Haftanın Özeti: Ne Silivri Ne İmralı

0
70

Özetimize Türkiye’den seçtiğimiz gelişmelerle başlıyoruz.

Geçtiğimiz hafta AKP iktidarı kuruluşunun 25. yılını kutlamıştı. İktidar devlet olanaklarını kullanarak kendisini överken burjuva muhalefet de AKP’nin ülkeye verdiği zararları anlattı. AKP kurulduktan sonra Türkiye yalnızca bir hükümet değişikliğine değil, siyasal, ekonomik ve toplumsal açıdan köklü bir değişime tanıklık etti. Devlet ve parti mekanizmalarının iç içe geçtiği bir tek adam rejimi oluştu. Ordu, polis, yargı ve bürokraside geçmiş ölçülerdeki liyakatin yerini yeni rejime sadakat aldı. Yargı daha çok politikleşti. Eğitim ve sağlık sistemleri daha çok piyasalaştı; halk derin bir sefalete mahkûm edildi. Ülkenin ormanları, madenleri, emperyalistlerle kâr amacıyla talan edildi. Ekonomik kaynaklar tekellere ve yandaşlara tahsis edildi.

Kuşkusuz AKP iktidara gelmeden önce Türkiye bağımsız ve demokratik bir ülke değildi. Tekellerin ezilenler üzerindeki egemenliği dünya çapında yükselmekteydi. ABD emperyalizmi bölgemizi merkez alarak dünya çapında bir saldırıya başlıyordu. Ancak Türkiye egemenleri ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya yaptığı çok kapsamlı emperyalist saldırıya aktif destek vermeye gönüllü değildi. ABD emperyalizmi AKP’yi bu saldırıya destek amacıyla işbaşına getirdi ve arkasında durdu. Bu destek olmasaydı bölgemizde yaşanan ve 1 milyonu aşkın insanın ölümüne, bölgenin yakılıp yıkılmasına, Libya’nın düşman taraflar arasında parçalanmasına, mezhep savaşlarına, Filistin halkının soykırımdan geçirilmesine, Suriye’de dinci çetelerin işbaşına getirilmesine yol açan büyük yıkım gerçekleştirilemezdi.

AKP iktidarı süresince demokratik muhalefet çok başarısız bir çizgi izledi. Kürt ulusal hareketi ABD emperyalizminin bölgeye saldırısı ile işbirliği içindeki AKP iktidarını fırsat gördü. AKP iktidarı ABD emperyalizmiyle işbirliği içinde eski devlet yapısını Ergenekon operasyonları vb. saldırılarla tasfiye ederken Kürt ulusal hareketi ve onun etkisindeki sol, ilan etmese bile, onunla ittifak anlayışıyla davrandı. Ordu zaten daha AKP iktidara gelmeden etkisizleştirilmişti. CHP, AKP’yi ilk seçimde gönderme iddialarıyla muhalefeti oyaladı. Bir kısmı Türkofobinin etkisiyle halkına, tamamına yakını ise birbirine yabancılaşmış olan Türkiye sosyalist örgütleri de ortaya çıkan olağanüstü mücadele olanaklarını, hatta Cumhuriyet Mitingleri, Gezi Direnişi gibi kendi içinde koordinasyon kurarak değerlendirme yoluna gitmedi. Türkiye solu olarak güçlerimizi bağımsız temelde birleştirebilseydik bölgemizin ve ülkemizin bu durumlara düşmesine engel olabilirdik.

Hafta içinde muhalif tarikatlara operasyonlar genişledi. Süleymancılara yönelik tutuklama ve kayyum uygulamalarını Furkan Vakfı’na operasyon izledi. Adana merkezli 6 ilde 49 adrese yapılan operasyonda vakfın kurucu başkanı Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul ile beraber birçok vakıf üyesi gözaltına alındı. Bu, vakfa yapılan üçüncü operasyon oldu. Operasyonun zamanlaması ise dikkat çekici. Kuytul, Süleymancılara yönelik operasyonları eleştirirken Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral kendisine “Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul, sıra sana da gelecek” sözleriyle karşılık vermişti. İki gün sonra gelen operasyon, bu sözleri yeniden gündeme taşıdı. Soruşturma kapsamında 5 şirkete kayyım atanmasına karar verildi. Bu şirketler arasında ünlü marka “Levent Börek” de yer alıyor.

