AKP, NATO’ya Hizmette Sınır Tanımazken Türkiye Solu Özüne Dönüyor

0
83

Odak Dergisi

AKP iktidarı NATO’nun yeni stratejilerine uyum sağlayarak, Türkiye’yi bölgede “ileri karakol” rolüyle merkezi bir konuma itiyor ve bu süreçte NATO’nun yeni küresel tehdit algılarına paralel olarak görevler üstleniyor. 22 yıl aradan sonra yeniden Türkiye’de (Ankara) yapılacak zirve için devletin tüm imkanlarının seferber edilmesi ve muhalefetin NATO’culuk sınırları içinde kalan itirazları, Türkiye’nin sonu belirsiz büyük risklerin içine sokulduğu bir süreci işaret etmektedir.

Yerli ve milli olmak iddiasındaki iktidar NATO toplanacak diye Ankara’nın belli başlı yerlerinde adeta hayatı durduruyor. Ankara adeta NATO’nun açık işgaline giriyor.

22 yıl aradan sonra yeniden Türkiye’de yapılacak NATO Liderler Zirvesi’ne haftalar kaldı. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak olan toplantıya katılan emperyalistleri “memnun etmek” için devletin tüm imkânlarını seferber eden AKP iktidarı her türlü “önlemi” almış görünüyor. Ankara’da Esenboğa Havalimanı güzergahında bulunan protokol yolunda asfalt yenileme çalışmaları ve peyzaj düzenlemeleri gibi “hizmet” seferberliği başlatılırken, delegasyonun kullanacağı protokol yolundaki binaların dış cepheleri, belediye ekipleri tarafından ücretsiz bir şekilde boyanıyor.

Gerekli talimatları alan Ankara Valisi Yakup Canbolat, Ankara’da 28 Haziran’dan 10 Temmuz gecesine kadar günlük yaşamı durduracak şekilde hazırlıkları yapmış durumda. Bu kapsamda, söz konusu haftada yapılacak olan sempozyum, panel, toplantı ve gösteri gibi her türlü etkinlik yasaklandı. Ayrıca, kentin birçok ilçesinde kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar idari izinli sayılacak, öğrenci yurtları tahliye edilecek ve o haftaya denk düşen her türlü sınav ertelenecek.

Zirve öncesinde sokaktaki sahipsiz köpeklerin de toplatılacağı duyuruldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “aksatamadığı” sabah koşusu için Dikmen Vadisi ve Botanik Park’a özel parkurlar belirleniyor ve buralar halka kapatılıyor.

Hatırlanacağı üzere CHP’nin içinde olduğu burjuva muhalefeti AKP iktidarını Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmakla eleştiriyordu. Erdoğan’ın bu NATO’cu coşkusu onları memnun etti mi acaba? Amiral eskisi Cihat Yaycı gibi akademisyenler Türkiye’nin güvenliği için NATO’nun önemini anlatmaya devam ediyorlar.

ABD ve İsrail’in saldırısı karşısında İran’ın direnişi hem bölgesel hem de küresel çapta yeni bir “güvenlik” kaygısı yarattı. İktidar başından beri emperyalistlerin İran ve Rusya’ya karşı yürüttüğü düşmanlıktan kendisine gelişme alanı yaratmaya çalışıyor.

Ülkemizin farklı bölgelerine yerleştirilen ve yerleştirilmesi planlanan NATO sistemlerinin ülkemizin güvenliği için olduğu iddia ediliyor. Ancak güvenlik bahanesiyle sunulan şey NATO’nun bölgedeki “ileri karakolu” rolü görevini daha derinlemesine sürdürmeyi amaçlamaktadır.

Rusya ile yapılan S-400 ve Akkuyu anlaşmalarını Batı’ya karşı bir süre şantaj aracı olarak kullanan AKP iktidarı, bir süre sonra NATO’cu çizgiye olağanüstü bir dönüşle İsrail ve Batılı emperyalistlerle el ele verip Esat iktidarını yıkarak Suriye’de İran ve Rusya’yı saf dışı etti. Bununla da yetinmeyip NATO’nun yeni konseptine uygun görevler alıyor.

Yeni görev tanımını Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında şöyle yaptı: “Eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız.”

Güler’in sözleri Pentagon’un ‘NATO 3.0’ hamlesine de uygun düşmektedir. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Brüksel’deki NATO karargahındaki Savunma Bakanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, NATO müttefiklerinin artık daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda olduğunu söyledi.

Avrupa’ya kendi savunmasının sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği uyarısını yapan Hegseth, ABD kuvvetlerinin küresel ihtiyaçlara uygun şekilde konuşlandırılması ve üs ile hava sahası erişimlerinin açık ve güvence altında olmasını sağlamayı hedeflediklerini aktardı. Amaç ABD’nin Asya’ya ve Çin’e yoğunlaşmasına alan açmaktır. Kolektif Batı’nın Ukrayna’da savaştığı Rusya bu yolda öncelikli hedeflerden biridir.

