Anti-Emperyalist Birlik Başarısı Çöpe mi Atılıyor?

0
23

Odak Dergisi

Türkiye solu, 2026 NATO zirvesi sürecinde inanılması zor bir başarıya imza attı. Birkaç örgütün dışında bütün sosyalist sol, emperyalizm ve NATO karşısında birleşti. Ne yazık ki şimdilerde o birlikten bir kaçış yaşanıyor.

Birlik yolunda önemli gördüğümüz ilk adım, ezilen ulus milliyetçiliğinin etkisi altındaki sosyalist hareketlerden gelmişti. Bu amaçla hazırladıkları metni bizimle de paylaştılar. Ancak hazırlanan metne zorlama bir yaklaşımla; NATO’nun Rojava ve LGBT düşmanı olduğu gibi gerçeklerle uyuşmayan ifadeler konulmuştu. Ayrıca ülkemizdeki faşist iktidar metinde —ezilen ulus milliyetçiliğinin etkisindeki sosyalistlerin kulağına hoş gelecek şekilde— “Türk devleti” olarak isimlendirilmişti. Odak Dergisi, bu ifadenin Türk kimliğini benimseyen halkı egemen güçlere bağlamaya yaradığını ısrarla anlatmaktadır. Metne yaptığımız eleştiriler bazı tepkiler yaratsa da sonuçta anlayışla karşılandı; böylece Grup Yorum ve Halkın Hukuk Bürosu’nun dahi ilgi duyacağı bir platform ortaya çıktı. (*)

Aynı günlerde emperyalizmin işbirlikçisi iktidar, insanlık düşmanı NATO’nun liderleri rahatsız olur endişesiyle ülkede yurtsever güçlere karşı terör estiriyordu. Uzun zamandır anti-emperyalist bilinç ile eylemden ve birbirlerinden uzaklaşmış olan sosyalist örgütler; NATO toplantısına ve iktidarın saldırılarına, emperyalizme karşı mücadele zemininde bir araya gelerek cevap verdiler. Bu, tarihsel bir başarıdır!

Aralarında Odak Dergisi’nin de yer aldığı birçok sosyalist grup bir araya gelerek, Şubat ayında “NATO ve Emperyalist Savaşı Karşı Birlik”in kuruluşunu açıkladı. Birlik, kuruluşundan itibaren İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde basın açıklamaları düzenledi, NATO’nun gerçek yüzünü teşhir eden yoğun bir faaliyet yürüttü ve kararlılıkla eylemlerde yer aldı. Bu girişim daha sonra çok daha geniş bir zemine yayıldı ve “NATO’ya Hayır Koordinasyonu” oluşturuldu. Öyle ki Koordinasyon’a yalnızca TKP, BKP ve HKP katılmamıştı.

NATO’ya Hayır Koordinasyonu, Türkiye solunun Kürt ulusal hareketi ve CHP’den bağımsız en geniş birliğinin somut bir örneği oldu. Bu başarı, Türkiye solu açısından olağanüstü bir önem taşımaktadır. Koordinasyonu oluşturan örgütler, dünyanın anti-emperyalist yapılarıyla da ortak etkinlikler gerçekleştirdi.

Türkiye solunun emperyalizme karşı giriştiği çalışmalar halkın geniş katılımına yol açmayı henüz başaramamış olsa bile, toplumda ciddi bir etki ve sempati yarattı. Öyle ki yakın zamana kadar Erdoğan’ı “Türkiye’yi NATO’dan ve Batılı emperyalistlerden uzaklaştırdığı” gerekçesiyle eleştiren Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu daha ihtiyatlı konuşmaya başladı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye NATO üyesidir; fakat NATO’nun ileri karakolu ya da taşeronu değildir” dedi. NATO’culuğuyla bilinen Özgür Özel de “Elbette NATO üyesiyiz fakat NATO’ya körü körüne bağlı olamayacağız” mesajı verdi; hatta ABD’nin NATO toplantısı sırasında İran’a yönelik saldırılarını da eleştirdi.

