HAFTANIN ÖZETİ: EPSTEİN TECAVÜZCÜLÜĞÜ ÇÜRÜYEN SİSTEMİN RESMİDİR

0
119

Bu hafta Türkiye’de ve dünyada halk güçlerinin mücadelesi ile egemen sermaye güçlerinin saldırıları yine yan yana ilerledi. Bir yandan işçi sınıfının grevleri ve gençlerin direnişleri büyürken, diğer taraftan devlet işçi sınıfının onurlu mücadelesini bastırmaya çalıştı; emperyalistlerin kirli savaş hazırlıkları hız kesmeden devam etti.

Gündemimize bu hafta, 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümüyle başlıyoruz. Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hâlâ binlerce insan barınma gibi en temel haktan mahrum bırakılıyor. Depremin yıkıntılarıyla yaşamaya zorlanan bu insanların mağduriyeti, iktidarın rantçı kentleşme politikalarının doğrudan bir sonucu, bilinçli bir siyasal tercihtir.

Suriye’de YPG ile HTŞ arasındaki görüşmeler çözüme ulaşmış gibi görünürken ve Kürt bölgelerine yönelik saldırılar yer yer sürerken, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a ilişkin sözleri dikkat çekti. Bahçeli, “27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nin kurucu önderliği tarafından yapılan çağrı Suriye’de karşılık bulmuştur. PKK’nin kurucu önderliği verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı. Bize düşen de PKK’nin kurucu önderliğine, DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir” ifadelerini kullandı.
Suriye’de çözülmüş gibi görünen sorun, gerçekte yeni çatışmalara gebedir. Bahçeli’nin bu sözleri, Türkiye ve Suriye’deki Kürtlerin geleceği üzerinde Öcalan’ın otoritesinin iktidar tarafından güçlendirileceğine işaret etmektedir. Bu konuda hükümetin ABD ile mutabakat halinde adımlar attığı görülmektedir.

Dünya, Jeffrey Epstein dosyalarının yayımlanmasıyla sarsılırken, gözler Türkiye’deki Epstein bağlantılarına çevrildi. 2016 yılında Antalya’daki Rixos Otel’de staj yapan 16 yaşındaki Burak Oğraş’ın şüpheli ölümü yeniden gündeme geldi. Rixos Otel’in sahibi Fettah Tamince’nin adının Epstein belgelerinde geçtiği ortaya çıktı. Belgelerde, Epstein’in yardımcısı olduğu belirtilen Lesley Groff adlı bir kadının, Tamince’ye ait Antalya Rixos Premium Belek Otel’e “masaj eğitimi” için birkaç kadını göndermeyi planladığına dair yazışmalar yer aldı.
Tamince ile Rixos çalışanlarının da bulunduğu e-postalarda yer alan iddiaları Fettah Tamince, “Hiçbir şekilde bir bağlantım ya da kontağım yoktur, bunlarla hiçbir ilgimiz yoktur” diyerek reddetti.

Belgelerde Türkiye’den adı geçen bir diğer isim ise eski başbakanlardan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu oldu. ABD’li Tom Pritzker’in Epstein’a gönderdiği 2010 tarihli bir e-postada, Davutoğlu ile Pritzker arasında geçen bir görüşmeden söz edildi. Pritzker’in 30 Ekim 2010 tarihli e-postasında Epstein’a, “Davutoğlu’na bir tanıştırma notu gönderdim” dediği, ertesi gün Davutoğlu’ndan yanıt aldığını belirterek “Davutoğlu’ndan bir mail aldım, onu bir araştırmanı istiyor” ifadelerini kullandığı görüldü.
Öte yandan 1999 Gölcük Depremi’nde kaybolan kız çocuklarının da Epstein ağına götürülmüş olabileceği iddiaları yeniden gündeme geldi.

Erdoğan, Suudi Arabistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüştü. Ziyaretin merkezinde yine para vardı. Yenilenebilir enerjiden uzayın barışçıl amaçlarla kullanımına kadar çeşitli alanlarda dört anlaşma imzalandı. AKP iktidarı Suudi Arabistan’da yalnızca ekonomik kaynak aramıyor; iki ülke arasında İsrail tehdidine karşı bölgesel ittifak arayışları da söz konusu.
Bu ziyaret, Ortadoğu’nun emperyalistler tarafından yeniden paylaşılması sürecinin bir parçası olarak da okunmalıdır. ABD ve Batı’nın bölgedeki çıkarları doğrultusunda Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle kurulan bu “uyum”, halkların değil egemenlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Filistin meselesinde timsah gözyaşları döken AKP iktidarı, İsrail’le örtük ilişkilerini sürdürürken bölge halklarına savaş, yoksulluk ve baskı düşmektedir.