Türkiye’deki işbirlikçi egemenlerin (Yeni-Osmanlıcılık hevesleriyle) bu hizalanmaya dünden hazır oldukları bir kez daha açığa çıktı.

Hatırlanacağı gibi, ABD ve İsrail’in İran’a ikinci saldırı dalgası sırasında Milli Savunma Bakanlığı, NATO’nun Türkiye’de Çok Uluslu Kolordu Karargâhı kurma sürecinde olduğunu açıklamış, ardından da Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında İstanbul’da Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağını duyurmuştu.

Yine, MSB’nin “ittifak hava savunmasının güçlendirilmesi” olarak sunduğu İtalya’ya ait SAMP-T hava savunma sisteminin NATO Daimi Savunma Planı kapsamında Konya’daki 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’na konuşlandırılması geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilmişti.

Son dönemde Konya, Malatya ve Adana’ya yerleştirilen hava savunma sistemleri de yine “halkın güvenliği için” denilerek meşrulaştırılıyor.

Milli Savunma Bakanlığı’nın bilgilendirmesinde, NATO’nun 2023’te aldığı Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında Adana’da oluşturulması planlanan çok uluslu karargahın sorumluluk alanı Orta Doğu başta olmak üzere Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir alanı kapsıyor. Yine, bölgedeki stratejik NATO üslerinden biri olan ve ABD ile mevcut ikili anlaşmalar kapsamında kullanılan İncirlik Üssü de burada yer alıyor.

İstanbul’da (Anadolu Kavağı – Beykoz) kurulacak deniz komutanlığının Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında Rusya’ya karşı Karadeniz’de önemli rol üstleneceği belirtiliyor.

NATO liderlerinin 2022 yılındaki Madrid Zirvesi’nde kabul ettiği yeni Stratejik Konsept belgesi; 2010 yılındaki eski belgede “stratejik ortak” sayılan Rusya’yı bundan böyle en önemli ve doğrudan tehdit olarak sınıflandırıyordu. Çin ise ilk defa tehdit unsuru olarak tanımlanmıştı. NATO’daki gelişmelerin bu algılamaya göre kodlandırıldığı görülüyor. Aslında Batılı emperyalistler 2010 yılındaki “stratejik ortak” söylemi arkasından Rusya’nın kuyusunu kazıyorlardı.

Günümüz dünyasında bölgesel gerilim, çatışma ve savaşlar küresel çapta çok büyük sorunlara yol açıyor. İktidarın tüm bu gelişmeler etrafında hesapsız maceralara açılması Türkiye açısından büyük riskler taşımaktadır. Muhalefet, yani CHP ve DEM Parti bu riskleri gündeme getirmek yerine emperyalistlerden “meşruiyet” kapma yarışındadır. Bu büyük yurtseverlik görevi devrimcilerin omzundadır. Bu arada DEM Parti bünyesindeki Türkiye solunu memnun edecek açıklamalar yapmaktan da geri kalmıyor.

Türkiye solu yakın zamanda Suriye’nin nasıl düşürüldüğünü gördü. Demokratik mücadele örgütlerinin birçoğunda belirleyici konumdaki Kürt ulusal hareketinin Suriye’de emperyalizmle açıktan işbirliğini gördü.  Kürt milliyetçilerinin “Üçüncü Cephe” politikasının içyüzü bu pratikle ortaya çıktı. Sosyalist hareket Filistin’de yaşanan soykırım karşısında demokratik güçlerin duyarsızlığına ve bu duyarsızlığın kendisini de etkilemiş olduğuna tanık oldu. Emperyalizmin İran’a saldırısında Kürt ulusal hareketinin bir kez daha Üçüncü Cephe politikasından söz ettiğini gördü. Türkiye solu Kılıçdaroğlu’su, İmamoğlu’su ve Özgür Özel’iyle CHP liderlerinin NATO’cu arsızlığını gördü. Türkiye solu onlarca yıldır anti-emperyalist yurtseverlikten uzaklaşmış olmasının kendi saflarında, demokratik muhalefet saflarında ve toplumda yaratmış olduğu erozyonu fark etti. Bugün NATO’ya karşı fedakarca harekete geçmiş olan sosyalist hareket mevcut duruma, geleceğe ve geriye baktığında yaşamış olduğu düşünce ve davranış bulanıklığını ve yıllarca egemen güçler tarafından nasıl manipüle edildiğini de sorgulayacaktır. Bütün hata ve eksikliklere rağmen Türkiye’nin en sağlam güçleri Marksist solda bulunuyor. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.