23 Nisan: Özgür Doğsun Çocuklar

0
91

Arda Akarsu

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler.
NAZIM HİKMET RAN

Bu yazımızda öncelikle çocukluğun tarihsel süreçte nasıl görüldüğüne ve 23 Nisan’ın anlamına değineceğiz. 

Ortaçağ’da Çocukluk

Ortaçağ döneminde çocukluk, özel bir gelişim evresinden ziyade hemen geçilmesi gereken bir dönem olarak görülüyordu. Çocuklar doğdukları andan itibaren toplumsal düzenin bir parçası olma rolü üstleniyordu. Bu rol erken yaşta onların genelde sömürü ve eziyete dayanan üretim ilişkileri ile tanışmasının önünü açtı. Köylü ailelerin çocukları küçük yaşlardan itibaren genellikle toprak ağalarının tarlasında çalışır, ev işleri yapardı. Kentlerdeki çocuklar ise yine aynı üretim araçları üzerinden çıraklık gibi işler yapardı. Ortaçağ’da yaşanan bu durumdan etkilenen sadece işçi, köylü çocukları değildi. Soylu ailelerin çocukları, eğitim, görgü kuralları ve askerlik gibi konularda erken yaştan itibaren eğitim görmeye başlıyordu. Bu dönem hangi sınıfa ait olursa olsun çocuklar üzerindeki baskıyı görüyoruz. Çalışma hayatı haricinde bir diğer etken ise, erken yaşta çocuk ölümleri idi. Salgın hastalıklar, yetersiz beslenme, hijyen eksikliği erken yaşta çocuk ölümlerinin önünü açıyordu.

Rönesans ve Reform Dönemi’nde Çocukluk 

Ortaçağ’da çocukluğu özetler bir biçimde değinmiştik. O dönemde bizim şimdiki gibi anladığımız çocuk kavramı olmadığı için, sanatsal yapılarda çocukları “yetişkin” gibi resmediyorlardı. Rönesans ile birlikte çocukların resmediliş tarzında daha gerçekçi değişimler yaşandı. Çocuklar için eğitim ihtiyacı bu dönemde önem kazansa da, verilen eğitim kilise tarafından karşılanıyordu. Çocuklar gelişim sürecinde bile dinci eğitimin bir parçası olarak, İncil okutuluyordu. Martin Luther’in döneminde kiliseye karşı başlattığı hareket, çocukların dini eğitimden uzaklaşmasında önem taşıdı. 

Sanayi Devrimi’nde Çocukluk

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi çocukluk yüzyıllar geçse de sistemin ve dönemin dinci hareketlerinin baskısı altında ezilen en masum kesim olma rolü taşıyor. Sanayi Devrimi’nde ise bir çocuk kavramı olmadığını söylemek doğru olur. Çocukların ucuz işçi olarak görülmesi 5 yaşından itibaren çalışma hayatına atılmasının önünü açtı. 15-16 saati bulan çalışma süreleri ve düşük ücret çocuklara dayatıldı. Ortaçağ’da çocukların tarım ve ev işleri gibi alanlarda çalışması, yerini madenlere ve fabrikalara bıraktı. Sanayi Devrimi çalışma hayatında gerçekleşen çocuk ölümleri ile birlikte, çocuk yaşta çalışmaya karşı tepkilerin artmaya başladığı dönem oldu. Zorunlu eğitim yasasının ortaya çıkışı, çocukluğun korunması gereken masum bir dönem olduğunun önünü açtı.

