Haftanın Özeti: Suriye’de yaşananlardan ders çıkarmalıyız

0
101

DÜNYA

ABD emperyalizminin Orta Doğu’yu dizayn etme projesi son sürat devam ediyor. 8 Aralık 2024’te Esad rejimi, on yılı aşkın bir direnişin ardından yıkılmıştı. Yerine Suriye’nin başına cihatçı El-Nusra ve El-Kaide cephesinden türeyen ve ABD’nin de zamanında başına 10 milyon dolar ödül koyduğu HTŞ’nin lideri Colani (Ahmed el-Şara) getirilmişti. Bu hafta yürürlüğe giren kararla Suriye’nin 1979’dan bu yana devam eden “teröre destek veren ülke” statüsü sona erdi. Esad Suriye’si Filistinli direniş gruplarına destek verdiği için “terör listesi”ne alınmıştı. HTŞ Suriye’si ise İsrail ile iş birliği yapmaktadır. Suriye’nin bu listeden çıkarılmasıyla birlikte ABD’nin “teröre destek veren devletler” listesinde Küba, İran ve Kuzey Kore kaldı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent kararın, “Suriye’de siyasi ve ekonomik istikrarı güçlendirecek yatırımların önünü açacağını” söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise bu kararın “Suriye’nin ekonomik toparlanmasına katkı sağlayacağını ve ülkenin uluslararası finans sistemine yeniden entegre olmasını kolaylaştıracağını” açıkladı.

Kararın açıklandığı gün ise SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed; Colani ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüşmek üzere Şam’a gitti. Ertesi gün (25 Ağustos 2026) Mazlum Abdi, ABD’nin kendisine biçtiği rol doğrultusunda SDG’nin feshedildiğini ve güçlerin Suriye ordusuna tam olarak entegre edildiğini duyurdu. Abdi yaptığı açıklamada, “Bugün Suriye tarihinde önemli bir sayfayı kapatıyor; barış, istikrar ve vatanın yeniden inşası için yeni bir sayfa açıyoruz” dedi. Düzenlenen basın toplantısında Kürtçe eğitim konusuna da değinen Abdi, Şam yönetimi ile varılan mutabakat kapsamında ana dilde eğitim hakkının korunmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü açıkladı.

ABD emperyalizminin “Orta Doğu Valisi” olarak bilinen Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ise yaptığı ilk açıklamada, SDG’nin fesih kararını “tarihi” olarak nitelendirirken, Donald Trump’ın “Orta Doğu planı kapsamında” Suriye’de “ulusal bütünleşmede” yeni bir aşamaya geçildiğini söyledi. Barrack ayrıca Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e Suriye hükümeti içerisinde “etkin roller” verileceğini ifade etti. Basında çıkan haberlere göre Mazlum Abdi; Kürtler dahil azınlıklardan ve Kürt meselelerinden sorumlu Cumhurbaşkanı Müsteşarı, İlham Ahmed ise Suriye Parlamentosu’nda milletvekili olarak görev yapacak.

Birçok yayında veya sosyal medya hesabında bu anlaşmayla Kürt halkı için büyük bir zafer kazanılmış gibi söylemlere rastlıyoruz. Peki, söz konusu anlaşmada neler var ve gerçekten Kürt halkı için bir zafer mi elde edildi?