Türkiye solunun NATO’ya ve emperyalizme karşı aktif çalışmaları, Kürt milliyetçi hareketi liderliğindeki DEM Parti’yi de etkiledi. Bilindiği gibi DEM Parti içinde Türkiye solundan devrimci örgütler bulunuyor. Kürt ulusal hareketi uzun bir süredir Batılı emperyalist sistemle ve bir süredir de devletle bütünleşme stratejisi yürütüyor olmasına rağmen, DEM Parti adına NATO karşıtı açıklamalar yapılmak zorunda kalındı. Sonuçta, emperyalist sistemden yana olan parti ve örgütler, Türkiye solunun eylem ve etkinlikleriyle ülkedeki havayı değiştirmesinden etkilendiler. Biraz da “kendileri yapamadı, AKP yaptı” saikiyle, iktidarı aşırı NATO’culuğu nedeniyle eleştirmek durumunda kaldılar.

Çok önemli bir tarihsel başarı sağlamış olan Türkiye solu, kendi içinde gerçekleştirdiği bu birliği bilince çıkarıp ileriye götürebilirse; soldaki grupçuluğu ve Türkofobiyi sorgulayarak kendisini yenileme imkanlarına kavuşacaktır. Ancak Türkiye solu henüz bağımsız temeldeki bu birliğin öneminin farkında bile değil. Bir kısım sol, sözde ne diyor olursa olsun, pratikte diğer örgütleri geride bırakmayı devrimci hareketi ileriye götürmekten çok daha önemli görüyor. Kadro ve taraftarlarını bu rekabetçi zihniyete göre şartlandırıyorlar. Bir kısım sol, kolayca kitleselleşme hevesiyle CHP ile yanlış ilişkilere girdi. Bir diğer kesim ise ezilen ulus milliyetçiliğinin etkisinde olmayan herkesi “sosyal şoven” olarak damgalıyor.

Bu çevrelerdeki çok önemli bir kesimin düşünce ve davranışı sakatlanmış durumdadır. Her gittikleri yere Kürt milliyetçilerinin katılımını ve nezaretini şart koşuyorlar. Onlar olmadan bir şey yapabileceklerine bile inanmıyorlar. Aralarındaki uyanıklar —tıpkı bazı sol yayın kuruluşlarının CHP’den fonlanması gibi— Kürt hareketinden besleniyor. Oradan gelebilecek bir milletvekilliği hayaliyle bakışını, duruşunu ve yürüyüşünü bile Kürt ulusal hareketine uydurmaya hazır izlenimi verenler var.

Türkiye solundan çok sayıda örgüt, uzun yıllar devrime ve enternasyonalizme hizmet etme iyi niyetiyle de olsa Kürt milliyetçiliğinin peşinden gitti. Emperyalizmin ve egemen güçlerin Türkiye solunu daha 1960’lı yıllardan itibaren anti-emperyalist yurtseverlikten uzaklaştırma ve bölme çabaları bu süreçte güç kazandı. Türkiye solunda Türk kimliğini şeytanlaştıran bir “Türkofobi” gelişti. Bu da emperyalizmin ve yerli egemenlerin Türk halkını faşistleştirmesine, ülkemizi sağcılaştırmasına ve halklarımızı birbirinden uzaklaştırmasına hizmet etti.

Bu örgütler; Kürt milliyetçilerinin, yakınlarda ölen Lindsey Graham gibi dünyanın en tehlikeli emperyalistleriyle ya da ABD emperyalizminin bölgedeki askeri merkezi CENTCOM (ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı) ile gizlice veya açıktan işbirliği içinde olmasını görmezden geldiler. Arkadaşlar, bu son yaşananları ve özellikle Lindsey Graham’ın ölümünün ardından Sepan Hemo ve Mazlum Abdi’nin yaptığı açıklamaları dikkate almalıdır. Türkiye solunun bekçisi yapılmak istendiği “Rojava Devrimi” söylemlerini ve Kürt hareketinin demokratik mücadeledeki rolünü yeniden gözden geçirmelidirler. Türkiye solu bu temelde kendi düşünce ve davranışını masaya yatırmalıdır. Kürt halkına giden yol, Kürt milliyetçi hareketinin peşine takılmaktan geçmez.

