alan bir yaklaşımı benimsemekle birlikte, ortada iki ayrı siyasal hareket olduğu gerçeğini de unutmamak gerekir.

Bizim için esas olan ortak mücadeledir. Ancak örneğin mücadelenin sadece bir alanı olan seçim sürecinde DEM Partili dostlarımız Kürt sorununu tek gündem olarak ele alan bir yaklaşım benimseyebilir; böyle olacak demiyorum ama bu da bir olasılıktır ve kendi açılarından bir tercihtir. Böyle bir tercih durumunda bu ne kadar meşruysa, bizim de kendi çizgimiz doğrultusunda başka bir tercih ortaya koymamız o kadar meşrudur.

Yoksa Türkiye’nin sorunlarına bütünlüklü yaklaşan, tüm yurttaşlarımızı kucaklayan ortak bir adayın etnik kökeninin; Kürt, Türk, Laz, Çerkes ya da Arap olmasının bizim ve partimiz açısından en ufak bir önemi yoktur, olamaz. Yanlış anlaşılmaya müsait bu ifademe bu vesileyle açıklık getirmiş olayım.”

Erkan Baş’ın ifadeleri üzerinden başlatılan tartışmanın belirli kesimler tarafından kışkırtıcı bir seviyede kullanılmasının kasıtlı yanları olduğunu düşünüyoruz. Erkan Baş’ın ve temsil ettiği TİP’in, “ortak bir adayın etnik kökeninin; Kürt, Türk, Laz, Çerkes ya da Arap olmasının” en ufak bir öneminin olamayacağı yönündeki yaklaşımı bilindiği hâlde, konu kutuplaştırıcı bir alana çekilmeye çalışıldı.

Solun bağımsız birliği konusunda ısrarcı olan bir grup olarak, nasıl bir baskılanmanın altında olduğumuza yeniden dikkat çekmek isteriz.

Erkan Baş’a karşı yürütülen milliyetçi linç kampanyasının fırsata çevrilmesi yönündeki tutum üzüntü yarattı. TKP, Erkan Baş’ı kimlikçi olmakla suçlayarak linç kampanyasından kendisine siyasal kazanç sağlama tutumunda oldu.

Mücadele Haberleri ve Sonuç

Özetimize, geride bıraktığımız hafta yaşanan mücadele haberleri ile devam edecek ve özetimizi toparlayacağız.

Ankara’da hakları için direnen öğretmenler polis şiddetine ve işkenceye maruz kaldı.

Mücadelelerine açlık grevi ile devam eden öğretmenler için yurdun çeşitli bölgelerinde destek eylemleri gerçekleştirildi.

15-16 Haziran işçi direnişinin 56. yıl dönümünde, başta İzmir, İstanbul ve Ankara olmak üzere çeşitli illerde etkinlikler ve eylemler yapıldı. İşçi ve Emekçi Birliği, Mecidiyeköy’de bulunan Cevahir AVM önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında işçi sınıfını mücadeleye çağırırken; İşçi Hakları Derneği ve Emekçiler Dayanışması da düzenledikleri etkinlikte aynı çağrıyı yineledi.

Edirne’de direnen madencilere ve ailelerine yönelik silahlı saldırı, İzmir’de Bağımsız Maden-İş ve devrimci gruplar tarafından protesto edildi.

7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO Zirvesi’ne karşı yazılama ve pankart çalışması yapan devrimcilere yönelik gözaltı terörü İzmir’de protesto edildi. Basın açıklaması sırasında, “Emperyalist savaşa, saldırganlığa ve emperyalist haydutların NATO’suna karşı mücadele edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Cumartesi Anneleri, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinde bu hafta tekrar Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 1107’nci haftada buluşan grup, hapishanede idam edildikten sonra kaybedilen Veysel Güney’in cansız bedeninin akıbetini sordu.

NATO’ya karşı ülkesini savunan devrimcilerin tutuklanmasının ardından Çağlayan Adliyesi önünde bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada; BDSP, DÖB, Mücadele Birliği, DGB ve Yıldız Moda Atölyesi gibi grupların üyelerine yönelik tutuklama saldırısı protesto edilirken, anti-emperyalist mücadelenin büyütüleceğine değinildi.

Dünyada oldukça istikrarsız bir dönemden geçiyoruz. Batılı emperyalistler Rusya’yı parçalama çabalarını yoğunlaştırırken, İsrail de bölgeyi karıştırma çabalarına devam ediyor. İran’da emperyalistler büyük bir darbe aldılar; fakat ne İran’daki gerilim bitti ne de Ukrayna’daki savaşın biteceği görünüyor.

Kapitalist devletler diken üstündeler. Büyük oynamak peşindeki AKP iktidarı ise giderek daha büyük risklerin altına giriyor. Akın Gürlek’e uygulanması kararlaştırılan yaptırımlar, Batılı emperyalistlerin Türkiye egemenlerini sıkıştırma amacı taşıyor. Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacıyla baskılarını artırıyorlar.

Demokratik muhalefet saflarındaki CHP ve DEM Parti’nin ise ne bölgede ne de dünyada barışa katkı yapma yetenekleri bulunuyor. AKP gibi onlar da emperyalist güçlerin yedeğinde politika yapıyorlar.

Türkiye’nin bu çok tehlikeli süreci halk yararına aşabilmesi için bağımsız, aktif ve birleşik bir sola ihtiyacı var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.