Haftanın Yorumu: Bir Bebekten Katil Yaratan Karanlığı Sorgulamak

0
41

Siverek ve Kahramanmaraş’ta okullara yönelik arka arkaya saldırılar, dikkatleri gençliğin durumuna yöneltti. 14 ve 19 yaşlarındaki İsa Aras Mersinli ve Ömer Ket isimli gençler; biri kendi okulunda, diğeri eski okulunda toplu katliama girişti. Gazeteler, aynı günlerde benzeri bir saldırının Mersin’de son anda önlendiğini yazdı.

Basını taradığımızda bu tür saldırıların çok sayıda gerçekleşmiş olduğunu görüyoruz. İstanbul Kadıköy’de Mattia Ahmet Minguzzi isimli 15 yaşındaki çocuk, 24 Ocak 2025 tarihinde 15–17 yaşlarındaki iki çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü. Ardından görüntüler sosyal medyada yayılmış ve hatta ailesi tehdit edilmişti. 7 Mayıs 2024’te İstanbul’da, okul müdürü İbrahim Oktugan, okuldan atılmış olan 17 yaşındaki bir öğrenci tarafından vurularak öldürüldü.

Medyada bu tür çok sayıda haber yer almaktadır. Okullarda uyuşturucu ve akran şiddeti olağanüstü yaygındır.

Burada sorulması gereken soru yıllar önce net bir şekilde sorulmuştu. 19 yıl önce (19 Ocak 2007 tarihinde) Hrant Dink’i öldüren tetikçi Ogün Samast, suikastı gerçekleştirdiği sırada 17 yaşındaydı. Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, cenaze töreninde şöyle demişti:
“Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz, kardeşlerim.”

Peki bu ülkenin çocukları nasıl şiddet ve ölüm makinesine dönüşüyor?

Bir kişinin okul arkadaşlarını ya da masum insanları bu şekilde öldürebilmesi için topluma ve çevresine ileri düzeyde yabancılaşmış ve düşmanlaşmış olması gerekir. Bu yabancılaşma ve düşmanlaşma süreci esas olarak bireyciliği ve rekabetçi körükleyerek insanları yalnızlaştıran yeni liberal kapitalizmin ürünüdür. Gençlerin, on yıllardır soldan uzak dursunlar diye; insan sevgisinden, topluma karşı sorumluluktan ve yüksek ideallerden uzak bir anlayışla yetiştirilmesi de bu yabancılaşma ve düşmanlaşmanın tehlikeli boyutlara ulaşmasına yol açıyor. 

Toplumda gençleri derinden etkileyen umutsuzluk çok önemlidir. Mevcut koşullarda yetişen gençlerin küçük bir kısmı bireysel olarak “kendini kurtaran” tarafa geçerken, büyük çoğunluk giderek niteliksizleşen bir eğitim sistemi ve okulda yaygın akran şiddeti ile karşılaşıyor. Bu gençler sonrasında güvencesiz ve düşük ücretli işler, işsizlik ve hayat pahalılığıyla karşı karşıya kalacağını biliyor. Bu da umutsuzluğu ve yabancılaşmayı büyütüyor. Umutsuzluk ile çevresine yabancılaşma ve düşmanlaşma karşılıklı etkileşim içinde birbirini derinleştiriyor. 

Dindar nesil yetiştirme iddiasındaki kurumlarda yaşanan istismar ve yozlaşma örnekleri de gençlerin değer dünyasını zedeliyor.

Öte yandan gençlerin maruz kaldığı uyuşturucu ve şiddet kültürü hızla yayılıyor. Uyuşturucu kullanımı ilkokul çağlarına kadar inerken köylere kadar ulaşmış durumda. Çocuk yaştaki gençler bu ağların en alt basamağında yer alıyor. Toplumda aile içi şiddet, kadına karşı şiddet, okullardaki akran zorbalığı ve sokak şiddeti çocuklar için adeta bir “kötü eğitim” işlevi görüyor. Çocuklara yönelik ceza infaz kurumları ise çoğu zaman ıslah yerine suça yönelimi artıran ortamlar haline geliyor.

Dijital içerikler de bu tabloyu besliyor. Şiddet içerikli oyunlar ve mafya temalı diziler, gençlerin rol model algısını etkiliyor. Yoksul mahallelerde yaşayan ve sol kesimden ailelerin çocuklar dahi Aladdin Çakıcı, Mehmet Ali Ağca ve Sedat Peker gibi mafya babalarının yönettiği çetelerin hem kurbanı hem de parçası haline gelebiliyor.

Çocuktan katil üreten yabancılaştırıcı ve düşmanlaştırıcı dinamiğe böylece dikkat çektikten sonra çözüm yollarına geliyoruz. 

Mevcut iktidarın “dindar nesil” yetiştirme iddiası, hiç kuşku yok ki kötü sonuçlar doğurmuştur. Sorunun kökleri ise daha derindir. Yukarıda belirtildiği gibi sistem; rekabetçi, eşitsiz ve insanı merkeze almayan yapısıyla bu sonuçları üretmeye devam etmektedir. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi, gençlerin nitelikli gelişimini engellemektedir. Çocuklar yüksek toplumsal ideallerden uzak yetiştirildiği, sistem rekabetçi ve mafyalaştırıcı yönde devam ettiği, eğitim ve sağlık, kar konusu ve paralı olmaya devam ettiği sürece, bozulmanın sürmesi kaçınılmazdır. 

