HAMZA YALÇIN
Birçok Türk yorumcu İsveç seçimlerini solun zaferi olarak gösteriyor. Solun başarısına sevinenler haklı olabilir; çünkü mevcut sağ blok iktidarda kalsaydı yaptıklarının daha kötüsünü yapacaktı. Hele ki göçmen karşıtı İsveç Demokratları’nın (SD) güçlenerek gelmesi durumunda yargıyı siyasileştirmesi tehlikesinden korkuluyordu. Seçimlerde SD üçüncü partiliğe düşerek geriledi fakat bloklar arasında hâlâ çok az fark var ve İsveç’in ağırlaşan yapısal sorunları devam ediyor. Bu nedenle seçimleri kazanan solun ne kadar sol olduğuna ve bu sandık başarısının sınırlarına yakından bakmak gerekiyor.
Solun Başarısı Tartışmalıdır
İhtiyatlı olmak için pek çok sebep var; çünkü “sol” burun farkıyla öne geçti. Geç gelen oyların sayımıyla birlikte Sosyal Demokratların (S) liderliğindeki sol/merkez muhalefet bloku parlamentoda 176 milletvekili kazanırken, sağ blok 173 milletvekilinde kaldı. Bloklar arasında ülke genelinde sadece %0,8 (50.269 oy) fark bulunuyor.
Ayrıca bu yeşil-sol blokun içinde, açıktan neoliberal çizgide olan dördüncü bir ortak, Merkez Parti (C)yer alıyor. Bu parti, zayıf oy oranına rağmen kritik bir denge unsuru haline gelmiştir ve liberal nitelikli Sol Parti’yi (V) “aşırı sol” olarak görmektedir. Kırmızı-yeşil blokun üç partisi, Merkez Parti’nin (C) şartlarını sineye çekmek zorunda kaldığından sosyal adalet yolunda vadedilen adımların çoğunu atamıyor. Aslında bu durum, bir yandan da partilerin kendilerinden daha radikal adımlar bekleyen seçmenlerini yatıştırmak için kullandığı bir mazerete dönüşüyor.
Bu noktada sol diye bilinen düzen partilerini incelemekte yarar var:
Socialdemokraterna (S): Sosyalist gelenekten geliyor olsa bile günümüzde tümüyle tekelci sermayenin reformcu partisine dönüşmüş ve neoliberalizme batmıştır. Asayiş konusunda yabancı düşmanı partinin görüşlerine yaklaşmış; yıllarca NATO’ya karşı olduğunu söylerken birdenbire çark edip seçmen iradesini hiçe sayarak üyelik sürecini başlatmıştır.
Miljöpartiet (MP): İçinde barış yanlısı ve sosyal adaleti savunan insanlar barındırsa da parti çizgisi artık NATO’ya bile karşı değildir. Sosyal adalet ve göçmen politikaları konusunda Sosyal Demokratlar ile benzer çizgidedir.
Vänsterpartiet-Sol Parti (V): Benzer görüşleri daha sınıfsal bir söylemle savunsa da artık AB emperyalizminin reformcu bir partisi olma aşamasındadır. İsveç’in NATO’ya katılması sürecinde söylemde karşı durmuş ancak anti-emperyalist güçlerin önüne düşerek aktif, kitlesel bir kampanya yürütmemiştir.
Sonuç olarak bu üç parti; İsveç tekelci sermayesi ile devletin NATO, AB ve ABD’ye bağımlı çekirdeği tarafından onaylanan sınırlarda siyaset yapmaktadır. Barış yanlısı görünen bu oluşumlar, Rusya’yı zayıflatmak amacıyla sürdürülen Ukrayna savaşını ve bu savaşa silah gönderilmesini desteklemektedir. Seçim kampanyasında sosyal refah talep ederken askeri harcamaları hiç konu etmemiş; “militarizme değil, refaha bütçe” diyememişlerdir. Çevre aktivisti Greta Thunberg‘in de seçimleri “kötüler arasında en az kötü olanı seçmek“ şeklinde tanımlaması, egemenlerin belirlediği bu siyaset sınırlarını doğrulamaktadır.
Göçmen Mahallelerindeki Oy Kaymaları
Bu sol görünümlü partiler, politik. olarak pasif durumdaki göçmen kökenli nüfustan yoğun oy almaktadır. Kendi ülkelerinde sağcı olup da İsveç’te çıkarları gereği bu partilere oy veren azımsanamayacak sayıda insan vardır.
