Yusuf Avcı
R. Isa, kendi ismini kullanmak istemediğinde dolayı ‘R.Isa’ ismi ile röportajımızı yayınlamamızı istedi. Kudüs’te yaşayan ve araştırmacı, gazeteci olan R. Isa ile Filistin’de bir kadın, araştırmacı olarak işgal altında yaşamanın zorlukları üzerine konuştuk ve Kudüs halkının genel durumunu sorduk. İyi okumalar dileriz.
Kendinizi bize tanıtır mısınız?
İsmim babamın annesinin isminden geliyor. Kendisi Nakba ve 1967 savaşı gibi birçok zor dönemi yaşamış. Eski Kudüs’ün kuzeyindeki bir köydenim ve ABD’de büyüdüm. Filistin’e birkaç yıl önce geri taşındım. Şu an Kudüs’te bir araştırmacı ve yazar olarak çalışıyorum. Filistin hakkında hikâyeler paylaşmak hayatım boyunca benim için hep önemli bir şey oldu.
Neden bir araştırmacı ve yazar olmak istediniz?
Her zaman meraklı bir insan oldum, sürekli sorular sorar, anlamaya çalışır ve düşüncelerimi, fikirlerimi yazardım. Lisans eğitimim sırasında üniversitemin gazetesinde çalıştım. Mezun olduktan sonra gazetecilik yaptım. 2009’da ABD’de fiziksel gazeteler büyük bir darbe aldı ve işten çıkarıldım. Bundan sonra yüksek lisansımı tamamlamak için okumaya geri döndüm. Tezimi, Oslo Anlaşmaları sonrasında yetişen kadın aktivistler üzerine yazdım. Bilgi edinmek ve bilgiyi paylaşmak hayatımın her zaman temel direklerinden biri oldu.
İşgal altındaki Filistin’de, bir Filistinli olarak araştırma yapmanın zorlukları nelerdir?
Doktora tezim için saha çalışması yaparken yaşadığım en büyük zorluklar bir yerlere ulaşmak ve röportaj yapmak oldu. Kudüs kimliğine ve ABD pasaportuna sahip biri olarak bir takım ayrıcalıklara sahip olsam da, bir zamanlar kolayca erişebildiğim Filistin bölgelerine gitmekte zorluk yaşadım.
Örneğin, Kudüs’ten El Halil’e (Hebron) gidiş-dönüş bir günümü alıyordu, arabam olsa da olmasa da. Arabam olmadığında, Eski Kudüs’ten bir minibüs ile El Halil’e gitmem gerekiyordu, ama minibüsün dolmasını beklemek zorundaydık. Bu bazen bir saate kadar sürebiliyordu. Trafik olmadan aşağı yukarı 75 dakika süren bir yoldan sonra El Halil’in merkezine ulaşıyorduk. Bu yolculukta bazen yerleşimcilerin yollarını, bazen Filistinlilerin yollarını kullanmak zorunda kalıyorduk. Sonra röportaj yapacağım kişiye ulaşmam gerekiyordu; bazen yürüyerek, bazen de taksiyle gidiyordum. Yaklaşık 90 dakika süren röportajın ardından, Kudüs’e döneceğim minibüse ulaşmak için yeniden yola koyuluyordum. Yine minibüsün dolmasını beklemek gerekiyordu, bir keresinde bu iki saat sürdü.
Minibüs şoförü sürekli bizlere Kudüs kimliğimiz olup olmadığını soruyordu. Kudüs kimliği olmayanlar minibüse binemezdi. Bu minibüs, Batı Şeria kimliğine sahip olanların geçemeyeceği bir kontrol noktasından geçiyordu. Batı Şeria kimliği olanlar yalnızca belirli kontrol noktalarından ve İsrail ordusundan alınan izinle geçebiliyorlar. Batı Şeria içinde (Doğu Kudüs dahil) 900’den fazla İsrail kontrol noktası, kapısı ve bariyeri mevcut.
Yola çıktığımızda bile, Kudüs’e ulaşmamız bazen iki buçuk saati buluyordu. Eve gitmek için de bir minibüs daha değiştirmem gerekiyordu. Genellikle sabah 9’da başladığım günüm, sadece 90 dakikalık bir röportaj yapabilmek için akşam 6-7 gibi bitiyordu.
İşgal altındaki bir ülkede kadın olmanın deneyimi nedir?
Kadınlar iki şiddet sistemini aynı anda yaşar: işgal ve ataerkillik. Askerî işgal ve devlet şiddeti, ataerkilliği hem besler hem de ondan fayda sağlar. Filistin’de hayatlarımız çok ayrışmıştır. İsrailli Yahudilerin kendi mahalleleri vardır, bizimkiler ise ayrı. Dolayısıyla erkeklerimiz İsrailli alanlarda işçi, temizlikçi, hemşire ya da inşaat işçisi olarak çalışırlar. Gün boyu ırkçılığa maruz kalır, yanlış bir hareket yapma korkusuyla yaşarlar. Bu yüzden kendi mahallelerine döndüklerinde, işte yaşamadıkları saygıyı ve özgürlüğü hissetmek isterler. Bu genellikle bir “aşırı telafi” biçiminde ortaya çıkar ve erkekler gereğinden fazla sosyal alan kaplar; bu da kadınlara aile hayatı ve sorumlulukları dışında neredeyse hiç alan bırakmaz.
