Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine: Kabullenmek mi, Yeniden Kurmak mı?

0
64

Elif Şen

Ezilenlerin Pedagojisi’nin ilk bölümü yalnızca bir eğitim teorisi değil, aynı zamanda politik bir çağrıdır. Bu çağrı; insanın kendi insanlaşma sürecini geri kazanma, edilgen bir varlık olmaktan çıkıp kendi tarihinin öznesi hâline gelme çağrısıdır. Ve tekil bir kurtuluşu değil, birlikte kurulan bir dünyayı işaret eder. Paulo Freire’nin yaklaşımında bireysel kurtuluş bir yanılsamadır: özgürlük ya kolektif olarak kurulur ya da hiç kurulmaz.

İnsan, yalnızca baskıya maruz kalan bir varlık değildir; kendi gerçekliğini kurma potansiyeline sahip tarihsel bir özne olarak düşünülmelidir. Ancak bu özne tamamlanmış değil, hâlâ kurulmakta olan bir varlıktır. İnsan, uyum sağlamanın ötesinde dünyayı dönüştürme kapasitesini de içinde taşır.

Ne var ki baskı altındaki toplumlarda bu kapasite sistematik biçimde bastırılır. İnsanlara dünyayı değiştirebilecekleri değil, ona katlanmaları gerektiği öğretilir. Böylece tarih, müdahale edilebilir bir süreç olmaktan çıkar; değişmez bir kader gibi sunulur. Tam da bu noktada egemen ideoloji devreye girer: olanı doğal, değiştirilemez ve hatta “hak edilmiş” gibi göstererek. Bu kader fikri tesadüf değildir; egemen sınıfların çıkarına hizmet eden ideolojik bir inşadır.

Ezilen birey, yaşadığı koşulları tarihsel değil, doğal görmeye başlar. Yoksulluk bir sonuç değil, sanki değiştirilemez bir gerçekliktir. Bu da mücadele fikrini daha doğmadan bastırır. Çünkü değiştiremeyeceğine inanan insan, değiştirmeye kalkışmaz. Bugün bu kadercilik yalnızca yoksullukta değil; “ülke böyle”, “sistem böyle”, “yapacak bir şey yok” gibi gündelik söylemlerde de yaşamaktadır. Bu söylem, pasifliğin ideolojik biçimidir.

Ezilen, maruz kaldığı düzeni zamanla içselleştirir. Yalnızca baskıya uğramaz; o baskının diliyle konuşmaya başlar. Böylece “özgürleştiğinde” çoğu zaman ezenin yerine geçmeyi arzular. Bu, yapılandırılmış bilincin doğal sonucudur. Baskıya maruz kalan birey, güç elde ettiğinde aynı baskıyı yeniden üretme riskiyle karşı karşıyadır. Bilinçlenmedikçe ve özgürleşmeye dair kendi kavramlarımızı üretmedikçe; sömürülenin fırsat bulduğunda sömürdüğü, bastırılanın güç kazandığında bastırdığı bir döngü yeniden kurulabilir. Ve tarih, yalnızca ezenlerin yer değiştirdiği bir tekrar döngüsüne hapsolabilir.

Freire, bu döngüden çıkışı ezilenlerin tarihsel ve insani görevi olarak gördüğü gerçek özgürleşmede bulur. Onun için mesele yalnızca “kim kimi eziyor?” sorusuna indirgenemez. Asıl mesele, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin nasıl çarpıtıldığıdır. İnsan; kendi emeğinden, sözünden ve kararından koparıldıkça yalnızca yoksullaşmaz, aynı zamanda kendi varoluşunu kurma kapasitesinden de uzaklaştırılır. Freire’e göre sömürüye dayalı düzenler insanı eksilterek, parçalayarak ve nihayetinde insandışılaştırarak varlığını sürdürür. Bu, istisnai bir bozulma değil; ezen-ezilen çelişkisi üzerine kurulu düzenlerin yapısal sonucudur.

İnsandışılaştırma yalnızca açlık ya da yoksullukla ilgili değildir. İnsanların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olamamasıyla da ilgilidir. Ezilenler, kendi deneyimlerini ifade edecek araçlardan yoksun bırakılırlar. Bu yüzden çoğu zaman konuşamazlar; daha doğrusu konuşsalar bile kendi sesleriyle değil, kendilerine öğretilmiş bir dille konuşurlar. Bu da onların gerçekliğini görünmez kılar. Çünkü adlandırılamayan şey değiştirilemez. Böylece “sessizlik kültürü” ortaya çıkar.

Bu sessizlik kültürü; sosyal medya akışlarında, haber dilinde ve algoritmik içerik düzenlerinde yeniden üretilir. İnsanlara düşünme alanı açmak yerine hazır yargılar sunulur, tartışma yerine hizalanma teşvik edilir. Böylece birey, dünyayı dönüştüren bir özne olmaktan çıkarılıp onu yalnızca tüketen bir nesneye indirgenir. Bu indirgeme, insandışılaştırmanın güncel biçimlerinden biridir. Çünkü insan; deneyimleri, çelişkileri ve acıları olan bir özne olarak değil; veri, istatistik ya da “kitle” olarak tanımlandığında görünmezleşir. Mülteci politikalarından savaş söylemlerine kadar birçok alanda insanların “yük”, “risk” ya da “kullanıcı” olarak adlandırılması, şiddetin daha kolay meşrulaştırılmasını sağlar. İnsanlık, kendi bürokrasisini kurup sonra ona tapınmaya bayılıyor. Ne büyük zihinsel başarı gerçekten.