MÜCADELE HABERLERİ

İşçi haberleri 

Depolarda mücadele büyüyor. Migros depo işçilerinden sonra BİM ve A101 depo işçileri de depolarda iş bıraktı. DGD-Sen öncülüğünde patronun Migros patronun evinin önünde yapılan iki ayrı eylemde sendika yöneticileri de dahil çok sayıda işçi gözaltına alındı. Tüm yaşananlara rağmen işçiler mücadele etmeye devam ediyor ve kararlı bir duruş sergiliyorlar. Tüm ülkede Migros işçileriyle dayanışma eylemleri ise büyüyor. 

Manisa’da Mitsubishi inşaatında yaşanan iş cinayeti sonrası görülen davaya sanıklar davaya katılmadı. 2 seneye yakın süredir haklarını arayan işçiler için adliye önünde basın açıklaması yapıldı. 

Büro Emekçileri Sendikası Antalya Şubesi, Defterdarlık’ta yaşadıkları haksızlıklara dair basın açıklamasında buluştu. Haksız ve cezalandırmalara yönelik sürgünleri, liyakatsızlığı ve sendika düşmanlığını protesto eden işçiler “sendikalı olmak suç değildir” dediler. 

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, Dilovası’nda çocuk işçilerin de yer aldığı 7 işçinin denetimsizlikle ölüme mahkum edilmesinin ardından mücadele etmek için eylemlerini belediye önüne taşımaya karar verdi. Belediye başkanı, belediye önüne giden işçilerin karşısına çıkamadı.

Tokat Şık Makas işçileri, direnişlerinin 120. gününde bir aradalardı. Valilik yasağı ve baskıyla sindirilmeye çalışılan Şık Makas işçileri mücadeleye devam edeceklerini duyurdular. Tokat meydanında kitlesel bir buluşma gerçekleştiren işçiler düzen sendikası Öz İplik-İş Sendikası’nı eleştirdi ve sorular yönelttiler. Direnişlerinin 122. gününde ise işçilerin grev çadırları yakıldı. Mutlaka hesap soracaklarını ileten işçiler yaşadıkları bu duruma öfkeliler. 

Özel İtalyan Lisesi’nde çalışan eğitim emekçileri iş bıraktı. “Tek okul, iki ayrı yaşam” olarak tasvir edilen süreçte TİS süreci tıkandı. İş bırakan emekçiler herkesi dayanışmaya davet etti. 

ODTÜ’de çalışan işçi ve emekçiler, eğitim emekçilerinin sendikaları eşliğinde yürüyüş gerçekleştirdi. Promosyon haklarını isteyen işçilere öğrenciler de destek oldu. 

İş bırakan kuryelere Kolay Gelsin Kuryeleri de katıldı. 14 kente yayılan eylemlerde işçiler kendilerine zarar ettiren zam oranlarına karşı insanca yaşam koşulları talep ettiler.

Belediye Emekçileri bir araya geldi ve basın açıklamasında buluştu. CHP’li belediyelerde işlerinden edilen Şişli ve Beşiktaş Belediye işçileri Beşiktaş CHP İlçe Başkanlığı önünde bir araya geldiler. Migros işçileri ile de dayanışma sloganları atan işçiler işlerini geri alana kadar mücadele edeceklerini vurguladılar. Belediye emekçiler ayrıca Kadıköy’de Migros işçileriyle dayanışma eylemi de gerçekleştirdiler. 

Temel Conta işçileri, Tüvtürk Araç Mueyene istasyonu işçileri, Samart Solar işçileri, Hödlmayr Lojistik işçileri,  çeşitli inşaatlarda çalışan işçiler ve farklı sektörlerden birçok işçi hakları için mücadele ediyor, işten çıkarmalara ve hak gasplarına karşı direniyor.

Gençlik haberleri

Migros depo işçilerinin grevi sürerken, gençlik örgütleri ve üniversite öğrencileri Türkiye’nin birçok kentinde emekçilerin yanında olduklarını vurgulamaya devam ediyor. Gençler, Migros’a yönelik boykot çağrılarını büyütürken, işçilerin haklı mücadelesine alanlarda destek veriyor.

