Odak Dergisi
Kürtlerin Suriye’de karşı karşıya bulunduğu saldırıların yarattığı üzüntü ve öfke, mevcut durumun tartışılmasını zorlaştırıyor. Dün “Avrupa’yı IŞİD’den siz kurtardınız” diyen Batılılar şimdi cihatçıları tutup Kürtleri attı. Acı olan, Kürt milliyetçilerinin zaman zaman Batılı gerçekdışı söylentiyi tekrar etmeleridir. IŞİD ve benzeri dinci örgütler Avrupa’ya ya da ABD’ye karşı değil Suriye iktidarına karşı kuruldu ve mücadele etti. İpleri de ABD’nin başını çektiği Batılı koalisyonun elimdeydi.
Batılı devletlerle girdiği ilişkiler sayesinde bir süre Suriye coğrafyasının yüzde otuza yakın kısmını denetiminde tutan Kürt ulusal hareketi Batılı devletlerin desteğini kaybedince birden bire büyük bir gerilemeyle karşı karşıya kaldı. Sanatçı Şıvan Perwer’in Suriye’de yaşananlara ilişkin Batılı güçlere yönelttiği sitem ve Kürt hareketi liderlerinden Murat Karayılan’ın “Bu devletler sadece çıkarlarına bakıyor” açıklaması, Kürt hareketinin Suriye’de yaşadığı derin hayal kırıklığını yansıtıyor. Suriye’de saldırı altındaki Kürt hareketi bugün Avrupa’da ve Türkiye’de gösteriler düzenleyerek destek arayışındadır. Türkiye solu, HTŞ karşısında hedef hâline getirilen Kürt halkıyla dayanışmak amacıyla bu eylemlere katılıyor.
Burada, yaşananlara ilişkin görüşlerimizi ifade etmeyi gerekli görüyoruz.
HTŞ, 8 Ocak’ta Halep’in Kürt mahallelerini, ardından Rakka ve Deyrizor’u ele geçirirken; ABD’nin Arap aşiretlerini eklemleyerek kurduğu SDG fiilen dağıldı. Şimdi Kürt hareketinin elinde kalan Kobani ile Haseke–Kamışlı hattı dahi tehdit altındadır.
Bu gelişme, 28 Aralık 2024-8 Ocak 2025 tarihleri arasında Esad iktidarının yıkılmasında olduğu gibi ABD, İsrail ve Türkiye egemen güçlerinin ortak iradesinin ürünüdür. Hemen öncesinde Paris’te ABD koordinasyonunda yapılan İsrail–HTŞ görüşmesiyle planların netleştiği, AKP iktidarının da bu sürecin içinde yer aldığı açıktır.
Kürtler ABD ile ittifak içinde Suriye’de büyük kazanmanın hayallerini kurarken ata yurtlarını da kaybettiler. Ortaya çıkan tablo, ne yazık ki Kürt hareketinin izlediği siyasal çizginin sonucudur. Rusya’nın Esad iktidarıyla uzlaşma önerisi reddedilmiş; IŞİD’e karşı mücadelede İŞİD’in saldırdığı ve yıkmaya çalıştığı Esat iktidarı değil de IŞİD’i yaratan ve kullanan işgalci ABD müttefik seçilmiştir. Kürt nüfusun çok sınırlı olduğu Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerin denetimi bu sayede sağlanmış; emperyalistlerle kurulan işbirliği “devrimci başarı” olarak sunulmuştur.
Kürt hareketi liderlerinin, IŞİD’le Batılı emperyalistlerin liderliğindeki mücadelenin Esad iktidarını yıkma ve bölgeyi İsrail’in çıkarları doğrultusunda yeniden düzenleme amacı taşıdığını bilmediğidüşünülemez. Buna rağmen bu oyuna dâhil olunmuş; İsrail’in İran’a, Suriye’ye ve Direniş Ekseni’ne yönelik saldırgan politikasının parçası hâline gelinmiştir. Bilindiği gibi Türkiye egemenleri de bu oyunda ABD’nin sıkı müttefiki olmuştur.
ABD desteği çekilince Kürt hareketi elinde tuttuğu toprakların büyük kısmını kaybetti. HTŞ safına geçen Arap aşiretleri Kürt hareketini, Rakka ve Deyri Zor’dan da çıkardı. Böylece devrim adına bölge halkları için bir Amerikan mandası konumundaki sistem, Arap nüfusun ağırlıkta olduğu tarım, petrol ve su bakımlarından Suriye’nin en zengin bölgelerinde süratle çöktü. Denetim altındaki bölgelerde Araplara ve Süryanilere yönelik zorla asimilasyon iddiaları da Kürt hareketinin prestijine darbe vurdu.
Kürt ulusal hareketinin Türkiye ve Suriye pratiklerinin sonuçlarına bakacak olursak 1984’te devrimci bir atılım olarak heyecanla desteklediğimiz bu hareket, Sovyetler Birliği’nin çöktüğü 1990 sonrasında milliyetçiliğe ve Batılı emperyalistlerle ittifak çizgisine yöneldi. Bu süreçte Kürt ulusal hareketi büyürken MHP zihniyeti gelişti; Türkiye halkı milliyetçilik temelinde bölündü, Türkiye sosyalist solu zayıfladı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi geriledi.
Suriye’de ise Kürt hareketi, ABD işgalinin destekçisi hâline geldi; kazanımlarını emperyalistlere bağladı. IŞİD’in emperyalist bir proje olduğu gerçeği görmezden gelindi ve emperyalizm gerçeğine sırt çevrildi. Bu tutum, onların etkisindeki Türkiye solunu da emperyalizm gerçeğinden uzaklaştırdı; devrimcilerin eleştirileri “Kürt düşmanlığı” olarak damgalandı.
Bugün dünya ölçeğinde güç ilişkileri hızla değişirken ABD’nin Kürt hareketine desteği zayıflamaktadır. Avrupa ülkeleri de Kürt hareketi ya da Türkiye’deki muhalefet için AKP iktidarıyla ilişkilerini riske atmamaktadır.
Kürt ulusal hareketi bir kez daha kullanılıp kenara itilmiştir. Bugün Kürtler, tıpkı Suriye’deki Aleviler gibi ağır bir saldırı tehdidi altındadır. Kürt hareketinin Kobani’de ve Haseke’de direnme potansiyeli bulunuyor ve direnişlerini destekliyoruz.
Suriye’deki tehdit uzun vadede yalnızca Kürtlere değil, Türkiye halklarının tamamına yöneliktir. Türkiye ve Suriye halkları, dinci faşist iktidarlara teslim olmayacaktır. Yaşanan süreç milliyetçiliğin halklarımızı bölüp ezilenleri nasıl güçsüz düşürdüğünü bir kez daha ortaya koydu. Anti-emperyalist Türkiye solu bugün zayıf olsa da, zafere ulaşacak olan direnişin en büyük potansiyelini taşımaktadır. Aldatıcı başarılarla oyalanma çok büyük yıkımlara yol açıyor. Gerçek başarıların yolu sınıf temelinde mücadeleyi esas alan anti-emperyalist Türkiye solunu geliştirmekten geçiyor.
























