Kürt Ulusal Hareketini Eleştirmek ve Onunla İttifak Yapmak

0
107

Bu yazımızda, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi öncesinde, NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’in düzenlediği Uluslararası Sempozyum’daki bir tartışma üzerinde duracağız. Konuya geçmeden önce, kısaca NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik oluşumu üzerine birkaç sözle başlayalım.

NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik

Birlik; uzun zamandır Kürt siyasal hareketi çevresinde yer almış olan ve bizim “Türkofobi”nin etkisinde gördüğümüz sol örgütlerin inisiyatifinde başlatıldı. Oluşuma Odak da davet edilmişti. İlk metin, yalnızca bu çevrelerin onaylayabileceği ve diğer sol güçleri dışarıda bırakacak nitelikteydi. İmzacılar arasında; Suriye’de işgalci Batılı emperyalistler ile yakın iş birliği sürdürmüş, şimdi de AKP-MHP ile yeni bir süreç yaşayan Kürt ulusal hareketinin de bulunması, bizde bu inisiyatifin Kürt ulusal hareketinin Türkiye solundaki bir uzantısı olabileceği kuşkusunu yaratmıştı.

Buna rağmen davete olumlu karşılık verdik; çünkü sosyalist solun NATO toplantısına karşı birlikte davranmasını gözeten başka bir çabaya rastlamamıştık. Metnin, Kürt ulusal hareketinden bağımsız ve devrimci bir anlayışa uygun hâle gelmesi için çaba gösterdik. Platformda sevindirici bir tutum oluştu ve sonuçta Halk Cephesi’nin de katılabileceği ortak bir çağrı metni ortaya çıktı.

Bu arada Avrupa’da ne yazık ki benzer bir birlik kurulamadı. Avrupa’da kurulan birliğin yayımladığı bildiri, solun Kürt ulusal hareketine eleştirel bakan kesimlerini dışlayan bir yaklaşımla hazırlanmıştı. Tartışmaya bir iletişim kazası nedeniyle geç katılabildik. Görüşümüz, belki de geç kaldığımızdan dolayı dikkate alınmadı ve sonuçta bu oluşumun dışında kaldık. Kürt ulusal hareketinin katıldığı görülen bildiriye imza atan bağımsız aydınlar arasında, Türkofobik çevrelerde itibarlı olan yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu’nun yanında; DEM Parti’nin bir zamanlar Turgut Özal ve Fethullahçılara övgüleriyle bilinen Amerikancı ismi Cengiz Çandar’ı da aradık ancak bulamadık.

Muhalefetin birliğinden çokça söz eden Sol Parti’yi, Türkiye’deki bu birlik çabası içinde göremediğimiz için üzüldük. Arkadaşların bir süredir Özgür Özel – İmamoğlu CHP’sini, sosyalist soldan daha çok önemsediği izlenimini edindik. Bu tutumu, Kürt ulusal hareketinin çevresinde toplanmanın başka bir biçimi olarak görüyoruz.

Tek başına davranacağını öğrendiğimiz TKP’yi ise burada da solun genelini küçümseyen, aşırı rekabetçi bir yaklaşım içinde görmekteyiz.

Sempozyum Değerlendirmesi

Şimdi sempozyuma geliyoruz. Birliğin eylem ve etkinliklerinden biri de 13 Haziran’da Zoom üzerinden gerçekleştirdiği enternasyonal sempozyum oldu. Görüşleri ve pratik tutumu nedeniyle birliğin dışında kaldığını düşündüğümüz Kürt ulusal hareketini, kendisine yakın örgütlerin sempozyuma ısrarla davet etmesi talihsizlik oldu.

Kürt hareketi adına toplantıya Halkların Demokratik Kongresi’nden Suat Gökalp katıldı. Kürt ulusal hareketini ısrarlı çabayla sempozyuma getiren tutum, sempozyumda da etkiliydi. Suat Gökalp’in 30 yılın üzerinde hapis yatmış bir gerilla olduğu, izleyicilere Türkçe ve İngilizce olarak bildirildi. Gökalp sunumunda, mevcut Kürt hareketinin antiemperyalist ve NATO karşıtı olduğunu iddia etti; ABD ve İsrail’in savaş içinde olduğu İran’daki Molla rejimine karşı sert eleştirilerde bulundu. Gökalp’in konuşmasında, ulus devlete karşı tutumu antiemperyalist mücadelede belirleyici önemde göstermesi özellikle dikkat çekiciydi. Bilindiği gibi NATO, bölgemizde ulus devletleri hedef alarak etnik demokrasiyi hayata geçirmeye çalışmaktadır. Kürt hareketinin devlet olgusuna temelden karşı olduğunu iddia eden Gökalp, NATO karşıtı mücadelede kadın ve ekoloji söylemlerini de öne çıkardı. Suat Gökalp, İran’a karşı tutumda “Üçüncü Yol” alternatifinden söz edince, izleyicilerden Seda Şanlıer, “Üçüncü Yolu biz Suriye’de gördük,” diye yorum yazdı.

