Özgürlük Araştırmaları Derneği‘nin, Almanya’da Hür Demokrat Parti’ye (FDP) yakınlığıyla bilinen ve Türkiye’de 1991 yılından bu yana faaliyet yürüten Friedrich Naumann Vakfı‘nın desteğiyle düzenlediği “Liberalizm 101 Seminerleri Kampı”, 3-5 Temmuz tarihlerinde Ankara’nın Haymana ilçesinde gerçekleştirilecek.
Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin internet sitesinde yer alan kampın tanıtımında şu ifade yer alıyor: “Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Ofisi desteğiyle düzenlediğimiz Liberalizm 101 Seminerleri, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gençleri özgürlük, hukuk, demokrasi ve piyasa ekonomisi gibi konular etrafında bir araya getiren üç günlük yoğun bir eğitim programıdır.” Programın finansörü olan Friedrich Naumann Vakfı Almanya merkezli, Batı’nın liberal politikalarının dünya çapında yaygınlaştırılması için faaliyet yürüten ve soykırımcı İsrail’e verdiği destek nedeniyle bilinen kuruluşlar arasında yer alıyor.
“Liberalizm 101” kampının zamanlaması ise manidar. Gençlere ücretsiz konaklama, ulaşım desteği ve sertifika imkanı sunan kampın, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da NATO toplantısının gerçekleştirileceği günlerde düzenlenmesi tesadüf değil elbette. Emperyalist savaş politikalarına ve NATO’nun bölgedeki sömürgeci rolüne karşı anti-emperyalist tepkilerin yükseldiği bir dönemde düzenlenen bu kampın, gençlik içerisinde gelişen anti-emperyalist duruşa karşı liberal ideolojik çerçevenin örgütlenmesi amacı taşıdığı açıktır.
Ortadoğu’da savaş, işgal ve yıkım politikalarını sürdüren emperyalizmin, Batılı devletler tarafından fonlanan kuruluşlar aracılığıyla Türkiye’de gençlere “özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” dersi vermeye çalışması yeni değildir.
Friedrich Naumann Vakfı Türkiye’de “Legal casusluk” iddialarıyla anılmıştı
Friedrich Naumann Vakfı‘nın adı daha önce de Türkiye’de tartışmalı süreçlerde gündeme gelmişti. Vakıf, 2002 yılında bazı Alman vakıflarına (Konrad Adenauer, Friedrich Ebert, Heinrich Böll, Orient Enstitüleri, Körber, Friedrich Naumann, FIAN – Foodfirst Information Action Network-Önce Besin Bilgi Eylem Ağı) yönelik açılan ve kamuoyunda “Alman Vakıfları” davası olarak bilinen soruşturmada adı geçen kuruluşlar arasında yer aldı. Dönemin Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, çeşitli Alman vakıflarının Türkiye’de siyasi ve toplumsal süreçlere müdahale ederek “legal casusluk” faaliyetleri yürüttüğü öne sürülmüştü.
Soruşturma, Bergama’da siyanürlü altın madenciliğine karşı gelişen köylü direnişine Alman vakıflarının destek verdiği iddiaları etrafında şekillenmişti. Necip Hablemitoğlu Ağustos 2001’de yayımlanan “Alman Vakıfları ve Bergama (Altın Madeni) Dosyası” başlıklı kitabında, siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadele eden Bergama köylülerinin Almanya tarafından yönlendirildiğini ileri sürüyordu. Hablemitoğlu’na göre Almanya, Türkiye’ye yaptığı altın ihracatından elde ettiği ekonomik çıkarları korumak amacıyla Türkiye’de altın üretiminin önünü kesmeye çalışıyor, bunu da ülkede faaliyet gösteren Alman vakıfları ve çeşitli kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştiriyordu. Hablemitoğlu 2002 yılının sonunda suikast sonucu yaşamını yitirmişti.
Daha önce, 2000 yılında Fethullah Gülen hakkında “terör örgütü lideri olmak” suçlamasıyla iddianame hazırlayan savcı Nuh Mete Yüksel, adı bir kaset skandalına karıştığı gerekçesiyle görevden alınmıştı. Yüksel, Görevden alınmasından önce verdiği bir röportajda şu ifadeleri dile getirmişti:
“TESEV mutlaka ve mutlaka Türkiye’de yasalar uygulansa, gerçek anlamda ilk kapatılacak kuruluşlardan bir tanesi. Türkiye’de yasalara göre vakıflar ve dernekler politika yapamaz. Yurtdışında ilişki için Bakanlar Kurulundan izin almak zorundalar. Şimdi o kadar ağır koşulları var ki, oysa bunlar Kıbrıs’ın feda edilmesi dahil olmak üzere, Türkiye’nin temel çıkarları doğrultusunda, Türkiye’nin güvenlik konseptine aykırı demeçler yapıyorlar ve bu anlamda provokasyonlar geliştiriyorlar. Ve amaç dışı yetkilerini aşarak birtakım organizasyonlara imza atıyorlar. Bu anlamda Türkiye’de TÜSİAD ve TESEV’in ilk kapatılması gereken kuruluşlardan biri olduğuna inanıyorum. Çünkü Türkiye bir hukuk devleti ise, gerçekten sermaye kesimine temsil etseler de, bunlar yasaların üzerinde değil. İşte TESEV’in de başında bulunduğu SODEV gibi birtakım kuruluşlar TÜKODER gibi kuruluşlar bu bildiriye imza attılar. ‘Alman Vakıfı’na destek veriyoruz’ dediler.”