Tutuklamaların ve kayyum atamalarının korku salmayı amaçladığı görülüyor. İktidar etkili, örgütlü muhalif güçleri saf dışı etmeyi amaçlıyor. İktidar 2021 yılında 104 emekli amiral tarafından yayımlanan “Montrö Bildirisi”ni kınamadıkları gerekçesiyle Türkiye Emekli Subaylar Derneği’ne (TESUD) de kayyum atamıştı. Anayasa Mahkemesi 2024 yılında aldığı kararla derneklere kayyum atanması yetkisini iptal ettiği hâlde TESUD bir kayyum tarafından yönetilmektedir. Emekli Tuğamiral Türker Ertürk de biri 3,5, diğeri 11 yıl önceki sosyal medya paylaşımları sebebiyle “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarıyla 17 Ağustos’ta gözaltına alındı ve tutuklandı.

Öcalan’ın “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.” sözleri tartışma konusu oldu. “Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız.”, “Ümmet dediğin şey, İslam ve Ortadoğu enternasyonalizmidir.”, “Şara’yı biraz demokrasiye hazırlamak gerek. Yerel demokrasi ve demokratikleşme Şara’yı da kurtarır.”, “Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor.” sözleri kamuoyuna sızdırılan 20 Temmuz ve 2 Ağustos görüşme notlarında sarf ediliyordu. Görüşme notlarının utopiatvari.com internet sitesinde yayımlandığı biliniyor. Bu sözler dolayısıyla özellikle İsrail yanlıları Öcalan’ı Kürtlere ihanet etmiş bir hain olarak gösteriyorlar. Bize göre Öcalan kendi iktidarını her zaman başa almış ve bu yolda ABD dâhil bütün güçlerle ittifak kurabilecek tipik bir oportünisttir. Suriye’deyken çeşitli ülkelerle nasıl ilişkiler kurduğunu ve kurmaya çalıştığını sorgularında ve savunmalarında kendisi anlattı. Yakalanınca askerlerle ittifak kurmaya çalıştı. Sonra Gülen Cemaati ile ittifak kurmaya çalıştı. Şimdilerde AKP, MHP ve Aydınlık ile birlikte davranıyor ve oradan elini Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu’na uzatıyor. Her zaman Türkiye solunu yedeklemeye önem vermiş ve bu konuda çok başarılı olmuştur.

Türkiye solunun direnişçi önderlerinden Mihri Belli 15. ölüm yıldönümünde mezarı başında anıldı. 16 Ağustos 2011 yılında yaşama veda eden Mihri Belli, Feriköy Mezarlığı’nda bu yıl da yalnız bırakılmadı. Anmada Odak’ın aralarında bulunduğu birçok kurum ve sevenleri yer aldı ve onun hakkında konuşmalar gerçekleştirildi. Oğlu Hayrettin Belli de anmada bir konuşma gerçekleştirdi ve Mihri Belli’nin sosyalist hareketin bağımsızlığına verdiği öneme dikkat çekti. Mihri Belli, yaşamında tanışıklığı olan veya olmayan devrimciler üzerinde güçlü etkiler bırakan liderlerden birisidir. Hayatını mücadeleye adamış olan Mihri Belli, ülkemizde anti-emperyalist devrimci yurtseverliğin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş, 68 devrimci kuşağının meydana gelmesinde önemli rol oynamıştır. Hareketimizin başlatılmasında ve Odak Dergisi’nin çıkışında da önemli katkıları bulunan Mihri Belli’yi devrimci düşünceleri ve eylemleriyle mücadelemizde yaşatmak, Türkiye solunun geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

EMEK HABERLERİ

İSİG Meclisi verilerine göre temmuz ayında en az 214 kişi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2026 yılının ilk yedi ayında ise 1279 kişi çalışırken katledildi. Hayatını kaybeden işçilerden en az 13’ü çocuk yaştaki işçilerden oluşuyor.

