EĞİTİMDE SINIFSAL UÇURUM VE DAYANIŞMA PRATİĞİMİZ

0
64

Ceren Bozbaş

Türkiye’de eğitim sistemi, uzun zamandır fırsat eşitliği sağlayan bir yapı olmaktan çıkıp tamamen sınıfsal uçurumu derinleştiren bir araca dönüşmüş durumda. Bir yanda en temel geçim olanaklarından bile yoksun bırakılmış, yoksul çocukların bir araya tıkıldığı birleştirilmiş sınıflar gerçeği dururken; diğer yanda parası olanın eğitimi satın aldığı tüccar zihniyetli bir düzen işliyor.

Devlet okullarında eğitimin içi boşaltılıyor ve bilimsel ve sorgulayıcı düşüncelerin yerini gençleri tek tipleştirecek yoğun şovenist propoganda alıyor. İtaatkâr bir nesil yaratmayı hedefleyen mevcut müfredat, aynı zamanda eğitimcinin niteliğini ve emeğini de değersizleştirerek öğrencileri ve velileri adeta özel okullara mecbur bırakıyor.

Fakat çare olarak sunulan bu özel okullar da birer ticarethaneden farksız. Bu kurumlarda uygulanan sadece sonuç ve sınav odaklı eğitim, çocukların bireysel gelişmesine ve psikolojik gelişimlerine hiçbir katkıda bulunmuyor, aksine onları okullarının adlarını iyi şekilde temsil edecekleri birer yarış atlarına çeviriyor. Eğitimin giderek daha fazla ticarileşmesi, yoksul ailelerin çocuklarını örgün eğitimin tamamen dışına itiyor.

Okul sıralarında, güvenli bir ortamda olması gereken gençler, mesleki eğitim veya staj kılıfı altında ucuz iş gücü olarak sermayenin sömürü çarklarına feda ediliyor. Temel eğitim hakkı ellerinden alınan bu çocuklar, küçük yaşlardan itibaren güvencesizliğe ve ağır çalışma koşullarına mahkûm bırakılıyor.

Eğitimden ve sağlıklı bir sosyal çevreden koparılan bu gençlerin karşılaştığı tek tehlike sömürü de değil. Sistemin yarattığı bu derin eşitsizlik, çocukları devasa bir geleceksizlik ve umutsuzluk bataklığının içine çekiyor. Hayal kurma hakları dahi ellerinden alınan, sosyal ve kültürel hiçbir faaliyete erişemeyen gençlerimiz, ağır bir psikolojik buhranın ve yalnızlaşmanın içine itiliyor. Toplumun dışladığı bu gençlerin hayatları, dayanışmadan uzaklaştıkça bu karanlık çaresizlik girdabında sessizce yitip gidiyor.

Peki, gençlerin hayatlarını bu denli şekillendiren eğitim sisteminin yetersizliği karşısında bizler ne yapmalıyız?

Çözüm, bu sistemin insafına kalmak veya bireysel kurtuluş yolları aramak değil, kendi dayanışma ağlarımızı örmektir. Eğitimdeki bu adaletsiz yapıya karşı mahallemize, bu yapının kurbanı bütün çocuklara hep birlikte sahip çıkmalıyız.
Bu motivasyonla, önümüzdeki dönemde mahallelerimizde yeni bir dayanışma çalışmasına başlıyoruz.

Sermayenin gözden çıkardığı ve ötekileştirdiği, özel derslere binlerce- on binlerce lira bütçe ayıramayan bu çocuklar ile bir araya gelecek onlara ücretsiz ders destekleri vereceğiz. Biliyoruz ki eğitimdeki bu eşitsizliğe karşı büyüteceğimiz dayanışma, sistemin dayattığı çaresizlik hissiyle omuz omuza savaşma gücümüzdür; bu derin kuyudan el ele vererek, hep birlikte kurtulmalarına yardımcı olacağız

Ancak yürüteceğimiz bu çalışma, çocuklara yalnızca müfredatın aktarıldığı, okul sıralarındaki o tek yönlü ve ezberci eğitimin bir kopyası olmayacak. Bizler, o çocukları kendilerine bir şeylerin vaaz edildiği pasif alıcılar olarak değil; sorgulayan, kendi sorunlarının farkına varan ve çözüm için harekete geçen birer özne olarak görüyoruz. Bu yüzden ders desteklerinin yanı sıra çocukların sanatsal, kültürel ve sosyal yönlerini de besleyecek, hep birlikte öğrenip gelişeceğimiz bir dayanışma ortamı kuracağız.

Bu dayanışmanın kök salması ve mahallede kalıcı bir kalkana dönüşmesi için başta kadınlar olmak üzere aileleri de bu mücadelenin bir parçası haline getirmek zorundayız. Çocuklarının geleceği için en büyük kaygıyı taşıyan annelerle omuz omuza vererek, eğitimdeki bu sınıfsal uçuruma ve mahallelerimizi saran yozlaşmaya karşı aşılmaz bir barikat öreceğiz. Biliyoruz ki, yan yana geldiğimizde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir eşitsizlik, kurutamayacağımız hiçbir bataklık yoktur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.