Yeni Deprem Felaketleri Yaşanmaması İçin 

0
31

Odak Dergisi

Bu yazıda 6 Şubat felaketini, sosyalist solun yapısal eksikliklerine işaret ederek ele alacağız. Öncelikle devletin halkı nasıl çaresiz bıraktığına ve hatta çaresiz durumdaki insanları nasıl istismar ettiğine dikkat çekeceğiz.

6 Şubat 2023’te ülkemizde yaşanan Maraş merkezli deprem, yalnızca binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir doğal afet değil; devletin çoklu ihmalleriyle hatta yer yer kasıtlı yaratılmış bir toplumsal katliam olarak tarihe geçti.

Bu felakette resmî kaynaklara göre 50 bini aşkın insan hayatını kaybederken, gerçek kayıpların bunun çok üzerinde olduğu biliniyor. Yine resmî rakamlara göre 107 bini aşkın insan yaralandı, milyonlarca insan yerinden edildi, şehirler harabeye çevrildi.

Enkaz altında kalan insanlar günlerce yardım bekledi; asker bilerek kışlada tutuldu, iş makineleri geç gönderildi. Halk kendi olanaklarıyla birbirini kurtarmaya çalıştı. Dayanışmayı büyüten halk olurken, iktidar krizi yönetmek yerine algıyı yönetmeyi tercih etti. Hükümet, sırf kendi inisiyatifinde değil diye, depremzedelere yardımı bile engelledi. 

Depremzedelerin önemli bir kısmı bugün hâlâ konteyner kentlerde yaşıyor; güvencesiz ve sağlıksız koşullara mahkûm ediliyor. Yeniden inşa süreci, iktidarın kârına kâr katacak yandaş şirketler aracılığıyla ilerletiliyor. Halk yine yalnız bırakılıyor. Hükümet zor durumdaki insanlara yardım ve depremlere önlem adı altında ülke çapında arazi yağmacılığı yapıyor.  

6 Şubat 2023 depremi, ülkemizi 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden bile daha hazırlıksız yakaladı. Aradan geçen 24 yılda yetkililerin, şehirlerdeki deprem toplanma alanlarını dahi halkın elinden alarak yerlerine binalar diktiklerini gördük.

Bizler biliyoruz ki deprem değil, bu düzen öldürüyor.

Devlet bugün 6 Şubat anması yapan halkın önüne barikatlar yığıyor, onların kayıplarını anmasını engelliyor. İktidar her ne kadar 6 Şubat’ı unutturmaya, yaşananları doğal bir durum gibi göstermeye ve halkı sessizleştirmeye çalışsa da bizler 6 Şubat depremini unutmayacağız. Bu anlamda 6 Şubat, bizler için bir yas süreci değil; bir hesap sorma ve muhasebe yapma çağrısı olmalıdır.

Şimdi sosyalist hareket olarak kendimize de bakmalıyız. Önce olumlu yanlarımıza dikkat çekelim. Deprem bölgesi Hatay’da devrimci grupların gösterdiği çabalara bakıldığında umutlanmak için birçok neden bulunmaktadır. Devrimci grupların yurt içinde ve yurt dışında sergiledikleri gayretler dikkat çekiciydi. Tek tek devrimci yayınlara bakıldığında tablo daha da umut verici görünmektedir. Çeşitli örgütler deprem bölgesine kaç insan gönderdiklerini, kaç insanı harekete geçirdiklerini gururla anlattılar. Bir bakıma bu gurur anlaşılırdı.

Ancak sosyalist hareketin depremzedelerle dayanışması, tıpkı 17 Ağustos 1999 depreminde olduğu gibi, ülkemizin geleceği açısından hiçbir kalıcı sonuç yaratamadı. AKP iktidarı deprem felaketini rahatlıkla yurt çapında bir istismar aracına dönüştürebildi. Burada sol olarak sınıfta kaldık.

6 Şubat depreminin ardından ülkede ve yurt dışında depremzedelere yardım etme konusunda olağanüstü bir duyarlılık oluşmuştu. Örgütsüz insanlar kendi çabalarıyla harekete geçti. Bir kısım insan da bildiği örgütlere kendi çabasıyla yöneldi. Ayrıca başta İstanbul olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde insanlar, Maraş–Malatya–Hatay–Suriye hattında halkı vuran depremin kendilerini de vuracağını yakından hissetti.

Ancak 6 Şubat tarihsel felaketi sırasında halkın önüne düşecek bir güç yoktu. Bu nedenle depremzedelerle dayanışma ve yeni depremlere karşı önlem alınması yönündeki olağanüstü heyecan ve duyarlılık kısa sürede söndü. Üstelik halkın önüne düşecek potansiyele sahip tek güç Türkiye soluydu. Türkiye solu, güçlerini dayanışmacı bir anlayışla koordine ederek aydınlar ve tüm yurtsever güçlerle birlikte halkın önüne düşebilseydi, tarihsel bir inisiyatif yaratır ve büyük bir yurtseverlik görevini yerine getirirdi. Sosyalist hareket, tam da o dönemde; acılar içindeki depremzedelerin, onlarla dayanışma kurmaya çalışan on binlerin ve aynı zamanda deprem korkusunu yakından hisseden, önlem alınmasını bekleyen on milyonların karşısına koordinasyon içinde çıkabilmeliydi. 

“Bütün grupların gücünü toplasan bile…” yaklaşımı tek tek gruplarla sınırlı ve dolayısıyla grupçu bir yaklaşımdır. Türkiye solu eğer o tarihsel anda kendi içinde dayanışmacı bir koordinasyon sağlayabilmiş olsaydı tek tek grupların ortaya koyduğu çabanın toplamının kat kat azıyla ülkenin yazgısını değiştirebilecek bir hareket yaratabilirdi. 

Ancak burjuva grupçu bakışa saplanmış sol anlayış bunu düşünemedi; zaten düşünemezdi. Düşüncesini ve eylemini, solda nasıl öne çıkacağı ve diğer grupları nasıl geride bırakacağı üzerine inşa eden bir anlayış bunu yapamazdı. Tarihsel bir anın büyük olanağını kaçırdık. Bu nedenle yalnızca devletten değil, kendimizden de hesap sormamız gerekiyor. Bu önemli eksikliği aşacak bakışa ve inisiyatife ihtiyacımız var. 

Halkın deprem endişesi bugün dahi çok güçlüdür. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) Aralık 2025te yaptırdığı yıllık “Afet Bilinci Araştırması”na göre İstanbulluların en çok korktuğu afet depremdir. Araştırmaya katılanların yüzde 94’ü bunu belirtiyor. Katılımcıların yüzde 85.7’si İstanbul’un yakın gelecekte yıkıcı bir deprem riski taşıdığını, yüzde 18’i yaşadığı binanın büyük bir depremde yıkılacağını düşünüyor. Binaya çürük raporu verilmesi durumunda orada yaşamaya devam edeceklerini açıklayanların yüzde 70,6’ sı parasızlığı gerekçe gösteriyor.

Depremlerin felakete dönüşmesi bir kader değildir. Yurtsever bir aydın ve halk inisiyatifi, yetkilileri gerekli önlemleri almak zorunda bırakabilir. Bu inisiyatifin oluşturulmasının yolu da sosyalist hareket içinde dayanışmacı bir koordinasyon inşa etmekten geçmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.