Gökalp’in konuşmasının ardından kendisine ODAK adına şu soru yöneltildi: “Biz Kürt hareketinin; Batılı emperyalistlerin askerî örgütü NATO’nun ya da ABD emperyalizminin karşısında duran bir tutumunu göremiyoruz ama burada NATO karşıtı bir toplantıda konuşuyorsunuz. Rojava’da ABD ile stratejik ittifaktan söz ediliyor, ‘ABD üslerine yönelik drone saldırılarını engelledik’ açıklamaları yapılıyor, Rojava modelinin Abraham Anlaşmaları ve İsrail ile uyumu dile getiriliyor, Münih Güvenlik Zirvesi’nde emperyalist güçlerle can ciğer görüntüler veriliyor. Kürt hareketi NATO-ABD karşıtı mıdır, yoksa değil midir; bunu anlamak istiyoruz.”

Gökalp, sorunun manidar olduğunu belirttiği yanıtında; ABD, Almanya ve İsrail’in Kürt ulusal hareketine karşı Türkiye’ye silah, istihbarat ve başka şekillerde destek verdiğini anlattı. “Bizim Amerika ya da herhangi bir emperyalist güçle kurduğumuz ilişkiler, müzakere ve mücadele diyalektiğine dayanmaktadır,” dedi. Gökalp konuşmasının devamında şunları ekledi: “Bu tür yakıştırmalar yapan hareketlerin ve bireylerin devrimci mücadelede verdiği feragat nedir acaba, diye sormak gerekir. Antiemperyalist mücadele, konformist yaşamlarından feragat etmeyenler tarafından anlaşılamaz. Antiemperyalist, devrimci ve sosyalist mücadeleyi ancak bedel ödeyenler, büyük feragatte bulunanlar, 50 binin üzerinde insanını, militanını kaybedenler verebilir.”

Suat Gökalp bununla da kalmayarak, “Devrimciler ve sosyalistler ahlaklı insanlardır. Ahlak ve etik, herhangi bir hareketi yargılarken gerçekliğe göre hareket etmeyi gerektirir. Bu soruya vereceğimiz cevabın özeti budur,” dedi.

Odak’ın soruları, Kürt hareketinin ve ABD’nin kendi beyanlarına dayanıyordu. Suriye’yi işgal etmiş; Suriye halkının en önemli su, petrol kaynaklarını ve tarım arazilerini Kürt hareketine vermiş olan ABD, IŞİD’e karşı mücadelede Kürt hareketi liderliğindeki SDG’yi birincil müttefiki olarak görmüştü. SDG de ABD askerî varlığını, kendi özerk yapılarının ve sahadaki kazanımlarının başlıca garantörü olarak kabul etmişti.

Gökalp’in bu ahlaki azarlamasına, Kürt hareketine yakın olan soldan bir eleştiri gelmedi. Bu çevreden bir kısım arkadaş, tam tersine, soruları kışkırtıcı buldu. Gökalp’e; Kürt ulusal hareketinin bugün vardığı görüş ve tutumların on binlerce savaşçının kaybedilmesine ve kendisinin 30 yılı aşkın hapis hayatına uygun olup olmadığı sorusu ise sorulamadı.

ODAK’ın sorusunun ardından Gökalp’e başka bir soru da ATAK Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Güzel tarafından yöneltildi. Mehmet Güzel’in sorusu şu şekildeydi: “Suriye, İran ve Irak coğrafyasında Kürt hareketi ABD ve İsrail ile iş birliği, Türkiye’de de devletle bütünleşme sürecinde görünüyor. 62. Münih Güvenlik Konferansı’na Kürt Hareketi’nin temsilcileri katıldı ve NATO’nun temsilcileri ile görüşmelerde bulundu. Bu görüşmeleri NATO karşıtlığı ile nasıl bağdaştırıyorsunuz?” Bu soru, “bir önceki sorunun aynısı” olduğu iddiasıyla moderasyon tarafından geçiştirildi.

İzleyicilerin ısrarı üzerine Mehmet Güzel’in şu sorusu moderasyon tarafından yöneltildi: “Kürdistan’ın Türkiye, Suriye ve Irak parçalarında ‘devletle bütünleşme’ politikası uygulanıyor; ama aynı politika, emperyalizmin saldırıları karşısında direniş mücadelesi veren İran’da neden uygulanmıyor? Neden tersine İran devletine karşı İsrail ve ABD saldırılarıyla paralel olarak silahlı mücadele savunulmaya devam ediyor?”

Kürt hareketi adına soruya cevap veren Suat Gökalp, “devletle bütünleşme” kavramının iyi anlatılamamış olduğunu ve daha iyi anlatılması gerektiğini belirttikten sonra, İran’daki baskı ve katliamlar nedeniyle orada mücadelenin devam ettiğine dikkat çekti.

