Taksim Tartışması ve Solda Saflaşma Sorunu

0
43

Bir kısım sol örgüt, 1 Mayıs’ta Taksim’e yürüme teşebbüsünü devrimciliğin turnusol kâğıdı hâline getirmiş ve bu temelde solda bir saflaşma yaratma çağrısı yapmaktadır. Bu konudaki görüşümüzü bir kez daha açıklamak istiyoruz.

Bilindiği gibi İstanbul’da 1 Mayıs’ta, Taksim’e yürüme çabasına TİP’in de katılmasıyla birlikte, kitlenin sayısı geçtiğimiz yıla oranla arttı. Medyanın dikkati her yıl olduğu gibi bu yıl da Taksim Meydanı’na çıkma çabası üzerine yoğunlaştı. Sonuçta Kadıköy’de toplanan devrimcilerin dahi dikkati Taksim’e yönelmişti.

1977 1 Mayıs’ını Taksim’de kana bulayan egemen güçler, o günden bu yana alanı yasaklı tutmaktadır. Bu durum sol içinde, “1 Mayıs’ta güçlerimizi Taksim’e yürüme çabasına mı yoğunlaştıralım, yoksa izinli alanlarda mı toplanalım?” tartışmasını doğurmuştur. Elbette bildiğimiz tüm sol güçler, sembolik anlamı nedeniyle 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamayı tercih etmektedir. Kaldı ki Taksim Meydanı gösterilere uygundur.

Ancak Taksim’e yürümeyi neredeyse “devrimciliğin temel ölçütü” hâline getirmeyi sorunlu buluyoruz. Buna örnek olarak Kızıl Parti’den arkadaşların yaklaşımı gösterilebilir. Bu yazıda Kızıl Parti’nin 1 Mayıs’ın ardından yayımladığı “1 Mayıs 2026: Statükoculuk Yenildi, Devrimci Arayış ve Taksim İradesi Kazandı!” başlıklı değerlendirmeye yer vereceğiz. Değerlendirmede sarı sendikacılığın ve soldaki grupçu tutumların eleştirilmesi olumludur. Ancak bu eleştiriler, iddia edilen amacı fazlasıyla aşmaktadır.

Arkadaşlar, Taksim’e yürüme çabasını “Taksim kararlılığı” ve “Taksim iradesi” olarak tanımlarken, Kadıköy’de toplanan örgütleri “sarı sendikaların peşine takılan statükocular” olarak nitelendirmektedir. Ayrıca bu yıl Taksim’e yürümeye çalışan grubun geçtiğimiz yıla göre daha etkili olmasının, Kızıl Parti’nin “etkin bir şekilde önderlik ettiği siyasi müdahale” sonucunda gerçekleştiği ileri sürülmektedir.

Yazıda İstanbul’daki diğer 1 Mayıs kutlamalarının başarısız olduğu, Taksim’de ise önemli bir başarı elde edildiği ve bunun da Kızıl Parti’nin müdahalesi sayesinde gerçekleştiği iddia edilmektedir.

Şu ifade de Kadıköy’de toplananlara bakışı açıkça ortaya koymaktadır: “Taksim kararlılığı gösteremeyerek sarı sendikaların peşine takılan sosyalist örgütlerin gerçekleştirdiği, sıradan ve etkisiz, yalnızca örgütlerin mevcut statükolarını korumaya hizmet eden Kadıköy mitingi…”

2026 1 Mayısı’nda kazanıldığı ileri sürülen bu başarının Kızıl Parti’ye atfedilmesiyle yetinilmeyip, “Taksim iradesi” temelinde solda bir saflaşma yaratılması hedeflenmektedir.

Oysa her şeyden önce, Taksim’de iddia edildiği ölçüde bir kazanım bulunmamaktadır. Alana yürümeye çalışan kitlenin toplam sayısı, yalnızca TİP’in kitlesinin bile oldukça gerisindedir. Ayrıca bu yaklaşım, farkında olunmadan kendi devrimciliğini abartan, Kadıköy’de toplananları haksız biçimde suçlayan ve aşağılayan grupçu bir tutumu yansıtmaktadır.