Genç Direnişçiler İzmir ve İstanbul’da Migros mağazaları önünde boykot çağrıları yaparken, çeşitli gençlik örgütleri de dayanışmayı sürdürüyor.

Kadıköy’de Migros işçileriyle dayanışma için yapılan basın açıklamasının ardından polis, desteğe gelen gençlere müdahale etti. Gençlik Devirecek ve Öğrenci Faaliyeti’nden gençler, dağıldıkları sırada GBT gerekçesiyle ablukaya alındı. Ardından gençler ters kelepçeyle gözaltına alındı.

Sosyalist gençlere yönelik baskılar ise devam ediyor. “Bu pisliği devrim temizler” pankartı astıkları gerekçesiyle DGD’li iki genç gözaltına alındı.

Üniversiteliler 6 Şubat depremini de unutmadı. İstanbul Beyazıt’ta bir araya gelen gençlik örgütleri ve üniversite öğrencileri, “Katillerden hesabı gençlik soracak!” şiarıyla açıklama yaptı. Üniversiteliler, yaşananların kader ya da kaza değil, iktidarın politikalarının sonucu olduğunu vurgulayarak, “Unutmuyoruz, affetmiyoruz” mesajını verdi.

Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan mücadele haberleriyle devam ediyoruz.

İktidarın devrimcilere yönelik saldırıları sürüyor. Son günlerde çeşitli illerde düzenlenen operasyonlarda 96 sosyalist gözaltına alındı. İtirafçı beyanlarına dayandırılan operasyonlar sonucunda gözaltına alınan ESP üyesinden 47’si tutuklandı. Buna karşılık diğer devrimci gruplar ESP ile dayanışma amacıyla birçok yerde basın açıklamaları düzenledi. Odak dergisi olarak bizler de dayanışma eylemlerinde yer aldık.
ESP’ye yönelik saldırılara karşı basın emekçileri de sessiz kalmadı. ETHA’ya dönük baskılara karşı Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. AKP iktidarının bu baskılarla sol örgütleri kriminalize ederek devrimci mücadeleyi zayıflatmayı hedeflediğini biliyoruz. Baskılar karşısında devrimci dayanışma ve ortak mücadele hattı güçlendirilmelidir.

ABD emperyalizmine karşı sosyalist gruplar, Venezuela’ya yönelik saldırıların birinci ayında Venezuela Konsolosluğu’na dayanışma ziyareti gerçekleştirdi. Ziyaretin ardından konsolosluk önünde DKDER, Mücadele Birliği Platformu, Kaldıraç ve Odak tarafından anti-emperyalist mücadelenin büyütülmesi gerektiğini vurgulayan açıklamalar yapıldı.
Adalet Peşinde Aileler Platformu, 6 Şubat depreminin yıldönümü yaklaşırken Kadıköy Rıhtım’da basın açıklaması gerçekleştirdi.
Cumartesi Anneleri, “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle eylemlerini bu hafta da sürdürdü. Kayıp yakınları ve destekçileri, kaybedilişlerinin 25. yılında Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini sordu. Ayrıca hasta mahpusların durumuna dikkat çekmek için İstanbul, İzmir ve Ankara’da basın açıklamaları yapıldı; tutsakların serbest bırakılması talep edildi.
Rojava’ya yönelik saldırılara karşı protesto eylemleri de devam etti. Kürt Hareketi öncülüğünde Hakkâri, Van, Kars, Muş ve Ağrı’da ve Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde eylemler gerçekleştirildi. İstanbul’da ise 1 Şubat Rojava ile Dayanışma Günü kapsamında Kadıköy Halitağa Caddesi’nde basın açıklaması yapıldı.