Hatırlatmakta fayda var: 8 Aralık 2024 tarihinde Baas rejimi emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından yıkılmıştı. O süreçte İsrail, ABD’nin kendisine verdiği yetkiye dayanarak bir gecede Suriye’de bulunan bütün askeri üsleri, uçakları ve tankları vurmuştu. Suriye savaşında ABD’nin planı çerçevesinde ve ABD yardımıyla Fırat’ın doğusunu kontrol eden SDG, birkaç gün içerisinde kontrol ettiği alanın neredeyse yüzde 80’ini kaybetmişti. Daha önce varılan mutabakatta SDG güçlerine ait dört askeri tugayın kurulması kararlaştırılmıştı ve bu tugayların sınırlarda görev alması bekleniyordu. Fakat Türkiye egemenlerinin buna karşı çıktığı biliniyordu. Mevcut anlaşmada SDG’nin Suriye ordusunda gene dört tugay halinde görev alacağı ifade ediliyor; fakat bu tugayların toplam sayısının 4500-6000 olacağı görülüyor. Hatta tugayların bir bütün olarak entegre edilmesinin söz konusu olmadığı, SDG içerisinde bulunan askerlerin tugaylara bireysel olarak dahil olmasının planlandığı ifade ediliyor. Bir diğer önemli nokta ise oluşturulacak tugaylarda Kandil ile ilişkisi olanların elenmek istenmesidir. Ayrıca tümüyle kadın savaşçılardan oluşan YPJ, orduya alınmayıp Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı terörle mücadele birimlerinde görevlendirilecek. Yani Kürt ulusalcıları ileriye yönelik hangi hesapları yapıyor olurlarsa olsunlar SDG’nin “entegrasyonu”, aslında SDG’nin tamamen dağıtılması anlamına geliyor ve Kürt milliyetçilerinin ifade ettiği gibi bir “zafer” değil. Bununla birlikte anlaşmada, Mazlum Abdi’nin Türkiye’nin terör listesinden çıkarılması için çalışmaların yürütülmesinin yer aldığı ve bu süreçte İlham Ahmed ile birlikte Türkiye’ye gelip Abdullah Öcalan ile görüşmelerinin beklendiği belirtiliyor.

Mazlum Abdi de Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda SDG’nin feshedildiğini açıkladığı 25 Ağustos 2026 tarihli konuşmasında, Suriye şehirlerini Baas rejiminden kurtarmakla ve IŞİD’i yenmekle övünmüştü. Evet, Baas rejiminden “kurtarıp” ABD emperyalistlerine teslim ettiler. IŞİD’e karşı “zaferleri” de sonuçta hem ABD emperyalizmine hem de IŞİD’in bir versiyonu olan Colani rejimine teslim olmakla sonuçlandı. Emperyalizmin kucağında yapılan “devrim” ancak bu kadar olabildi!

Öte yandan ABD, savaş ile diz çöktüremediği İran’ı şimdi de ekonomik yaptırımlar uygulayarak hizaya getirmeye çalışıyor. ABD, yalnızca İran’ı değil, İran ile ticaret yapan şirket ve ülkeleri de hedef alacağını duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın tüm gelir kaynaklarının kesilmesini amaçladıklarını söyledi. Özellikle ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan petrol ticareti ABD’nin hedefinde bulunuyor. Bessent, İran yönetimiyle ekonomik ilişki kurulmasına artık göz yumulmayacağını belirterek, İran’la ticari faaliyetlerin ABD’nin yaptırım gücüyle karşı karşıya kalacağı tehdidinde bulundu. Basında yer alan haberlere göre ABD, İran’la ticaretini sürdüren ülke ve şirketlerin ABD finans sistemine erişimini kısıtlayabilir. Yaptırımların ne zaman yürürlüğe geleceği ise henüz açıklanmadı.

İran yönetimi ise ABD’nin yeni yaptırım tehditlerine meydan okudu. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD’nin açıklamalarını “söylemden ibaret” olarak değerlendirdi. Galibaf, İran’ın ticaret ortaklarının ABD’nin açıklamalarına önem vermediklerini kendilerine ilettikten sonra, İran Ekonomi Bakanı Ali Madani Zadeh de ABD’nin yaptırım politikasının yeni bir başarısızlıkla sonuçlanacağını ve yaptırımlara karşı iki yıllık bir planları bulunduğunu açıkladı. İran’ın üst düzey güvenlik yetkililerinden Muhsin Rızai ise yaptırımlara destek veren herhangi bir ülkenin tutumunu savaş eylemi olarak değerlendireceklerini ve buna sert şekilde karşılık vereceklerini dile getirdi. Rızai ayrıca, böyle bir durumda İran’ın Hürmüz Boğazı dışındaki petrol taşıma güzergahlarını da hedef alabileceği uyarısında bulundu.

