Odak Dergisi
ABD emperyalizminin İran’a 28 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü saldırıdan amacı İran’ı ele geçirerek Asya kıtasında çok güçlü yer tutmaktır. Türkiye’nin 2 katı büyüklüğümdeki İran, sahip olduğu petrol (dünyada üçüncü), doğal gaz (dünyada ikinci) ve nadir element rezervleri, zengin tarım potansiyeli ve dünya ticaret yolu üzerindeki coğrafyasıyla büyük bir stratejik öneme sahiptir.
İsrail de İran’a Ortadoğu’nun tek egemeni olmak için saldırıyor. Netanyahu 30 yıldan daha uzun zaman önce İran’ın bir kaç ay içinde nükleer silah üreteceğini iddia etmeye başlamıştı. Netanyahu İran’a saldırıya gerekçe yaratmak amacıyla 30 yıldan uzun bir süredir bu iddiasını sürdürmektedir.
AKP, ABD-İsrail ikilisinin yüzyılın başından bu yana Büyük Ortadoğu Projesi adıyla yürüttükleri kapsamlı saldırıyı kolaylaştırmak amacıyla onlar tarafından işbaşına getirilmişti. Bu güçlerle birlikte en son Suriye’de iktidarın yıkılmasında ve HTŞ’nin iş başına getirilmesinde çok aktif rol oynayan AKP hükümeti şimdi İsrail’in yayılmacılığından şikayet etmektedir.
Savaş bütün şiddetiyle devam ederken Türkiye’de kadın hakları, laiklik, demokrasi, Turan ve Kürtlerin özgürlüğü ve hatta Osmanlıcılık adına İran’a saldırıyı olanak ve fırsat görenler bulunuyor. Bu görüşler ne yazık ki İsrail-ABD saldırganlarının Türkleri ve Kürtleri İran’a karşı kara gücü olarak kullanma planlarına uygun düşüyor. ABD-İsrail bu amaçla İran’daki 6 Kürt örgütünü birleştirmeyi başardı. Irak’taki iki büyük Kürt örgütünü ve Suriye’deki SDG’yi aynı amaca yönelik olarak harekete geçirmeye çalışıyorlar. Eğer Kürt milliyetçisi örgütler bu tuzağa düşerse Kürt halkı büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.
AKP iktidarı savaşın dışında kalmaya çalışıyor görünse bile onun Irak, Libya ve Suriye’deki işbirlikçi sicili ve dış maceralara atılma hevesleri Türkiye adına derinden endişelenmemiz için yeterli sebeptir. Azerbaycan’da İsrail işbirlikçisi Aliyev iktidarının bu konuda nasıl hevesli olduğu görülmektedir. ABD şimdi de NATO şemsiyesi altında Kürecik’teki radar üssünü korumak gerekçesiyle (üssün tamamıyla İsrail’e çalıştığı biliniyor) Almanya’dan Patriot füze sistemi getirmiş bulunuyor. Türkiye’nin savaşa katılması riski bu nedenle arttı.
İran’da bulunan İslamcı iktidara karşı ülkeye demokrasi getireceğini söyleyen Trump, işe 168 çocuğu katletmekle başlamıştı. Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Filistin ve Lübnan’da gördüğümüz gibi emperyalizm, halklara ‘özgürlük ve demokrasi değil ölüm getiriyor. Onlar sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor ve çıkarları uğruna soykırım gerçekleştirmekten geri dürmüyorlar.
Bu konuda Türkiye’de dikkat çekici bir tutum ortaya çıkmış bulunuyor. Türkiye’de, İran halkının haklı mücadelesini savunmayı ‘molla rejimini savunmak’ şeklinde gören ve bu noktada İran halkını savunmaya karşı çıkan bazı çevreler;saldırılara karşı tutum sergilemekten ziyade tartışmayı ‘rejim değişikliğinin iyi olacağı’ yönünde değiştirmektedir. Bir ‘rejim değişikliği’ olacak ise eğer, buna İran halkı karar vermelidir. Rejim değişikliği halkın kendi isteği doğrultusunda ve bağımsız eylemiyle olmalıdır. Emperyalistlerin ve Siyonistlerin alçakça saldırılarıyla demokrasi, özgürlük ve barış değil kölelik ve bitmek tükenmek bilmeyen milli düşmanlıkla gelişir. Bu nedenle bugün yapılması gereken, emperyalist saldırıların ve bu saldırıları meşrulaştıran söylemlerin karşısında anti-emperyalist bir tutumla mücadele etmektir.
Bir kısım çevrelerin üçüncü yol adını verdikleri her iki tarafa da karşı görünümdeki taktiklerinin pratikte ABD’yi desteklemek anlamına geldiğini biz Suriye tecrübesinden biliyoruz. SDG orada üçüncü yol adı altında yıllarca ABD işgalcileriyle işbirliği yaptı.
Türkiye’de özellikle sol ve ilerici güçlerin bu konuda net bir şekilde anti-emperyalist tutum geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Emperyalist saldırılara karşı çıkmak, herhangi bir ülkenin yönetimini ya da ülkede bulunan rejimi desteklemek anlamına gelmez; bu tutum, halkların iradesine saygı gereğidir. Sol hareketin görevi, emperyalizmin saldırgan politikalarına karşı net bir tavır almak ve bu saldırıların gerçek niteliğini devamlı olarak dile getirmektir. Emperyalizm karşısında sessiz kalmak ya da saldırıları dolaylı biçimde haklı gösteren bir söylem üretmek, bu saldırıların insanlar tarafından destek almasına ve güçlenmesine hizmet eder. Emperyalizme karşı mücadele, tüm bölge halklarının ortak meselesidir.
Dolayısıyla, Ortadoğu’da savaş ve yıkım politikalarına karşı çıkmak, emperyalist müdahalelere karşı güçlü bir anti-emperyalist duruş sergilemek ve halklar arasında dayanışmayı büyütmek açıkça yapılması gereken şeylerdir. Emperyalizmin saldırıları ne kadar güçlü görünürse görünsün, halkların özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi yolundaki direnişleri daha güçlüdür ve biliyoruz ki tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler.
Türkiye bu savaşta asla ABD ve İsrail safında yer almamalıdır.
ABD ve NATO üsleri derhal kapatılsın!
Yaşasın İran, Filistin, Lübnan ve dünya halklarının anti-emperyalist mücadelesi!
