Sendikaların izin aldığı 1 Mayıs etkinliklerine katılmayı “statükoya boyun eğmek” olarak nitelendirmek de sorunludur. Bu mantıkla hareket edildiğinde, sosyalist solun tamamı aynı suçlamalara maruz kalacaktır. Bu durumda Kızıl Parti’nin de Türk-İş, DİSK, CHP ya da diğer reformcu kurumların çağrısıyla düzenlenen hiçbir etkinliğe katılmaması gerekir ki bu, pratikte sürdürülebilir bir yaklaşım değildir.

Ayrıca “valilikten teşekkür almamak” üzerinden kurulan üstünlük söylemi de son derece sorunludur. Geçmişte benzer durumların kendi katıldıkları etkinliklerde yaşanmış olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Arkadaşlar gelecek 1 Mayıslar için de kesin bir tutum ortaya koymaktadır. Taksim, gelecek 1 Mayıs için bizim de tercihimizdir. Ancak hangi biçimde katılacağımızı somut koşullara göre belirlemek gerekir. Tek bir hareket tarzına indirgenmek ve bu temelde saflaştırılmak doğru değildir.

Taksim’e yürümeyi tercih etmeyenleri “statükoculukla” ya da “sarı sendikacılığa yedeklenmekle” suçlamak, ortak mücadele zeminine zarar verir. Bu tür bir yaklaşım, sol içinde anlayış zorluklarını ve rekabetçiliği artırabilir. Oysa bu rekabetçilik geçmişte hazırlıksız çatışmalara ve ağır kayıplara yol açmıştır. Egemen güçlerin bu durumu kullanmasına izin verilmemelidir.

Devrimciliğin ölçütü, sınıf mücadelesinde doğru çizgide, kararlı ve tutarlı bir şekilde ilerleyebilmektir. 1 Mayıs’ta Taksim’e yürümeyi tek başına bir ölçüt hâline getirmek sakıncalıdır.

1 Mayıs yalnızca merkezi alanlarda değil, mahallelerde de kutlanabilir; geçmişte bunun örnekleri vardır. Eğer yasaklı Taksim’e girmek devrimciliğin temel ölçütü kabul edilirse, 2015 yılında Taksim’e girmeyi başaran TKP’nin en devrimci örgütlerden biri sayılması gerekir ki bu tür bir ölçütlendirme sağlıklı değildir.

Bu yazıda Kızıl Parti’nin bir yazısına yer verdik. Ancak benzer sorunlar başka çevrelerde de görülmektedir. Dün Kadıköy’de olup bugün Kadıköy’ü eleştiren ya da geçmişte sarı sendikacılıkla ilişkili olup bugün bunu başkalarına yönelten tutumlar, sol içi ilişkilere zarar vermektedir. 

Hemen belirtelim ki burada Kızıl Parti’nin bir yazısı eleştiriliyor. Eleştirdiğimiz diğer grupları da Kızıl Parti’yi de devrimci arkadaşlarımız görüyoruz. 

1 Mayıs’ta Taksim’e yürüyenleri de Kadıköy’de veya başka alanlarda toplananları da devrimci niyetleri ölçüsünde değerlendirmek gerekir. Mücadelede tek bir seçeneğe kilitlenmek doğru değildir. Taksim tartışmasının rekabetçi bir zemine çekilmesi, sola zarar verir.

Bu yılki 1 Mayıs’ta Türkiye solunun belirgin bir gelişim gösterdiğini söylemek çok zordur. Durumumuz ortadadır; kendimizi abartmamalıyız. Birbirimizi suçlayarak ya da yarıştırarak sorunlarımızı aşamayız. Birbirini aşağılayarak yükselmeye çalışmak devrimci bir tutum değildir. Eğer birlik hedefleniyorsa, çabaların dışlayıcı değil tamamlayıcı olması sağlanmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.