Batılı emperyalistlerin Rusya ile Ukrayna üzerinden yürüttükleri savaş hızlanarak devam ediyor. Rusya; petrol tesisleri ve ekonomik hedeflerinin İngiltere’den sağlanan silahlarla giderek artan ölçüde vurulması dolayısıyla başta İngiltere olmak üzere bütün Batılı ülkeleri uyardı. Rus yetkililer, saldırılara yardımcı olan ülkelerin askeri endüstrilerinin hedef alınacağını belirtti. Batılı istihbarat örgütleri, 2022 sonrası Avrupa topraklarında Rus askeri istihbaratı (GRU) kaynaklı 150’den fazla şüpheli hibrit saldırı ve sabotaj saptadıklarını iddia ediyorlar. İngiltere’de Ukrayna savaşının başladığı 2022 sonrası iktidarlar öyle hızlı yıprandı ki 4 yılda (Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak, Keir Starmer ve Andy Burnham) 5 başbakan birden değiştirildi. Her yeni gelen, özellikle Ukrayna konusunda eskisiyle aynı politikayı uyguladı. Buradan, söz konusu başbakan değişikliklerinin aslında aynı politikayı sürdürmek amaçlı olduğu sonucu çıkarılabilir.

Basında yer alan haberlere göre CIA Başkanı John Ratcliffe, 25 Ağustos’ta Moskova’da bir görüşme gerçekleştirdi. Beyaz Saray bu ziyaret hakkında detaylı bir açıklama yapmazken, Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, CIA Başkanının Moskova’da Rus istihbarat yetkilileri ile görüştüğünü açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump, CIA Başkanının ziyaretini “yarı rutin” olarak nitelendirerek, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın sona erdirilmesi için bir görüşme yapıldığını açıkladı. Aynı gün ayrıca Vatican News portalının haberine göre Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile Papa’nın temsilcisi olarak görev yapan Başpiskopos Gallagher arasında bir görüşme gerçekleşti. Gallagher, görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, Vatikan’ın mevcut uluslararası konjonktürde barışa ulaşılması için yürütülecek her türlü çabayı desteklemeye hazır olduğunu açıkladı. CIA’in üst düzey yetkilisi Moskova’yı daha önce de Ukrayna savaşı öncesinde ziyaret ettiği için bu yeni ziyaretin önemli olaylara gebe olabileceği düşünülüyor. Ziyaret ayrıca İran ile de ilişkilendiriliyor. Donald Trump’ın, 3 Kasım 2026 tarihinde yapılacak Kongre ara seçimleri dolayısıyla İran savaşı konusunda Rusya’dan destek istemiş olduğu tahmin ediliyor. Ukrayna savaşı, Batılı emperyalistlerin egemen oldukları dünya düzeninin sonunu zaten haber vermişti; İran savaşı ise bu konudaki çok daha güçlü bir işaret oldu. ABD emperyalistleri ve İsrail, bölgedeki ve dünyadaki müttefiklerine rağmen İran’la başa çıkmakta yetersiz kaldılar.

TÜRKİYE

“Terörsüz Türkiye” adı verilen süreci yukarıda tartıştığımız gelişmelerden bağımsız ele almamız mümkün değildir. Türkiye’de yürütülen süreç, doğrudan Suriye’deki süreç ile bağlantılıdır. SDG’nin feshi kararının ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Erdoğan iddialı açıklamalarda bulundular. Ancak AKP iktidarı; ABD, İngiltere ve AB emperyalistleri ve Siyonistler ile işbirliği içinde davranarak Suriye’nin yıkımında kilit rol üstlendi. Suriye’de çıkarılan iç savaş nedeniyle halk can güvenliği derdine düştü. Kelle kesen cihatçılar Ezidi kadınları pazarlarda sattılar. Ayrıca emperyalizmin uyguladığı ağır ekonomik abluka nedeniyle halk yiyeceksiz, ışıksız ve ilaçsız kaldı. Şimdi ise sorumlular, kendi suçlarını mevcut iktidara yüklüyor; adeta bölgeye barış ve refah getirmiş gibi geçiniyorlar. İnsanların zayıf hafızalı olması ve propagandadan çok etkilenmesi, onlara inandırıcılık kazandırıyor.

Suriye’deki süreç ile Türkiye’deki sürece başka bir açıdan da bakmamız gerekiyor. SDG deneyimi, Türkiye’de ezilen ulus hareketinin demokrasi anlayışının nerelere varabileceğini gösteriyor. Dün “Üçüncü Yol” siyaseti izlediklerini iddia eden Mazlum Abdi, bugün Suriye’deki Baas iktidarının yıkılmasına nasıl katkıda bulunduğunu övünerek anlatıyor. Ayrıca Aleviler HTŞ tarafından katledilirken sustular ve HTŞ ile el sıkıştılar; şimdi ise Mazlum Abdi’nin “Azınlıklardan sorumlu müsteşar” olmasından söz ediliyor.

