Yalçın Küçük Hoca’nın Ardından

0
45

Hamza Yalçın

Tanıdığım bir sosyalist aydın hakkında, ölümünün ardından ancak çok geç yazabiliyorum. Tartışma yaratmayı seviyordu ve bunda başarılıydı. İlgi uyandıran, akıcı bir dili ve düşünce sistematiği vardı. Konuşması, yazması, yaşantısı ve davranışlarıyla dikkat çekmeyi sevdiği anlaşılıyor ve bunu başarıyordu. Kıbrıs savaşına katılmış olması nedeniyle askerî törenle defnedilmesi bile tartışma yarattı.

Onun güçlü ve zayıf gördüğümüz yanları üzerine görüşlerimizi ve bazı anılarımızı yazmak isterim.

Yalçın Küçük, Türkiye’nin en üretken aydınlarından biriydi. Çok çalışkan ve öğrenme merakı olağanüstü güçlü bir insandı. İktisattan siyasete, tarihten sanata ve edebiyata kadar çok çeşitli alanlarda düşünce üretti. Özellikle Türkiye Üzerine Tezler ve Aydın Üzerine Tezler adlı beşer ciltlik çalışmalarıyla ve Toplumsal Kurtuluş dergisiyle solda güçlü bir etki yarattı. Bütün kitaplarını ve yazılarını olmasa da eserlerinin büyük bir kısmını okudum.

Öğrencilere, okulla mücadeleyi mümkün olduğunca uyumlu yürütmelerini tavsiye etmekteyiz. Bununla birlikte, yoğun politik çalışma içindeki bir devrimcinin, dünyanın neresinde olursa olsun, okulunu bitirmesinin bile zor olduğunun farkındayız. Yalçın Küçük, sistemin içinde bir ölçüde başarılı olup çeşitli mevkilere dahi gelebildi. Üniversiteyi birincilikle bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda, hatta kısa süreliğine Dünya Bankası’nda çalıştı.

Türkiye’de başarılı öğrencilerin devrimci olması pek de istisna değildi. Sosyalist hareket içinde ileri düzeyde yeteneğe sahip çok sayıda insan vardı. Örneğin Mihri Belli, ABD’de yüksek lisans tezini birincilikle tamamlamıştı. Sevim Belli, tabiplik uzmanlık sınavını birincilikle kazanmıştı. Benzer şekilde Şefik Hüsnü, Mustafa Suphi ve Hikmet Kıvılcımlı gibi liderlerin tahsil hayatlarındaki başarıları, onları devrimci mücadeleden uzaklaştırmak şöyle dursun, daha da yakınlaştırdı. Yaşamlarını devrimci mücadeleye adadılar.

Yalçın Küçük, öğrenciliğinden itibaren eylemlerin içinde yer almış bir insandı. Akademik yaşamında doktor, doçent ve profesör olup da politik alanda onun kadar risk alan ve aktif olan başka birini hatırlamıyoruz. Defalarca hapis yattı.

1970’li yılların sonlarına doğru Kemalizm’e yönelik kapsamlı eleştiriler yaparak siyasi alanda öne çıktı. Bu eleştiriler, 12 Eylül’ün Kenan Evren Atatürkçülüğüne karşı olumlu bir etki yarattı. Kemalistlerin tarihsel gerçekleri tahrif etmesine yönelik eleştirilerinin büyük kısmı olumludur. Türk aydınlanmasına Tanzimat’a, Abdülhamid’e, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne resmî ideolojiyi aşarak bakmaya çalıştı. 12 Eylül döneminde geliştirilen sol liberalizme karşı etkili bir mücadele yürüttü. Bu bağlamda Küfür Romanları (1986), Estetik Hesaplaşma (1987) ve İtirafçıların İtirafları (1988) adlı çalışmaları dikkat çekicidir. Türkiye solundaki Batı hayranlığını isabetle eleştirdi.

Kürt ulusal hareketine sempatiyle yaklaştı ve onunla yakınlaşma kurmaya çalıştı.
Kendisi TİP kökenli olduğu hâlde, Türkiye Üzerine Tezler adlı çalışmasında Mihri Belli liderliğindeki MDD hareketine ve sonrasındaki militan sola özel ilgi gösterdi. TİP ve İsmail Bilen geleneği bu konuda ne yazık ki çok yıkıcı bir tutum geliştirmişti. Yalçın Küçük, İsmail Bilen ve Zeki Başpınar TKP’sine, TİP geleneğine kıyasla daha gerçekçi bir yaklaşım sundu.