Kaldı ki bu örgütlerin önemli bir kısmı köklü bir direniş geleneğine ve mücadele azmine sahiptir. Yaşadıkları yabancılaşmayla cesurca yüzleşmeleri halinde, Türkiye devrimci hareketine büyük katkılarda bulunabilirler. Bu arkadaşların, Kürt ulusal hareketi hakkındaki önyargılarını cesaretle sorgulamaları gerekiyor. Söz konusu örgütlerin önemli bir kısmı, Kürt ulusal hareketini bir dönem “sosyal faşist” ve “karşı devrimci” görüyordu; daha sonra ise tam tersi bir uca savrularak Kürt milliyetçiliğinin etkisine girdiler.

Arkadaşların Kürt halkından kopmak istemeyişleri şüphesiz olumludur. Kürt halkı elbette büyük bir devrimci ve demokratik potansiyele sahiptir. Bu potansiyel, Türkiye solunun çok önemli bir güç kaynağıdır. Ancak Kürt halkının sahip olduğu bu dinamizmin doğru temelde harekete geçirilmesi, Türkiye solunun Kürt milliyetçiliğinden bağımsız bir hat örmesiyle mümkündür. Aynı şey Arap, Zaza, Çerkes vb. tüm halklarımız için de geçerlidir. Bu halkların içinden yetişmiş olan devrimciler Türkofobiye karşı uyanık olmalıdırlar. Türk halkı bizim halkımızdır. Büyük bir aydınlanma tarihinden geçmiş; bağrından Mustafa Suphileri, Mihri Bellileri, Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri çıkarmış olan bu halkı egemen güçlerin insafına teslim edemeyiz.

Türkiye solu; işçi, gençlik, kadın, çevre ve LGBT+ hareketlerinde anti-emperyalist yurtseverliği sıkı sıkıya gözetmelidir. Emperyalizmin fonladığı güçler, uzun yıllar bu kitle hareketlerinin düşünce ve davranış dünyasında derin tahribatlar yarattı. Bu tahribatı hep birlikte sorgulamalı ve aşmalıyız.

Yazımızı bitirirken bu süreçte sosyalist güçlerden ısrarla ayrı durmuş olan arkadaşlara bir kaç sözümüz olacak. Arkadaşlar solda rekabetçilik yoluyla gelişme stratejilerini gözden geçirmelidirler. Türkiye solunun 60 yıllık pratiğinin de gösterdiği gibi bu strateji sol içindeki bölünmüşlüğü derinleştirmeye, solu ve emekçileri güçsüz düşürmeye hizmet ediyor. Kaldı ki arkadaşların küçümsemeye çalıştıkları devrimci örgütlerin yaşadığı baskıları kendileri yaşasaydı ne hale geleceklerini düşünmelidirler. Şu an ellerinde tuttukları gücün, yarın koşullar değiştiğinde tuzla buz olması ihtimali çok güçlüdür. 

Mesele Türkiye solunda birbirimiz karşısındaki konumlarımız değil hizmet ettiğimiz mücadelenin durumudur. Gruplarımızın değil hizmet ettiğimiz mücadelenin gücü bizim asıl gücümüzdür.

Türkiye solunun sağladığı tarihsel başarı ne yazık ki bilinçli bir planın ve iradenin ürünü olarak ortaya çıkmadı. Burada pratik, sosyalist soldaki grupçu ve artçı bozulmaların bir süreliğine de olsa aşılmasına yardımcı oldu. Sağlanan bu başarıyı çeşitli örgütlerin saflarındaki devrimciler ileri götürmelidir. Türkiye solu anti-emperyalist temelde bir araya gelmek zorundadır.

(*) Ne yazık ki Türkofobinin etkisindeki sosyalist örgütler, ilerleyen süreçte NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı birliği yalnızca kendi çevreleriyle sınırlama çabasını sürdürdüler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.