Özetimize devam ediyoruz. Abdullah Öcalan ile İmralı’da yapılan 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli görüşmelere dair notlar gündemdeki yerini koruyor. 17 Ağustos tarihinde kamuoyuyla paylaşılan notlara günler sonra DEM Parti İmralı Heyeti’nden yanıt geldi. Heyet, notlarda “ekleme ve çıkarmaların” olduğunu ifade etti ancak bu ekleme ve çıkarmaların ne olduğu konusunda detaylı bilgi vermedi.

Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Takip ve Değerlendirme Kurulu, ilk toplantısını bu hafta gerçekleştirdi. Düzenlenen ilk toplantıya Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Başkanı İbrahim Kalın, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ve MGK Genel Sekreteri Okay Memiş’in katıldığı belirtiliyor. Düzenlenen toplantıda; Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun oluşturulmasına karar verildiği ifade ediliyor. Basında yer alan haberlere göre Abdullah Öcalan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda yer alacak; ayrıca Öcalan’a bağlı bir alt komisyonun kurulması da spekülasyonlar arasında zikredilmekte.

Aynı zamanda iktidarın ceza infaz sisteminde kapsamlı değişiklikler üzerinde çalıştığı, özellikle koşullu salıverme ve denetimli serbestlik uygulamalarının yeniden ele alınmasının da gündemde olduğu belirtiliyor. İktidar ise genel affın gündemde olmadığını yinelemeyi sürdürüyor.

Bir diğer önemli gündem konusu ise Zonguldak’ta, aralarında çocukların da bulunduğu Kürt tarım işçilerine düzenlenen saldırı oldu. Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden fındık hasadı için Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyüne giden 70’i aşkın mevsimlik tarım işçisi, 21 ve 22 Ağustos tarihlerinde saldırıya uğradıklarını belirttiler. Sosyal medyada yayılan görüntülerde, toplanan kitlenin işçilere sözlü saldırıda bulunmasının ardından, içinde çocukların da bulunduğu araba hızla hareket ettiğinde taşlarla saldırdıkları görülüyor. Saldırı görüntülerinin yayılması ve tepkilerin artması üzerine Zonguldak Valiliği bir açıklama yaptı. Olayın işçilere yönelik toplu ve organize bir saldırı olmadığını iddia eden Valilik, durumun köyde yaşayan bir aile ile bölgeye çalışmaya gelen bir işçi ailesi arasında çıkan “münferit bir anlaşmazlık” olduğunu açıkladı. Zonguldak’taki saldırıdan yalnızca birkaç gün sonra, benzer bir saldırı Düzce’de yaşandı. Mardin’den çalışmak için Düzce’ye gelen işçiler, evlerinin önünde saldırıya uğradı. Sosyal medyada yayınlanan görüntüde, saldırganlardan birinin elinde bıçak ile tehdit ettiği görülüyor. Düzce Valiliği olayla ilgili yaptığı açıklamada, işçilerin evinin önüne bıçakla gelerek tehditlerde bulunan kişinin yedi ayrı suç kaydının bulunduğunu ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandığını belirtti.

Tarikatlara yönelik operasyonlara da değinmek istiyoruz. Süleymancılar cemaatine yapılan operasyonlar, yapının eski lideri, eski Ulaştırma Bakanı ve Alihan Kuriş’in öz dayısı olan Arif Ahmet Denizolgun’un mezarının açılmasına kadar vardırıldı. 2016 yılında doğal sebeplerle öldüğü raporu verilen Denizolgun’un, yeğeni Alihan Kuriş tarafından öldürüldüğü ve raporun da sağlık teşkilatındaki Süleymancılar örgütü sayesinde alındığı iddia ediliyor. Furkan Vakfı’na yönelik operasyonda gözaltına alınıp tutuklanan vakfın kurucusu Alparslan Kuytul ve ilişkili isimlerin süreçleri takip edilirken, sosyal medya paylaşımları Furkan Vakfı için etkili bir propaganda işlevi gördü.

