8 Mart ve göçmen kadın

0
542

Seda Şanlıer

8 Mart’ta emekçi bir kadın olarak göçmenliği anlatacağım.

Türkiye’nin bugünkü ekonomik koşulları göz önüne alındığında birçok insana yurt dışında ve hele ki Avrupa’da yaşamak gayet cazip görünebilir. Avrupa’da yaşamanın ve çalışmanın elbette avantajlı tarafları var ancak çok önemli zorlukları da bulunuyor. Hele bir de kendinizi yeni bir dil ile ifade etmeye çalışıyorsanız, zorluklar katlanıyor. Çünkü bu büyük bir emek istiyor. Dilin yeni öğrenilme sürecinde hatta çok büyük çoğunluk için yaşam boyunca yerli halka kıyasla yetersiz olduğunu bilmek, eşitliğe önem veren kadınların sırtında büyük bir yüktür.

11 senedir yerleşik olarak Avrupa’da yaşayan göçmen emekçi bir kadınım. Yaşadığım ülkede çeşitli sorunlarla karşılaştım. İlk yıllarımın nasıl sıkıntılı geçtiğini hala anımsıyorum. Yenilip teslim olmak istemiyorsun. Mücadele etmek ise kolay olmuyor. İnsan nefes alamıyormuş duygusuna kapılıyor. Göçmenliğin ilk yıllarında dil öğrenmek için gittiğim pratik yerinde dört işlemi bile beceremeyen bir gencin beni nasıl yok saydığını hala unutamıyorum.

İşin başka bir tarafı da göçmenleri en çok göçmenler küçümsüyor. Bu durum bazı kadınların göçmen oldukları halde göçmenleri istemeyen ırkçı partinin (İsveç demokratları) içinde yer almaya kadar vardı. Hatta Kürt bir kadın ırkçı partiden milletvekili bile oldu.

Diğer yandan Avrupa’nın göçmen çocuklar için cennet olduğu sanılır. İlk bakışta bunun doğru olduğu kabul edilebilir. Ancak işin içine biraz daha girdikçe çocukların ne büyük zorluklarla karşılaştığı gün gibi ortaya çıkar. Ailesi Türkiye’den göç etmiş gençlerin bir kısmı liseyi bitirmekte zorlanıyor ve yüksek okula devam etmiyor. İlköğrenimi tamamlayamayanlar da oluyor. Gençlerdeki okul başarısızlığı onları uyuşturucu kullanmaya, sokak çetelerine karışmaya yönlendiriyor. Türkiye kökenli gençler arasında kriminal olaylara karışmaktan aranan, öldürülen ve hapislerde yatan gençler ne yazık ki çoktur. Göçmen gençlere özgü kimlik sorunları ve psikolojik sorunları da not etmeliyiz.

Avrupa’daki kadınlara özgü emek sömürüsü de rahatsız edicidir. Eğitim ve sağlık alanlarında yoğunluğu oluşturan kadınların, genelde diğer sektörlerdeki emekçilerden daha kötü koşullarda çalışmakta buna rağmen daha az ücret almaktadır. Eğitim sektöründe çalıştığım için en çok okullardaki emek sömürüsüne örnek verebilirim. Katı denebilecek hiyerarşinin mevcut olduğu bu alandaki emek sömürüsü özellikle eğitimin özelleştirilmesi ile birlikte daha görünür olmuştur.

Aynı toplumsal cinsiyete sahip olsanız bile ‘’göçmen’’ ve ‘’etnik’’ ayrımına maruz kalıyorsunuz. Yani sizin göçmen olmanız alacağınız ücretin belirlemesinde rol oynayan önemli bir faktör oluyor. Bununla da bitmiyor. “Pratik” adı verilen bir sömürü sistemi mevcut. İhtiyaca göre şekillenen bu pratik sisteminde işçiler çok düşük ücretler alıyor. Buna en çok maruz kalanlar ise yine göçmen kadınlar. Asgari ücretin çok altında bir ücretle çalışan “pratikant”ların kadrolu işe geçme garantileri de bulunmamaktadır. Daha acısı kadın emekçiler ‘’belki bana sürekli iş verirler’’ umuduyla yaşadıkları bu haksızlığa ses dahi çıkartamıyorlar. İşverenler ise bu durumu fırsata çeviriyor ve daha yüksek ücretle çalıştıracağı bir personel yerine çok düşük ücretle üstelik daha yüksek kapasiteyle kısa süreli birkaç işçi çalıştırıyor. Kısacacı sömürü düzeninin olduğu her yerde başta kadınlar olmak üzere insanlar ezilmeye devam ediyor.

Türkiye’deki kadınların AKP iktidarının onca baskısına rağmen mücadeleden vazgeçmediklerini görüyoruz. Burada tutunmaya çalışan kadınların büyük çoğunluğu ise ilerici fikirlere sahip oldukları halde sisteme fazlaca uyumlu hale geliyor, burjuva toplumu içinde kariyer edinmeye çalışanların çevrelerinde küçük küçük çıkarlar için toplanıyor ve toplumdaki haksızlıklara karşı kadın ve emek mücadelesinin dışında kalıyorlar. Bunu görmek üzüntü yaratıyor.

Son söz olarak yaşadığım ülkede sınıf ve kadın mücadelesi içinde yer almaya çalışıyorum. Bu mücadele bana, yaşadığım toplumda eşitlik ve özgürlük duygusu kazandırıyor. Hissettiğim bu duyguları Türkiye’de gelişen emek ve kadın mücadelesinden kopmayarak, Türkiye’deki mücadeleyle dayanışma içinde yer alarak güçlendirmeye çalışıyorum.

Tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü kutlarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.