Dilovası’ndaki işçi katliamında yakınlarını kaybeden aileler ve mücadeleci güçler bu hafta Gebze Adliyesi önünde düzenlenen basın açıklamasında bir araya gelerek gerçekleşen işçi katliamının tüm sorumlularının adil şekilde yargılanması talebini tekrar belirttiler.

Birleşik Metal-İş Sendikası’na bağlı Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin açıkladığı ağustos ayı raporuna göre açlık sınırı 38 bin TL’ye dayanırken yoksulluk sınırı ise 122 bin TL’yi geçti.

Madencilerin Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde Ankara’da sürdürdüğü kararlı direniş devam ediyor. İşçiler ve sendika yöneticileri birçok defa gözaltına alınsa da Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın yaptığı çağrı ile işçiler bugün yine Enerji Bakanlığı önünde bir araya geldi.

İBB’de Ağaç A.Ş.‘de çalışırken güvenlik soruşturması gerekçesiyle işsiz bırakılan işçilerin verdiği mücadele ve kamuoyunun gösterdiği dayanışma, İBB yöneticilerine geri adım attırdı. İşçilerin önündeki en büyük engeli oluşturan belediye yöneticisi Yiğit Oğuz Duman, pazartesi günü işçilere bir randevu vermek zorunda kaldı. İşçiler 11 gündür açlık grevine devam ediyor ve 114 gündür Saraçhane’de direniyor.

Mücadeleci güçler, Limter-İş Sendikası’nın çağrısı ile bu hafta Kadıköy’de bir araya gelerek Limter-İş Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever, Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Hesas ve tüm tutsak sendikacılar için özgürlük talebini tekrarladılar.

Dün, emek güçleri Dev Turizm-İş Sendikası’nın çağrısıyla Kadıköy’de bulunan Melek Hotels önünde gerçekleştirilen eylemde bir araya geldi. Otel patronu, işçilerin maaş, kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarını gasbederek hâlâ ödemeyi reddediyor.

Nakliyat-İş Sendikası öncülüğünde Çayırova’da bulunan Hödlmayr Lojistik’te başlayan grev 23 gündür devam ediyor.

Yine Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’ndaki grevi 241 gündür sürüyor.

Elektrik Mühendisleri Odası’nda çalışırken işten çıkartılan mühendis Nursemin Yıldız’ın EMO İstanbul Şubesi önünde sürdürdüğü işe dönme mücadelesi devam ediyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde Panelsan’da başlayan direniş 19 gündür kararlılıkla devam ediyor.

DÜNYA

Soykırımcı İsrail’in 18 Ağustos 2026’da saat 03.00 civarında Türkiye sınırına 75 km mesafedeki Suriye üssünü vurması tartışılıyor. İsrail Ebu Zuhur Hava Üssü’ne 8 hava saldırısı düzenledi; üssün pist ve depolama alanları hedef alındı. İsrail bu saldırısında Ankara ile Şam arasındaki iş birliğini hedef aldığını açıkladı. Saldırı, Türkiye’den bir askeri heyetin son günlerde üssü ziyaret ederek havaalanının yeniden faaliyete geçirilmesi çalışmalarını incelemesinin ardından gerçekleşti. İsrail saldırıyı, Suriye’nin üsse Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vererek mevcut güvenlik düzenini ihlal etmek üzere olduğu iddiasıyla savundu. Türkiye hükümeti ise bu iddiayı reddederek saldırının Suriye’nin egemenliğini ihlal ettiğini açıkladı. Saldırının ABD’ye bilgi verilerek yapıldığı ortaya çıktı. ABD’nin bölgeden sorumlu yetkilisi Tom Barrack ise İsrail’i beklenmedik bir şekilde eleştirdi.