AKP’nin Suriye zaferinin bedelini yine işçiler ödüyor. LC Waikiki gibi emek-yoğun alanda çalışan firmaların faaliyetlerini Suriye’ye taşıdıkları ortaya çıktı. Suriye’deki işçi maliyetinin, Türkiye’deki aylık işçi maliyetinden 800 dolar daha az olduğu belirtiliyor.

EMEK HABERLERİ

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) bu hafta, MESEM’li stajyer öğrenci olan 15 yaşındaki Eren Gündoğdu’nun çalışırken hayatını kaybettiğini belirterek, bu yıl çocuk işçi ölümlerinin en az 51’e ulaştığını açıkladı.

Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde, Yıldızlar SSS Holding’in gasp ettiği alacaklarının ödenmesi talebiyle Ankara’da sürdürülen direniş kazanımla sonuçlandı. Bağımsız Maden-İş Sendikası avukatı Mürsel Ünder, şirketin işçilerin taleplerini kabul ederek ödemeleri yapma taahhüdünde bulunduğunu ve mücadelenin başarıyla sonuçlandığını açıkladı. Direnişin kazanımla sonuçlanmasının ardından, mücadeleye öncülük eden direnişçi isimlerden Başaran Aksu ve Gökay Çakır tutuklandı.

Madencilerin Ankara’daki mücadelesine sahip çıkmak ve Başaran Aksu ile Gökay Çakır’ın tutuklanmasına karşı çıkmak için birçok şehirde eylemler yapıldı. Çok sayıda mücadeleci kurum ve kişi, Başaran Aksu ve Gökay Çakır’la ilgili dayanışma mesajları paylaştı. Bu tutuklamaların ardından DGD-SEN Örgütlenme Uzmanı Feyza Kayaaltı da Bursa’da bir duvar yazısı bahane edilerek gözaltına alındı.

Öte yandan, Limter-İş Sendikası Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever ve sendikanın Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Hesas yaklaşık 7 aydır tutuklu bulunuyor.

İBB’de güvenlik soruşturması bahane edilerek işten çıkarılan Ağaç A.Ş. işçilerinin kararlı mücadelesi ve emek güçlerinin dayanışması sonuç yaratarak belediye yönetimini çözüm için adım atmaya zorladı. 117 günlük direnişin ardından işçiler, sendikaları ve emek güçleriyle birlikte Saraçhane’de bir açıklama yaparak direnişe sorun çözülene kadar ara verdiklerini belirttiler. İşçilerin belediye yetkilileriyle yaptıkları görüşmeye sendikaları BTO-SEN ve Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu ile birlikte katıldı. Dayanışma içinde olan kurumlar da görüşmeyi takip etti.

Van Büyükşehir Belediyesi’nde kayyum tarafından işten atılan 223 kişinin işe dönmesi için verilen mücadele devam ediyor. Kayyum yönetimi tasarruf bahanesiyle 223 işçiyi işten çıkardıktan sonra yaklaşık 887 kişiyi işe aldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron olarak modüler tuvalet temizleme işinde çalışan işçilere geçen yıl kadroya alınacakları sözü verilmesine rağmen hiçbir adım atılmamasına karşı belediye emekçileri yeniden direnişe başladı.

İzmir Karabağlar Belediyesi’nde yaklaşık 15 yıldır çalışan sosyolog Murat Mengirkaon ise Belediye-İş İzmir 4 No’lu Şube ile belediye yönetimi arasında kendilerine sorulmadan imzalanan TİS’e karşı çıktığı için “rotasyon” ismi altında Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne sürgün edildi. Mengirkaon bunun üzerine 24 Ağustos’tan beri belediye binası önünde oturma eylemine başladı. 

2 bin 500 gündür işe geri dönme talepleri ile Şişli Belediyesi önünde direnişlerini sürdüren emekçiler Kakil Yazar ve Turan Aktaş direnişlerini kazanımla sonuçlandırdı. İşçilerden Kakil Yazar, direnişlerini 2 bin 500 gün sonra iş başı yaparak bitirdiklerini açıkladı. Bilindiği üzere Şişli Belediyesi şu anda Resul Emrah Şahan’ın görevden alınması sonrasında atanan kayyum yönetimi ile idare edilmektedir. Belediye Başkanlığı’na kayyum olarak getirilen Ali İkram Tuna bir yandan işçilerin haklarına dönük saldırgan bir tutum sergilemektedir. Öte taraftan ise Tuna’nın işçilerin direnişini görüp sorunlarına çözüm üretmesi, işçiler açısından bir kazanımdır. CHP/Yeni Parti belediyelerinin yaşanan bu olaydan ders çıkarması gerekmektedir. 