Freire’nin formülasyonunda ezilen, bu sistemin hem mağduru hem de onu dönüştürebilecek tarihsel öznedir. Ancak bunun önünde bazı engeller vardır. Bunlardan biri “özgürlük korkusu”dur. Freire’ye göre ezilenler yalnızca özgürlüğü arzulamaz, aynı zamanda ondan korkarlar. Çünkü özgürlük, sorumluluk demektir. Kendi hayatının öznesi olmak, artık bütün sorumluluğu dışarıya atamamak anlamına gelir. Bu da alışılmış bağımlılık ilişkilerinin çözülmesini gerektirir.

İnsan, alıştığı zinciri kırmakta zorlanır; çünkü o zincir aynı zamanda bir güvenlik hissi de üretir. Bugün bu durum; güvencesiz ama tanıdık işlerde kalmaya devam eden, mutsuz olduğu hâlde risk almayan, bildiği düzenin dışına çıkamayan insanlarda görülebilir. Özgürlük ihtimali bile bazen tehdit gibi algılanır. Çünkü baskı yalnızca dışsal bir mekanizma olarak işlememiş, zaman içinde sistematik baskılarla insanın bilincine de yerleşmiştir. Bu nedenle özgürleşme, yalnızca zincirlerin kırılması değil, o zincirlerin nasıl içselleştirildiğinin fark edilmesidir.

Freire’e göre bu süreçte “adlandırma” eylemi politik bir anlam taşır. İnsan, dünyayı adlandırarak onu kavrar; kavradığı ölçüde de dönüştürür. Ancak bu adlandırma yukarıdan dayatıldığında değil, aşağıdan kurulduğunda gerçek olur. Yani halk, kendi deneyimini kendi diliyle ifade ettiğinde. Bu noktada praksis devreye girer: düşünce ile eylemin birliği. Yalnızca düşünmek, dünyayı açıklamakla sınırlı kalır; yalnızca eylemek ise yönsüzleşir. Bu iki moment birbirinden koparıldığında ya soyut bir entelektüellik ya da kör bir eylemcilik ortaya çıkar. Oysa dönüşüm ancak ikisinin diyalektik birliğiyle mümkündür. Ezilenlerin gerçek kurtuluşu, dünyayı hem kavrayıp hem de dönüştürdükleri noktada başlar.

Freire’nin pedagojisi, insanı yeniden özne hâline getirmeyi ve gerçek kurtuluşun koşullarını yaratmayı amaçlar. Bunun temel yollarından biri de diyalogdur. Ancak burada diyalog, yüzeysel bir konuşma değil; eşitler arasında kurulan dönüştürücü bir ilişki anlamına gelir. Bilgi tek taraflı aktarılmaz; birlikte üretilir. Öğreten de öğrenir, öğrenen de öğretir. Böylece bilgi, yaşayan ve dönüştürücü bir güç hâline gelir.

Bu süreç aynı zamanda Freire’nin conscientização adını verdiği bilinçlenme sürecidir. Burada kastedilen yalnızca “farkına varmak” değildir. Bilinçlenme; insanın yaşadığı düzeni doğal, kaçınılmaz ve değiştirilemez görmekten çıkıp, onu tarihsel olarak kurulmuş ve dolayısıyla dönüştürülebilir bir yapı olarak kavramasıdır. Ezilen kişi böylece yalnızca baskıyı değil, o baskının kendi düşüncesine nasıl yerleştiğini de görmeye başlar. Freire için özgürleşme tam da bu nedenle bilinçlenmeyle ilişkilidir: İnsan ancak dünyayı olduğu hâliyle değil, değiştirilebilir bir gerçeklik olarak kavradığında özne hâline gelebilir. Dolayısıyla bilinçlenme, yalnızca düşünsel bir farkındalık değil, insanın kendi tarihsel eylem kapasitesini yeniden keşfetmesidir.

Bu yüzleşme rahatlatıcı değil, sarsıcıdır. Çünkü insan, kendisini edilgenliğe iten yapılarla olduğu kadar onların kendi içinde bıraktığı izlerle de karşılaşmak zorundadır. Ancak Freire’ye göre özgürleşme tam da bu yüzleşmenin içinden geçerek mümkündür.

Özgürleşme, yalnızca ezilenlerin değil, herkesin insanlığını geri kazanabileceği tarihsel bir imkândır. İnsan, dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorunda değildir. Ama onu değiştirebilmesi için önce değiştirilebilir olduğunu kavraması gerekir. Ve bu kavrayış dışarıdan verilmez; mücadele içinde, birlikte kurulur.

Ve belki de asıl mesele tam burada düğümlenir: İnsan, kendisine dayatılan dünyayı kabullenmeye devam mı edecek, yoksa onu yeniden mi kuracak?

Metin zaten oldukça güçlüymüş. Ben sadece gramer ve noktalama tarafındaki pürüzleri düzelttim. İnsanlık kendi düzenini çökerte çökerte düşünce üretmeye çalışırken en azından cümleler düzgün nefes alsın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.