Bilindiği gibi bugün Suriye’de İsrail ve Türkiye egemenleri arasında bir hâkimiyet mücadelesi yaşanıyor. İsrail, güç gösterileri ile Türkiye’nin Suriye’de askerî güç kurmasını istemiyor. Öte yandan Suriye’nin de askerî kapasite kazanmasını engellemek istiyor. Saldırının İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimler için Siyonist kamuoyu önünde Netanyahu iktidarına prestij kazandırmayı amaçladığı görülüyor. Saldırının bir başka nedeni de İsrail’in Kürtlere ve baskı altındaki Alevilere mesaj vermek olabilir. Bu kesimler arasında gerek Suriye’de gerekse Türkiye’de yoğun bir propaganda çalışması yürüten İsrail, yarattığı etkinin devam etmesini istiyor. Bu etki ABD emperyalizminin de işine gelmektedir. Barrack’ın yaptırım gücü taşımayan eleştirisi ise hem İsrail hem de Türkiye yetkililerinin işine gelmektedir.

AKP iktidarının yayılmacı politikalarının en ağır yükünü çeken halklardan biri Suriye halkıdır. ABD, AB, İsrail ve Türkiye egemenlerinin işbirliğiyle 2011 yılında başlatılıp yürütülen savaş İsrail’e hizmet etti. İsrail bu sayede Filistin’de soykırım yaptı, yeni yerler işgal etti, Lübnan’a ve İran’a saldırdı ve şimdi de açıktan Türkiye’yi tehdit ediyor. Kendi devlet sınırlarını açıkça ilan etmeyen, Filistin’i gün gün ilhak eden İsrail, Suriye’yi ve hatta Türkiye’nin bir kısmını Tanrı tarafından kendisine vadedilen toprak olarak görmektedir.

Dünyadaki en önemli gelişmelerden biri Rusya’nın Ukrayna coğrafyası dolayısıyla NATO ile yürüttüğü savaş olmaya devam etti. Rusya her gün Ukrayna’yı bombalamaya devam ederken Ukrayna da Rusya’nın içlerine gönderdiği SİHA’lar ile petrol üretimine büyük zarar verdi. Rusya yetkilileri ülkeyi vuran SİHA’lar dolayısıyla Türkiye hükümetine sitem ederken Birleşik Krallık yetkililerini “karşılık alırsınız” şeklinde tehdit etti. Zelenski, Rusya’nın 20 Eylül 2026’da yapılacak parlamento seçimlerinin ardından seferberlik ilan edip Kiev’i kuşatacağını iddia etti. Kamuoyu yoklamalarına göre Birleşik Rusya Partisi açık ara ile önde.

SONUÇ

İktidarın muhalif tarikatlara saldırmasına üzülecek değiliz. Ancak buradan ne yazık ki laiklik adına sevinebileceğimiz bir gelişme yoktur. Türker Ertürk’ün tutuklanması muhalefete açıktan gözdağıdır. Türker Ertürk CHP içindeki kavgayı yatıştırmaya çalışıyor ve her ikisinin AKP’ye karşı birlikte davranmasını istiyordu. Şimdi onlar birbirlerini hainlikle suçlarken bundan elbette iktidar yararlanıyor.

Artan baskıların en önemli sebebi Türkiye’de yaşanan derin yoksulluğun halkta yarattığı hoşnutsuzluklardır. Örgütlü güç olmadığı sürece bu hoşnutsuzluklar kolaylıkla halledilecektir. Türkiye solunun yakın bir iktidar değişikliği hayaliyle her ortaya çıkan gücün yanına ilişmesi gerekmez. En önemlisi, geleceğe yönelik güç toplamaktır.

Öcalan’ın anlattıkları Türkiye solunu uyandırmalıdır. Türkiye solunun aklını başına toplayıp kendi bağımsız çizgisinde yürümesi ve bu temelde güçlerini koordine etmesi gerekmektedir. Dayanışma yerine rekabeti seçmeye devam edersek kaybederiz. Bir yandan mevcut gücümüzle aktif mücadeleye devam ederken aynı zamanda da sol içi rekabeti tasfiye ederek dayanışmayı geliştirirsek kazanacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.