Toplumun itildiği ırkçılık bataklığı bu hafta Silopi’den Zonguldak’a çalışmaya giden tarım işçilerine yönelik saldırılara neden oldu. Şehirden ayrılmak isteyen işçiler, kamyonet kasasındayken taşlı saldırıya uğradı. Düzce’de ise Kürt işçilere karşı palalar kullanılarak tehditler savruldu.

Bodrum Xuma Beach işçileri, kötü çalışma koşulları ve hak gasplarına karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. İşçiler bu hafta yaptıkları basın açıklamasında çok uzun saatler çalıştıklarını, geriye dönük alacaklarının ödenmediğini, haksız şekilde çıkarılan işçilerin tazminatlarının verilmediğini belirterek köle gibi çalışmaya zorlandıklarını açıkladılar. Turizm emekçileri, “sezonluk çalışma” ismi ile yazlık mekanlardaki sömürüyü direnişleri ile yeniden gözler önüne getirdi. 

Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde çalışırken EMO’nun Genel Merkez yöneticileri tarafından işsiz bırakılan Nursemin Yıldız işe dönme mücadelesini sürdürüyor. Elektrik Mühendisi olan Nursemin Yıldız oda içinde grupçu özelliklerin sonucu olarak işten atılmıştı. Nursemin Yıldız, hafta içinde EMO önünde bulunarak imza kampanyasına devam ediyor. Yıldız, yakında şubede ikinci forumu gerçekleştirerek kendisine destek olan ya da soruları olan insanlarla buluşacak ve EMO ve direniş üzerine tartışma yapacak. 

Enerji-Sen’in Kazancı Holding’e bağlı Bursagaz’daki işçi ve sendika düşmanlığına karşı direnişi 80 gündür kararlılıkla sürüyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde, emek düşmanlığına karşı Ankara Polatlı’da bulunan Panelsan fabrikasında başlayan işçi direnişi 26 gündür devam ediyor.

Çorlu’da BBCA Storex iş yerinde Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye oldukları için 14 işçinin işten atılmasıyla başlayan direniş kararlılıkla sürüyor.

Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’nın Haraççı ve Çatalca istasyonlarındaki grevi 248 gündür devam ediyor.

Öte yandan, Nakliyat-İş Sendikası’nın Hödlmayr Lojistik’te başlattığı direniş 30 gündür sürüyor.

SONUÇ

İktidar Suriye’de tarihi bir sürece liderlik etmekle övünürken, bu “zaferin” bedeli bir kez daha işçi sınıfına ödettiriliyor. Savaşın ve işgalin finansmanı emekçilerin yarattığı zenginliklerden karşılandı, emekçiler haliyle yoksullaştı. Şimdi kapitalistlerin faaliyetlerini Suriye’ye taşıması, Türkiye işçi sınıfının ücretleri üzerinde de bir baskı yaratacaktır. Suriye’ye taşınan sermayenin özünde sömürülmüş emek olduğu unutulmamalıdır.

Batılı emperyalistler Baas iktidarını, Filistin’i desteklediği ve anti-emperyalist çizgi izlediği için terörist ilan etmişlerdi. Şimdi ise selefi cihatçılara kırmızı halı seriyorlar ve bunu insan hakları, demokrasi gibi kavramlarla süslüyorlar. Demokrasi şampiyonu geçinen ve IŞİD’e karşı zafer kazandığını iddia eden Kürt ulusal hareketi de bu sürecin destekçisi olduğunu itiraf ediyor.

Önemli bir kısım Türkiye solunun ve Batı solunun “Rojava Devrimi/Kadın Devrimi” söylemleriyle Suriye’nin yıkılmasını destekler hale gelmiş olması özellikle ibretliktir. Bu durum, devrimci eleştirelliği elden bırakmanın bir sonucudur. Suriye’deki SDG ile Türkiye’deki DEM Parti özünde aynı kökten beslenmektedir. Her ikisi de ezilen ulus milliyetçisi hareketlerdir ve demokrasi adına emperyalist siyasete yaslanma eğilimindedirler. Türkiye solu, bağımsız devrimci çizgide mücadele etmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.