Modern Çağ’da Çocukluk 

Çocukluk Modern Çağ’da korunması gereken özel bir yaşam dönemi olarak görülmeye başlandı. Çocuk artık özel bir birey olarak görülüyordu. Çocuk işçiliği yasaklanmış, eğitim zorunlu hale gelmişti. Aileler çocuklarına karşı artık özel “duygusal” bağ beslemeye başladı. Ne yazık ki bu duygusal bağ kapitalizmin çocukları kuşatmasıyla sonuçlanacaktı. Tüketim toplumunda çocukluk, sistem için en kolay satış aracı olarak görülüyor. Çocuklara özel oyun alanları, şirin kıyafetler, özel reklamlar, çocuklara özel medya araçları ile birlikte yüksek fiyatlarla ürünler piyasaya sürüldü. Günümüzde “çocuk işçiliği yasaklanmış” olarak kitaplara geçse de çocuklar ülkemizde üretim alanında ciddi önem arz ediyor. MEB yürürlülüğünde olan MESEM uygulaması ile birlikte 100’e yakın çocuk işçi, çalıştığı yerlerde “iş kazası” ile hayatını kaybetti. Öte yandan çocuk işçilik sosyal medyada da büyük önem taşıyor. Genç yaşta medya ile tanışan çocuklar çeşitli platformlarda içerik üreterek, bir nevi emek hayatına adımını atıyor. 

Bugünkü 23 Nisan ise bundan 99 yıl önce 1927 yılında, çocuklara neşe ile oyunlar oynayacağı, güzel yarınlar için hayaller kuracağı bir gün olarak armağan edildi. Bu armağan ne yazık ki sadece sözde ve yazıda kaldı. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi günümüzde çocuklar kapitalist sömürü altında eziliyor ve hatta yok oluyorlar. Solcu olarak bilinen mahallelerde yetişen çocuklar dahi uyuşturucu baronlarının hedefindeler. Ülkemizde uyuşturucu tüketme yaşı ortaokula giden öğrencilere kadar gerilemiş durumda. Çocuk evlilikte ise içler acısı bir durumla karşılaşıyoruz. Çocuklar erken yaşta dinci-gerici baskılar etrafında belki de annesi, babası yaşında insanlarla evlendiriliyor. 6 Şubat depremi sürecinde, Diyanetin “6-7 yaşındaki çocuklarla evlenebilirsiniz” sözleri ile verdiği fetvayı kim unuttu ki! Veya bebek yaşta daha kendi dini görüşü yokken bile tesettür giyinen çocuklar… Daha 15 yaşında olmayan çocuklar bile hastanelerde doğum yapar durumda kendini buluyor. Öte yandan halkın geçim krizinin derinleşmesi ile birlikte artan çocuk işçiliği ve ölümler bugünün bayram olma niteliğini kapatıyor. 

Şüphesiz ki gençliğin ve çocukların bu denli baskılar altında yaşaması “çocuk kimliğinin” yitirilmesine yol açacaktır. Maraş’ta gerçekleşen saldırıda bir çocuğun ne kadar vahşice bir harekette bulunabileceğini hep beraber gördük. Sistemin toplum üzerindeki baskısı bizleri Ortaçağ’daki çocukluk kavramına götürmenin önünü açıyor. Çocukların maruz kaldığı yetişkin filmleri, erken yaşta emek hayatına girmek, uyuşturucu madde tüketimine alıştırılması, erken yaşta yetişkin düşüncelere sahip bireyler haline dönüştürüyor. Bu gidiş sadece çocukların değil tüm toplumun ağır kaybıdır. Çocukların sağlıklı büyümesi ve güçlü eğitimden geçmesi gerekir ki insanlığa yararlı olabilsinler. Diğer yandan çocukluk, insanın toplumsal önyargılardan daha uzak ve daha insanca düşünebilme yaşlarıdır. Yabancılaşmış toplumun insanlığına yakınlaşabilmesi için çocuk bakışına ihtiyacı bulunuyor.

23 Nisan bizim için basit bir kutlama veya sıradan bayram olmanın ötesinde çocukların sömürülmesine ve ezilmesine karşı mücadele günü olmalıdır. Çocukların iş yerlerinde katledilmediği, erken yaşta evlendirilmediği, özgür düşünceler ile gelecek hayali kurduğu bir dünyayı hep beraber yaratacağız. Haziran Direnişi’nde kaybettiğimiz Ali İsmail’in dediği gibi “birgün çocuklarımız özgür doğacak.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.