Biz kadınlar, hem askerî işgal hem de ataerkil baskı altındayız. Bu durum nefes alma ve var olma kapasitemizi ciddi şekilde sınırlar. Filistinliler daima “bir sonraki darbenin” ne zaman geleceğini bekler; ama Filistinli kadınlar aynı zamanda kendi toplumlarının içinde de bu baskıyı yaşar. Yani biz hiçbir zaman gerçek huzur yaşayamayız.
Kudüs halkının genel ruh hali nasıl?
Kudüs’ün Filistin’in diğer yerlerinden her zaman daha gergin bir atmosfere sahip olduğunu hissettim. İsrail toplumuyla etkileşim içindeyiz (her ne kadar 1948 topraklarındaki kadar olmasa da) ve bu şehirdeki varlığımız, vatandaşlık/oturma izni statümüz nedeniyle daima belirsizdir.
İsrail 1967’de Doğu Kudüs’ü yasa dışı olarak ilhak ettiğinde, oradaki Filistinlilere vatandaşlık vermemeye, bunun yerine “İsrail’de kalıcı oturma izni” vermeye karar verdi. Ancak bu “kalıcı” statü hiç de kalıcı değildir. İsrail, belirli kurallar ve yasalar aracılığıyla bu oturma iznini neredeyse istediği her gerekçeyle iptal edebilir.
Örneğin ben Kudüs’te doğdum ve teknik olarak oturma hakkına sahibim. Ancak 20 yaşıma geldiğimde, yurtdışında yaşadığım gerekçesiyle oturma iznimin iptal edildiğini öğrendim. Bunu geri almak bana birkaç yıl ve binlerce dolara mal oldu. Yine de bu konuda şanslı sayılırım. 2017’de İsrail Yüksek Mahkemesi, Filistinli Kudüslülerin “yerli sakin” olduğunu belirleyen bir karar verdi ve belirli koşullar altında ikametlerinin iade edilmesi gerektiğine hükmetti. Ben bu sayede statümü geri aldım, ama birçok kişi alamadı.
İsrail vatandaşlığı almak ise ayrı bir zorluktur çünkü İsrail yasaları Yahudiler ve Yahudi olmayanlar için iki farklı hukuk sistemi uygular. Ben bir Yahudi olmadığım için İsrail vatandaşlığı almak istesem ABD pasaportumdan vazgeçmem gerekir. Oysa Yahudilerin çifte vatandaşlık hakkı var.
Dünyadaki öğrenciler Filistin’in özgürlüğü için ne yapabilir?
Hükûmetlerinize karşı durun ve İsrail ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerine karşı protesto edin. Hükûmetler birçok şeyi gizlice yapıyor ama İsrail’e desteklerini kamuoyu önünde de açıkça gösteriyorlar.
Bu soykırım, devletlerin ve çok uluslu şirketlerin suç ortaklığını açıkça ortaya çıkardı. Türkiye, İsrail’le güçlü bir ticari ilişki sürdürüyor. ABD, Almanya ve Azerbaycan İsrail’e silah tedarik ediyor. BAE, Filistin’de İsraillilerden toprak satın alarak kalıcı bir elçilik inşa ediyor. Norveç hâlâ bazı İsrail şirketlerine yatırım yapıyor. İsrail borsasına bir bakın — 7 Ekim 2023’ten bu yana teknoloji ve silah sektörüne yapılan yabancı yatırımlar ile ne kadar büyüdüğünü göreceksiniz.
Ama umut verici anlar da var. İspanya hükümeti, İsrail’e silah sağlamayı durdurmak da dahil olmak üzere, İsrail’in şiddetine karşı adımlar attı. İtalyan halkı hükümetine karşı ayağa kalkarak limanlarını İsrail’e silah taşımak için kullandırmayı reddetti. Bu muazzam bir dayanışmaydı. Gazze ablukasını delmek için hayatlarını ve konforlarını riske atan Sumud Filosu’na katılan insanları düşünün. Hepimiz bir şey yapabiliriz; mesele, ne yapacağımızı bulmak ve buna gerçekten bağlanmaktır.
7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki Filistinlilerin günlük yaşamında neler değişti?
Artık ifade özgürlüğümüz (ki zaten hiçbir zaman tam anlamıyla yoktu) daha da kısıtlandı. Şimdi bir şey söylediğimiz veya sosyal medyada yazdığımız için İsrail’in bizi gözaltına alması veya şiddet uygulaması çok daha hızlı oluyor. Batı Şeria içinde seyahat etmek daha da zorlaştı; daha fazla kontrol noktası ve bariyer kuruluyor. Sanki her gün yeni bir tane ekleniyor. Şu anda birçok köyün giriş ve çıkışlarına bariyer veya kapı yerleştirildi.
Bu yılki Yom Kippur’da (ironik bir şekilde “arınma günü” anlamına geliyor), İsrail’in Batı Şeria’daki hareket özgürlüğünü ne kadar hızlı kısıtladığını gördük: Tüm o kapılar ve bariyerler kapatıldı, daha doğrusu Filistinlilerin kullandığı kontrol noktaları kapatıldı (Yahudi yerleşimcilerin kullandıkları değil). Bir adamın bir kapıyı açmak için bir alet getirdiğini duydum. Ona ne olduğunu merak ediyorum; eminim İsrailliler onu tutuklamıştır.