Yukarıda Yalçın Küçük’ün takdir ettiğimiz bazı yanlarına değindik. Ancak yadırgadığımız yönleri de vardı. Örneğin ideolojik olarak kolektivizmi savunmasına rağmen, bireyci bir sosyalistti. Doğrudan karşılaştığı ya da hakkında yazdığı insanlarla adeta boy ölçüşürdü. Tartışmalarında yapıcı olduğu pek çok nokta vardı; ancak gereksiz yıkıcılığa kaçtığı durumlar da az değildi. Siyasi mücadelesinde de TİP’ten atılacak kadar sert polemikler yaptı. Aydınlar Dilekçesi döneminde çok sert tartıştığı Aziz Nesin, onun “deli” olduğunu yazmıştı.

Almanya’daki bir buluşmamızda iki su bardağını masaya vurup kırdı; su şişesini de kırmak üzereyken Haluk Yurtsever içeri girerek ortamı yatıştırdı. Kızgın bir üslupla Kıbrıs’ta savaştığını, silahla çok önceleri tanıştığını söylemeye başladı. Belki de bizim onu bu konuda eksik gördüğümüzü düşünmüştü. Yatıştıktan sonra arkadaşım Zafer Büyükyörük’e hangi gelenekten olduğunu sordu. “Kurtuluş” yanıtını alınca, “Biz de Toplumsal Kurtuluşuz, sen bize gel” dedi. Zafer, dönüşte bu durumu esprili bir şekilde değerlendirdi.

Solda iki ünlü isim, Türkiye’de Kemalizm’i ve devleti en çok eleştirenlerin, devletle bütünleşmeye nasıl yatkın olabileceklerini gösterdi: Öcalan ve Yalçın Küçük. Devleti onlardan az eleştirmemiş olan İsmail Beşikçi ilk bakışta tutarlı bir istisna gibi görülebilir. Ancak Beşikçi İsrail’in Kürtleri doğal müttefiki olduğunu ileri sürerek Yalçın Küçük’ü ve Öcalan’ı dahi çok geride bırakacaktı. Devleti ve Kemalizm’i soldan eleştirmek kuşkusuz önemlidir; ancak bu eleştirinin keskinliği her zaman tutarlılıkla örtüşmeyebilir. 

Bilindiği gibi Öcalan, Sovyetler Birliği (SB) varken onu dünya devriminin öncüsü sayıyor, Marksizm-Leninizm bayrağını kimselere bırakmıyordu. SB yıkılınca geçmiş görüşlerini çöpe atacaktı. Daha önce tüm Türkiye solunu devletin hizmetinde gösteren Öcalan, hapse girdiğinden bu yana devlete hizmet etme iddiasını öne çıkardı.

Öcalan’ı kardeşi ilan eden Yalçın Küçük, Öcalan kadar olmasa bile çok keskin bir çizgi değişikliği yaşadı. Bu anlamda görüşlerinde ciddi istikrarsızlıklar ve yanılgılar ortaya çıktı.

12 Eylül öncesi ve sonrası dönemde Kemalizmin en sert eleştirisini yapan Yalçın Küçük, AKP iktidarı döneminde “orducu” bir çizgiye geldi. Yıllarca sosyalizme yönelik Milli Demokratik Devrim ya da Demokratik Halk Devrimi çizgisini Kemalist ilan ederek çok sert eleştiren Yalçın Küçük, zamanla Kemalizmi savunmaya başladı. Hatta “Genelkurmay adamı mısınız?” sorusuna, “Adamı olacağım Genelkurmay arıyorum” yanıtını verdi. Genelkurmay başkanlarına Cumhuriyet’i koruma dileklerinde bulundu. Bütün teşebbüsleri boşa çıktı.

Yalçın Küçük, önce Sovyetler Birliği konusunda büyük bir yanılgı yaşadı. Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin kuruluşu üzerine kitap ve makaleler yazmış ve Rusça öğrenmiş olması, Gorbaçov’un liderliğindeki sürecin karşı-devrimle sonuçlanacağını görememesini engelleyemedi. Bu konudaki eleştirileri uzun süre dikkate almadı. Hatta bir ara “Gorbaçov Sovyetler Birliği’ni sola götürüyor” diye yazdı. Sonrasında köpeğine Gorbi adını taktığını duyduk (!)

İkinci büyük yanılgısı, iktidar sorunu üzerine oldu. Solda devrimci tutarlılığı öne çıkarmanın çok gerekli olduğu bir dönemde, bunu göz ardı edecek şekilde “iktidar perspektifi” görüşünü öne çıkardı. İşaret ettiği yoldan giden örgütler, işçi sınıfının iktidar mücadelesini geliştirmek yerine solda grup iktidarını öne çıkarabildiler. Bu örgütler, Türkiye solunun bağımsızlığını savundukları hâlde, grupçu tutumları nedeniyle bu temelde birlik çalışmalarından uzak durmaktadırlar.