Suat Gökalp’in NATO’ya karşı mücadelede dile getirdiği ulus devlet karşıtlığı, kadın hareketi ve ekolojik mücadele söylemlerinin aslında BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) söylemiyle çelişmediği; BOP’un bu sorunları ve söylemleri istismar etmeye önem verdiği kendisine hatırlatılmadı. Ancak Emre Erdoğan isimli bir katılımcı, Filistin gibi ulus devlet yanlısı antiemperyalist ezilen ulus hareketlerinin dışlanmaması gerektiği yönünde bir soru sordu.

Eleştiri Sorumluluk Gereğidir

Hatırlanacağı üzere, IŞİD’e karşı savaş Suriye ve Irak’ta sürerken, çok çevreci ve feminist geçinen Avrupa emperyalist basını, meşru müdafaa konumundaki Suriye hükümetini kendi halkını katleden bir canavar olarak gösterdi. IŞİD’in Hristiyanları ve Kürt ulusal hareketini hedef alması ve Rusya’nın savaşa dâhil olması ardından ABD emperyalistleri IŞİD’i vurmaya başladı. Batılı basın, IŞİD’e karşı mücadelede ne Suriye hükümetini, ne Şii Hizbullah’ı ne de Haşdi Şabi’yi görüyor; sadece SDG’nin adını öne çıkarıyordu. Bu süreçte Batılı emperyalistler, IŞİD örgütlenmesinin HTŞ’ye dönüşmesine liderlik ettiler. Aynı süreçte Kürt hareketinin yanına, rüşvetle razı ettikleri Arap aşiretlerini katarak yapıyı SDG’ye dönüştürdüler.

SDG, yüzde 8-10 civarındaki Kürt nüfusuyla Suriye’nin en verimli bölgesini aldı. Bu konumu kaybetmemek için işgalci ABD ve Batılı emperyalistlerin Suriye’yi terk etmemesi adına zaman zaman yalvarma noktasına gelindi. Oysa söz konusu işgal, Baas iktidarını yıkmak amacını taşıyordu. Bu amaçla Suriye halkını açlığa, ilaçsızlığa ve ışıksızlığa mahkûm eden; belki bugünkü Küba’dakinden daha sert bir ekonomik abluka uygulanıyordu. AKP iktidarı liderliğindeki Türkiye devleti, İsrail, cihatçılar ve Kürt ulusal hareketi Suriye’de bu amaçla koordine edildi. On binden fazla Kürt gencinin yaşamına mal olan IŞİD’e karşı mücadele; yurtsever Baas iktidarının devrilmesi ve Suriye’nin başına kılık değiştirmiş IŞİD türevlerinin getirilmesiyle sonuçlandı. Üçüncü Yol alternatifi, işte böyle bir alternatifti.

Şimdiden bir devlet örgütlenmesine sahip olan Kürt hareketinin devlet karşıtlığı söylemi de oldukça sorunludur. Devlet karşıtı bugünkü söylem 1990 sonrasında geliştirildi. Ancak Kürt ulusal hareketi, her dönem en merkezi devlet esasına uygun olarak örgütlendi. Daha Marksizm’i ve proletarya diktatörlüğünü benimsediği dönemden bu yana, devletlere özgü pragmatizmi ve propagandayı en çok onlar geliştirdi. Devletlerle kurduğu yakın ilişkileri Öcalan da sorgusunda açıkça dile getirdi.

Birliğin böyle bir sempozyum düzenlemiş olması, her şeye rağmen olumludur. Kürt ulusal hareketinin foruma katılmasını dayatan arkadaşların da aslında bu hareketi antiemperyalist mücadele içinde görmeyi istediklerini biliyoruz. Ancak eleştiriden korkan tutumun ardında, kendine ve Türkiye soluna güvensizlik de yatmaktadır. Türkiye solunun Kürt ulusal hareketiyle ittifak yapmasını çok isteyen arkadaşların, bu eleştirisiz tutumun Suriye’de vardığı hazin sonuçları dikkate almaları gerekiyor.

İttifak eşitler arasında olur. Amir-memur tutumuyla ittifak olmaz. Kürt halkının en mücadeleci evlatlarının katıldığı, on binlerce insanın ölümüne ve binlerce savaşçının onlarca yıl hapis yatmasına mal olan bir mücadele; dahası Kürt halkının devrimci potansiyeli, emperyalizmin ve egemen güçlerin yedeğine düşmemeliydi, düşmemelidir. Türkiye solu, Kürt ulusal hareketine devrimci anlamda eleştirel bir tutum alabilseydi, sonuç bu denli ağır olmazdı. Devrimci eleştiri, devrimci sorumluluğun bir gereğidir. Kürt hareketini etkilemenin yolu, Kürt halkını etkilemekten; bu da Türkiye solunun gerek Kürt hareketinden gerekse CHP’den bağımsız bir temelde örgütlenmesinden ve kendi içinde eş güdümle hareket etmesinden geçmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.