Gençliğin gelişmesi için karı değil insanı merkeze alan halktan yana köklü bir siyasi ve toplumsal devrimci değişim şarttır. 

Ancak sorunların çözümünü devrime ertelemek bir teslimiyetçilik olacaktır. Bugünden yapılacaklar üzerinde de yoğunlaşmalıyız. Çünkü gençlik bugündür. Kaldı ki devrim bugünden başlamalıdır. Gençliğin kaybedilmesi, geleceğin kaybedilmesi demektir.

Bu nedenle sorumluluk hepimize aittir. “Kendi çocuğumu kurtarayım, gerisi önemli değil” anlayışı bu çöküşü hızlandırır. Çünkü toplumsal çürüme yaygındır ve hiçbir aile bundan tamamen izole kalamaz. 

Ülkeyi terk etmek de kalıcı bir çözüm değildir; benzer sorunlar dünyanın birçok yerinde büyümektedir.

Gençlere ABD ve Avrupa gibi başka ülkeleri körü körüne örnek göstermek halkına yabancılaşma ve aşağılık duygusu yaratmaktadır. Bunun yerine, eleştirel bir bakış açısı kazanmalarına yardımcı olmak gerekir. Avrupa ve ABD’de bir çok iyi şey olduğu gerçektir ancak ABD ve Avrupa dünyada zorbalığın başını çekiyor. Çocuklarımıza gelişigüzel insan öldürme kültürünü en çok onlar yayıyor. Şiddet içerikli oyunlar da en çok oralardan üretiliyor. Çocuklar kendi halkını küçük görmemeyi öğrenmelidir.Öncelikle kendi ülkemizdeki ve sonra da diğer ülkelerdeki uygun örnekleri ele almalıyız. 

Daha somut adımlara gelecek olursak, Milli Eğitim Bakanı’nı istifaya çağırmak yetmez. İktidar, çocukların şiddete bulaşmasını önleyen somut tedbirler almaya zorlanmalıdır. Sol hareket bu konuda demokratik öğretmen hareketini desteklemeli ve teşvik etmelidir. 

Çocukların yetişmesinde aileler ve okullar elbette çok önemlidir. Onların yanında aileler arasındaki ve gençlerin kendi arasındaki dayanışma da önemlidir. Devrimciler özellikle bu noktada halka yardımcı olabilirler. Bir çok bilimsel araştırma lise öncesi eğitim-öğrenim sürecinin çocukların geleceği üzerinde belirleyici etki yaptığını gösteriyor. Devrimci hareketlerin ilkokul, orta okul ve lise öğrencilerine ders yardımı pratiği var. Bu pratik yerel çalışmalarda sistemleştirilerek ileriye götürülebilir. 

Devrimci hareketler yerel çalışmalarda öğrencilere ders yardımı yanında karşılıklı sorumluluğu artıran ve birbirini ileriye götüren ders dayanışmasını ve birlikte öğrenme pratiklerini geliştirebilir. 

Sistemin yoz kültürüne karşı gençlerin insan sevgisini, birbirimize, halkımıza ve ülkemize karşı sorumluluğu ve yüksek idealleri teşvik eden ilerici, demokratik ve özgürlükçü kültürel etkinlikler yapılabilir. 

Uyuşturucuya ve şiddete karşı yürütülecek bilinçli kampanyalar bu açıdan önemlidir. 

Mahallelerde kadın meclisleri veya örgütleri çocukların eğitiminde okullarla, muhtarlık ve belediye gibi yerel yönetimlerle işbirliği halinde etkili bir dayanışma hayata geçirebilir. 

Lise ve ortaokul gençliğinin örgütlenmesi de gençliğin eğitiminde çok önemli rol oynayacaktır.

Yüksek öğrenim gençliğinin ülkenin meşalesi olarak örgütlenmesi bu dayanışmanın büyütülmesinde önemli bir potansiyeli açığa çıkaracaktır. 

Mahalleler düzeyinde kurulacak dayanışma ağları, yerel yönetimlerle iş birliği içinde çocukların gelişimine önemli katkı sağlayacaktır Ortaokuldan üniversiteye kadar gençlerin örgütlü biçimde bir araya gelmesi, hem bireysel hem toplumsal gelişim açısından önemli bir potansiyel yaratır.

Devrimci hareketlere büyük sorumluluk düşüyor. Gençliğimizi halk saflarında dayanışmacı ilişkiler geliştirerek destekleyebiliriz; geleceğimizi halk saflarında dayanışmacı ilişkiler geliştirerek kazanabiliriz. 

Bu çalışmalarda halka ve gençliğe örnek oluşturması gereken devrimci hareketler kendi içlerindeki ilişkilere çok dikkat etmelidir. Mücadeleyi bırakan insanların çetelerin safına nasıl gidebildikleri üzerinde özellikle düşünülmelidir. 


İktidar ülke kaynaklarını Suriye’de, Kuzey Afrika’da, Kafkaslar’da ve Orta Asya’da yayılmacı hayaller uğruna savururken gençliğimiz içler acısı durumdadır.

Bir ülke gençliğiyle birlikte yükselir ve düşer. 

Bir ülkenin en önemli varlığı gençliğidir.
Gençliğini kaybeden bir toplum, ülkesini ve geleceğini kaybeder.

Bu karanlığı aşmak için dikkatimizi ve çabalarımızı gençliğimiz üzerinde yoğunlaştırmalıyız. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.