Bir başka büyük yanılgısı Kürt hareketi üzerine oldu. Kürt hareketi ile ittifakı, neredeyse Türkiye soluyla ilişkisinin önüne koydu. Bu tutumuyla Türkiye solunun bağımsızlığına katkıda bulunamadığı gibi zarar da verdi. Türkiye solundan birçok insan, Kürt hareketiyle ilişkiyi ön planda tutarak devrimci mücadeleye daha fazla katkı sağlayacaklarını düşündüler. Süreç, onları haksız çıkardı.

Yalçın Küçük, Öcalan’a çok önem verdi; ancak Marksist teori, AKP, Cemaat ve MHP konularında onunla birlikte görüş değiştirmedi.

AKP iktidara gelince Yalçın Küçük, Türkiye’nin aydınlanma birikiminin yok edilmesinden endişe ederek ulusalcılara yanaştı. Bir dönem Perinçek’in dergisinde ve televizyonunda aktif oldu.

Yalçın Küçük örneği, zeki, çalışkan, inisiyatifli ve birikimli olmanın isabetli düşünmeye yetmediğini gösterdi.

Yalçın Küçük ile ilk olarak nerede karşılaştığımı hatırlayamıyorum. Sosyalist Hareketin Yakın Geçmişi ve Bugünü adlı 1986 tarihli çalışmamızı Çelik Bilgin, bağlantısıyla tanıtmıştı. Çalışma “Ç. Çan” adıyla yayımlanmıştı. Yalçın Küçük o yazıda bizim o günlerde devrimci yükseliş beklentimizi isabetle eleştirmişti. Sonra benden yazı istendi. Böylece yasal bir dergide, müstear isimle de olsa ilk kez yazmış oldum. Daha sonra Almanya’da, yukarıda belirtilen görüşmemizi hatırlıyorum. Bir kez de Bilgesu Erenus ile birlikte İsveç’e geldi; o zaman da görüştük. 1990 yılında hapse girdiğimde, polisteki direnişimi de anlatan ilk savunmamı Toplumsal Kurtuluş dergisinde yayımlattı. Türkiye Üzerine Tezler kitabının üçüncü cildinde bizden söz ediyordu. Arkadaşımız Hasan Akgüç, bir dönem Toplumsal Kurtuluş dergisinde yazı işleri müdürlüğü yapmış; arkadaşlar bir dönem Yalçın Küçük ile yakın görüşmüşlerdi.

1992 yılında hapisten çıktığımda, başkanlık ettiği bir toplantıya çağırdı. Toplantı, Radikal Solun Birlik Tartışması Kürt ulusal hareketinin çizgisindeki Yeni Ülke gazetesi bürosunda yapılmıştı. Orada Kürt hareketinin Türkiye solunu denetim altına alma çabasını açıkça eleştirmiştik.

Yalçın Küçük’ü, hakkımızda yazdığı yanlış bir yazı nedeniyle de eleştirmiştik. Bir makalesinde, subayların devrimci eylemlere katılmış olmasından hareketle bizi Ergenekon gibi gösteriyordu; Ergenekon’u ise devrimci olarak sunuyordu. “Ergenekoncu Değil Marksist Devrimciyiz” yazısıyla yanıt verdik: Hapishane sonrasında onu evinde de (muhtemelen Karakusunlar köyüydü) ziyaret ettiğimi hatırlıyorum.

Fethullahçı bir yazar, Yalçın Küçük hakkında “Yalçın Küçük, Şüphe Büyük” başlıklı bir video hazırlamış. Videoda, Yalçın Küçük’ün MİT elemanı olduğunu ima ediyor. Fethullahçılar yıllarca “derin devlet” edebiyatı yaparak, içeride derin devletle ve dışarıdaki emperyalist istihbarat örgütleriyle iş birliği içinde devleti ele geçirme yolunda çok etkili operasyonlar yürüttüler. Ne yazık ki, solun bir kısmı bugün bile onların dezenformasyon kampanyasını ciddiye almaktadır.

Yalçın Küçük ne Gülen Cemaati’ne ne de AKP’ye biat etti. CHP liderlerinin tutarsızlıklarını her dönem şiddetle eleştirdi. Militan solu dışlayacak bir tutumdan uzak durdu. Sosyalist hareketi etkilemiş bir düşünce ve eylem insanıdır.

Devletle ilişkili göründüğü durumlar vardır. Öcalan’a yönelik bir suikast teşebbüsünü iletmek gibi, zaman zaman bazı güçlerle ilişki içinde olmuş olabilir. Ancak bu konularda daha ileri gittiğini, yani bazı iddialarda olduğu gibi doğrudan bir istihbarat görevlisi olduğunu düşünmüyorum. Yalçın Hoca daima ezilenlerden yana durdu. Mücadeleye zarar verme amacıyla hareket ettiğine ihtimal vermiyorum. İlgimizin çeşitlenmesine ve eleştirel yeteneğimizin artmasına katkıda bulundu.

Yalçın Hoca’yı saygı ve sevgiyle anıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.