Bu seçimlerde Partiet Nyans‘ın (Nüans Partisi) yaşadığı büyük çöküşün ardından Türk kökenli lideri Mikail Yüksel‘in istifa etmesi ve yaptığı açıklamalar dikkat çekicidir. Nyans’ın güçlü olduğu Stockholm Rinkeby ve Malmö Rosengård gibi bölgelerde oyların kitlesel olarak Sol Parti’ye kaydığı iddia ediliyor. Yüksel; camilerde Sosyal Demokratlar, Sol Parti ve MP lehine dolaylı propagandalar yapıldığını, tutucu Müslüman kesimin İslamofobik sağ bloktan kurtulmak amacıyla bu partilere yönlendirildiğini ve C ami çıkışlarında hangi partilerin “Müslüman dostu” olduğuna dair broşürler ve oy pusulaları dağıtıldığını belirtiyor. Göçmenlerin gösterdiği bu tepki refleks olarak demokratik olsa da kitlenin ideolojik yapısı aslında sağcıdır.
Seçim öncesinde ırkçı SD’nin Müslüman İsveçlilere telefon mesajı göndererek “Müslüman özel okullarını kapatmak doğrultusunda Sosyal Demokratlarla anlaştık” iddiasını yayması da sağcı düşünce yapısının etkisindeki göçmenlerin Sosyal Demokratlara ilgisinin bilincinde bir taktiksel hamleydi (TV4). Bu propaganda, Müslüman kitlenin bir kısmının oylarını S yerine MP ve V’ye kaydırmış olabilir. Öte yandan, Türkiye’de iktidardayken baskı politikaları uygulamış olan sağcı Gülen cemaati mensuplarının da İsveç’e sığındıktan sonra Yeşil-Kırmızı muhalefet blokuna yakın davrandıkları bilinmektedir. Yerel düzeyde Sosyal Demokrat adayların bu kitleye şirin görünmeye çalıştığı gözlemlenmektedir.
Geçmişte daha çok Kürt ulusal hareketinden güç alan Sol Parti (V) ise şimdilerde Filistin destekçisi adayları öne çıkardı, ancak bunlardan 33 tanesi emperyalizm ve İsrail karşıtlığı yaptıkları gerekçesiyle, İsveç siyasetindeki kolaycı “anti-semitizm” etiketiyle tasfiye edildi. Aşırı dinci olarak da bu insanlar gösterilmektedir.
SD Geriledi Fakat “Fikirleri İktidarda”
Genel seçimlere katıldığı 1998’den (%0,4) 2022’ye (%20,5) kadar oylarını sürekli artıran ırkçı SD, ilk kez bu seçimlerde %3’e yakın ağır bir oy kaybı yaşayarak geriledi. SD liderliği, çete savaşlarının azaltılmasının bedelini ödediklerini, kriminallik gündemden düştüğü için kıymetlerinin azaldığını iddia ederek suç olaylarının varlığından beslendiklerini zımnen itiraf etti.
Türkiye’deki faşist hareketin lideri Alpaslan Türkeş’in darbe döneminde söylediği “Fikirlerimiz iktidarda biz hapisteyiz” sözü bugün İsveç için geçerlidir. SD gerilemiştir ancak göçmen karşıtı görüşleri ve baskıcı ceza tedbirleri Sosyal Demokratlar ve diğer sistem partileri tarafından zaten benimsenmiş bulunuyor.
SD, Batılı emperyalistlerin Ortadoğu’ya saldırmalarının doğrudan bir sonucu olan kitlesel göçü istismar ederek büyüdü ki, biz bu göçte kasıt arayanlardanız. Ayrıca, ülkede önü alınmayan kriminalleşmeyi de kullandı. Bu konuda da kasıt arayanlardanız. Uyuşturucu ticareti temelinde büyüyen sokak çeteleri göçmen gençliği lümpenleştirirken, burjuvazi bu kriminalliği kullanarak göçmen halkı ve genel olarak tüm emekçileri korkuttu, uysallaştırdı. Yabancı kökenli nüfus ile İsveç kökenli nüfus arasında yaratılan duygusal bölünme, emekçilerin ortak sınıf mücadelesini engelledi. SD, İsveç halkının sermaye egemenliğine uygun şekilde disipline edilmesine şimdiden öncülük etmiştir. Egemen güçlere büyük hizmette bulundular!