DÜNYADAN GELİŞMELER

Erdoğan, Suudi Arabistan ziyaretinin hemen ardından Mısır’a geçerek Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin ikinci toplantısına katıldı. Ziyarette birçok anlaşma imzalanırken, asıl dikkat çeken başlık Sudan iç savaşı oldu. Türkiye ve Mısır, Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Egemenlik Konseyi’ni destekliyor. Mısır’ın Doğu Oweinat bölgesinde kurduğu gizli bir askeri üsten kalkan İHA’ların aylardır HDK hedeflerini vurduğu ortaya çıkmıştı.
soL’dan Yalçın Cuğ’un haberinde, bu saldırılarda kullanılan İHA’ların Baykar üretimi olduğuna dair güçlü bulgulara dikkat çekildi. Erdoğan–Sisi görüşmesi sonrası yayımlanan ortak açıklamada iki ülkenin Sudan’da “ulusal kurumları desteklediği” ve “paralel hükümet yapılarını reddettiği” vurgulandı. Bu durum, Türkiye’nin İHA ihracatı ve bölgesel ittifaklar üzerinden emperyalist güç dengelerine daha derin biçimde eklemlendiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Jeffrey Epstein dosyası dünya gündemindeki yerini koruyor. Bu kirli ağ, iktidar, sermaye ve istihbarat ilişkilerindeki derin yozlaşmayı gözler önüne serdi. Epstein’ın adası ve malikâneleri, reşit olmayan çocukların sistematik biçimde istismar edildiği ve bu suçların siyasi–ekonomik şantaj malzemesine dönüştürüldüğü merkezlerdi. Dosyada adı geçen güçlü isimlerin neredeyse tamamı yargıdan muaf tutuldu.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 3 Eylül 2016’da Epstein’a gönderdiği bir e-postada “Senin ve çocuğun fotoğraflarını gönder… Yüzümü güldür” ifadelerini kullandığı görüldü.
Epstein yazışmalarında Fidel Castro’yu kendi insan ticareti ağı açısından bir “engel” olarak tanımlıyor; Kasım 2016’da Fidel Castro’nun ölümünün ardından “Fidel Castro öldü, şimdi benim için pek çok imkân var” ifadeleri kullanılıyor. 1959 öncesinde Havana, Batılı zenginler ve mafya çevreleri için bir fuhuş ve suç merkeziyken, Küba Devrimi bu düzeni kökten tasfiye etmişti. Epstein belgeleri, devrimin emperyalist sömürü ağlarını neden rahatsız ettiğini açık biçimde gösteriyor.

Ana akım medya, Epstein dosyasını magazinleştirerek suçun sınıfsal ve siyasal boyutunu gizliyor; hatta bu kez de suçu Putin’e yıkmaya çalışıyor. Müşteri listeleri ve istihbarat bağlantıları karartılsa da pek çok ünlü isim ifşa olmuş durumda.
Dosyalarda adı geçenlerden biri de İngiliz siyasetçi Peter Mandelson oldu. İngiltere kraliyet ailesinden Prens Andrew’un reşit olmayan kızlarla ilişkiye girdiği açığa çıktı. Eski Norveç Başbakanı ve Nobel Komitesi Başkanı Thorbjørn Jagland’ın adı da dosyada yer aldı. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit ise Epstein ile görüştüğünü kabul ederek kamuoyundan özür diledi. Buna rağmen kamuoyu yoklamaları, bu skandalın Norveç’te monarşinin itibarını sarsmadığını gösterdi.

Tecavüzcü ve kadın satıcısı Jeffrey Epstein’in en az bin çocuk, ergen ve genç kadını ünlülere pazarladığı belirtiliyor. Epstein, 2019 yılında hapishanede “intihar ettiği” iddiasıyla öldü. Ancak derin devlet bağlantıları nedeniyle öldürüldüğü yönündeki şüpheler güçlüdür.
Epstein skandalı, çökmekte olan Batılı emperyalist sistemin çürüme düzeyini göstermektedir. Kapitalizmin insan bedenini meta, çocukları ise pazarlık unsuru haline getiren karakteri bir kez daha teşhir olmuştur.

SONUÇ

Deprem enkazı altında bırakılan halk, grevleri bastırılan işçiler, tutuklanan gençler; Ortadoğu’daki paylaşım savaşları ve Epstein dosyasında açığa çıkan insanlık suçları… Tüm bunlar aynı sömürü düzeninin resimleridir. ABD emperyalizmi ve Batılı sistem çökerken pislikler ortaya saçılıyor. Bu halk düşmanı düzene karşı kendimizi ancak örgütlü mücadeleyle savunabiliriz. Baskılara rağmen susmayan gençler, grev kırıcılığına karşı direnen işçiler ve emperyalizme karşı ayakta duran halklar bu baskı ve adaletsizliklerin hesabını sorabilir. Halkların mücadelesinin zaferle sonuçlanmasının yolu devrimci irade ve inisiyatiften geçmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.