Ekonomik Tablo ve Militarizm
Sağ iktidar bloku, seçimleri kazanmak amacıyla daha önce vergi ve toplu taşıma indirimleriyle yapay bir ekonomik rahatlama sağlamıştı. Cezaları ağırlaştırarak çete çatışmalarını görünüşte azaltsa da suç örgütleri sadece daha sofistike yöntemlere geçiş yapmıştır. Vergi ve toplu taşıma indirlerinin süresi bittiğinde yeni hükümet birden bire artan pahalılığa karşı tepkilerle yüz yüze kalacaktır.
Yapısal sorunlar ise ağırlaşmaktadır. İsveç; servet ve konut vergilerini kaldırarak zenginler için bir cennete dönüşmüştür. Ülke, nüfus başına düşen milyarder sayısında dünyada ilk 5 içindedir ve en zengin %1’lik kesim, toplam servetin yarıya yakınını kontrol etmektedir. Bütçenin refaha değil, GSYİH’nin %2,8’i oranında militarizme ayrılması; işsizlik, sağlık ve eğitim sistemindeki çöküşü hızlandırmaktadır. Sol muhalefet ise sınıflar arası artan uçurumun yarattığı öfkeyi kendi lehine kanalize etmeyi başaramamıştır. Ayrıca iktidarıyla muhalefetiyle tüm sistem partileri, Olof Palme’nin “barış ülkesi” İsveç’ini Baltık’ta Rusya ile savaş riskini büyüten militarist bir aktöre dönüştürmüştür.
İsveç Devrimcileri ve Mücadelemiz
Tüm bu kuşatmaya rağmen, İsveç’te ırkçılığa karşı güçlü bir barikat ve göçmen kitlesi içinde ciddi bir aydınlanma vardır. Ne mutlu ki, 1980 askeri darbesi sonrasında İsveç’e göçen politik sığınmacıların çocukları arasından da sistemi sınıfsal ve yapısal olarak sorgulayan, mücadelede aktif yer alan bilinçli yeni nesil yazarlar ve eylemciler yetişmektedir.
Düzen partileri, devrimcilerin yürüttüğü çalışmaların ürünlerini seçim yoluyla sandıkta derlemektedir. Ancak İsveç’te, sistemin yörüngesine girmeksizin direnen mücadeleci bir Marksist sol damar mevcuttur:
K (Komünist Parti) Ülke çapında örgütlü yapısıyla, ülkenin çeşitli mücadele alanlarında en aktif politik örgüt olarak bilinir. Emekçilerin ve yoksul halkın sorunlarının yanında; NATO’ya ve AB’ye karşı İsveç halkının ulusal onurunu savunma konusunda, Filistin halkıyla dayanışma eylemlerinde ve İslamofobiye karşı mücadelede gayet aktif bir rol oynamaktadır.
RKP (Devrimci Komünist Parti): Disiplinli ve ısrarlı çalışmasıyla öğrenci gençlik kitlesini giderek artan bir ölçüde etkilemektedir.
Socialistiskt Alternativ & globalpolitics.se: Yerel sorunlara müdahale eden ve yayın alanında aydınları soldan etkileyen odaklardır.
SKP’nin seçim kampanyasında kullandığı “Oyun boşa gitmesin, Komünistleri güçlendir” mesajı parlamenterizme karşı asıl olanın sokak ve sınıf mücadelesi olduğunu hatırlatmaktadır. Oy kullanmak önemlidir ama mücadeleyi güçlendirmek çok daha önemlidir.
Burjuvazinin güçlü olduğu bu düzende devrimci örgütler tecrit edilmeye çalışılmakta veya sandıkta marjinal bırakılmaktadır. Ancak akıntıya kapılıp birer kariyer ve çıkar kapısına dönüşen sistem partilerinin aksine, marjinal duruma düşmekten korkmadan omuz omuza dövüşen bu devrimci damar halkın gerçek geleceğidir. Odak Dergisi taraftarı Direnişçiler olarak, İsveç’te yıllardır bu sınıfsal ve anti-emperyalist anlayışla yürüttüğümüz kararlı çalışmaların kitlesel mücadeleye olan katkısını biliyor; İsveçli yoldaşlarımızla ve çalışmalarımızla gurur duyuyoruz.























