Çöküş Döneminin Tuhaflıkları

0
41

Kasım/Aralık 2025 – Erol Zavar-Mahmut Soner


Birkaç ay önce KKTC’de seçimler yapıldı ve Türkiye’de iktidar ortağı MHP’nin başkanı Bahçeli “KKTC Meclisi toplansın, seçimleri tanımadığını ve Türkiye’ye katılma kararı aldığını ilan etsin. Kıbrıs’ın 82. Vilayet olması artık hayat memat meselesidir” dedi. “Seçimlerin anlamı bunlar kazanırsa var, kaybederse yok’’ veya “hani demokrasi” gibi reformistlere özgü yahut “tekelci çağda burjuvazi her türlü demokrasiyi inkâr ettiğini böyle gösteriyor” gibi devrimci bir eleştiri bu yazının konusu değil. Yine de ikincisi emekçiler arasında mutlak surette konuşulmalı, tartışılmalı.


Bahçeli’nin bu açıklamalarında bir tuhaflık yok. Sermaye için seçimler çoktan önemini yitirdi, anlamını da! İktidarların tehdit ettiği her noktada seçim oyununu bozuyorlar. KKTC’nin ne olduğunun itiraf edilmesinde ise elbette bir tuhaflık var. 42 yıldır tüm dünya KKTC’yi tanımalı, iki devletli çözüm diye bağırıp sonra da onun devlet olmadığını tek bir cümlede itiraf etmek tuhaf bir tutum. Yani Türk burjuvazisi bu açıklamayla KKTC’yi bir devlet olarak tanımadığını ilan etmiştir. Zira hiçbir devlet başka bir devlete il olarak katılmaz. İki devlet birleşirse ancak federasyon oluşturur. Yani federe devlet kurulur. Esasında Burjuvazi Azerbaycan ile ilgili “iki devlet tek millet” derken de dolaylı olarak. KKTC’yi denkleme dahil etmeyerek devlet olarak tanımadığını gösteriyordu ama ilk kez bu kadar açıkça ve seçim-demokrasicilik oyununu açığa vuracak denli tavır alındı.


KKTC seçimlerinden bir başka tuhaflık daha ortaya saçıldı. İlk başta ortağı Bahçeli’nin aksine kazananı tebrik eden, seçimin demokratik bir gösterge oldugunu söyleyen C.başkanı , birkaç gün sonra “emperyalistlerin planlarına Kıbrıs’ı meze etmeye çalıştığını görüyoruz” diyerek hem ortağına zorunlu ama zayıf bir destek verdi hem de yeni bir tuhaflığa imza attı. Emperyalist dedikleri ABD ve AB, Rusya ve Çin’e dair burada sözleri yok. Fakat ABD başkanı için durmadan “dostum Trump” diyen AB için her daim hedefimiz diyen de kendileri. Her türlü siyasal ve ekonomik bağımlılık ilişkileriyle, Türkiye burjuvazisi bu iki emperyalist gücün hizmetinde olarak ayakta durabiliyor. Dostları Trump’ın tüm Ortadoğu politikalarına destek veren, BOP’un eşbaşkanı olan (yani tüm Ortadoğu’yu planlarına meze yapan projede başrol isteyen) kim? Muhalefet mi? Burjuvazinin sağ fraksiyonlarının tümü bir yandan emperyalistlere emekçi halkın aleyhine her türlü iş birliği yaparken bir yandan da “anti-emperyalist” olma tuhaflığını kolaylıkla taşıma pişkinliğine sahiptir.


Bir başka tuhaflık da AİHM’nin Demirtaş lehine verdiği ihlal kararının kesinleşmesi sonrası yaşandı. Bahçeli “Demirtaş yasal yollarla işi sonuna getirdi serbest bırakılması hayırlı olur” deyiverdi. (ki iktidarın büyük ortağı ile bu konuda ters düştüğü açıkça bellidir) Bahçeli’nin mahkemelerin bağımsız olmadığını bu kadar açık biçimde itiraf etmesi -üstelik bunun tam tersi tutumla da itiraf etmişti daha önceleri- tuhaf değil. Tuhaf olan Demirtaş ile DEM cephesinden gelen açıklamalardı. Hızla Bahçeli’ye teşekkür ettiler. Yargının bağımsız olmadığını itiraf etmesine değil, süreç nedeniyle Demirtaş’ın bırakılmasının gerektiğini söylemesineydi bu teşekkür! En azından AİHM kararıyla “yasal yolla işi sonuna getiren” Kavala’yı sormayı akıl edebilirlerdi. Etmediler. Yargı böyle bağımlıysa, mahkeme kararlarını işine geldiği gibi uygulayacaksa yargılanmanın ne gereği var bile demediler. Demokratik süreç böyle yürümez demediler. Tuhaflık, devrimcilik, demokratiklik iddiası taşıyan bu kesimi bu tanımların içini boşaltarak meze olmasındadır.


Marx “işçi sınıfı ya devrimcidir ya da hiçbir şey” demişti. Bugün bu söz yalnızca işçi sınıfı için değil, tekelci sermayenin sömürdüğü, ezdiği tüm kesimler için geçerlidir. Kürt hareketi devrim iddiasını neredeyse 30 yıl önce kaybetmişti ve bu 30 yıl boyunca burjuvazinin onu düzem içine alacak iradesi okumadığı için hala devrimci-demokrat görünümü taşıyabiliyordu. Bugün burjuvazide halen o irade yok ama Kürt hareketi düzene entegrasyonda oldukça kararlı gibi görünüyor.
Bizi esas olarak ilgilendiren tuhaflık budur: düzene muhalif bir kesimin, düzen içinde kalma ısrarıyla davranarak kapitalizmin ve onun iktidarının tuhaflıklarını normalleştirmesi…


Kapitalizm çöküş evresine girmiş ve çöküş hızı her geçen gün artarken durmaksızın yeni tuhaflıklar sergiliyor. Çünkü bu çöküşte belirleyici olan proletaryanın siyasi mücadelesinden çok, sistemin kendi sınırlarına dayanması, kapitalist üretim ilişkilerinin üretici güçleri giderek artan ölçüde tahrip etmesidir. Saman alevinden hallice parlayıp sönse de süreklilik kazanan ve bu yüzden siyasallaşması an meselesi olan toplumsal ayaklanmaların nedeni bu tahribat ve onun günlük yaşama yansımalarıdır. Ayaklanmaların sınıfsal niteliği ve siyasal içeriğinin tahlili de bu yazının konusu değildir, ancak bu söylemimizden, komünist bir siyasal içeriğin henüz yönünü belirleyemediği dünyayı sarsan bu ayaklanmaların çöküşe etkisi olmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Aksine bu ayaklanmalar süreci hızlandırdığı gibi -ve bu yüzden de- kapitalizmin sınır hatlarını daraltan bir işleve sahiptir. Sistem sınırlarına dayandığı için hem durmaksızın sorunlar üretiyor hem de kendi sınırları içinde kalan en basit sorunlara dahi çözüm üretemiyor. Bu onun iç dinamiğidir. Yakın geçmişe dek, sorunlara karşı bulduğu her çözüm sonrasında daha da karmaşık hale getirse de anı kurtarabiliyordu. Çünkü yürüyebileceği alan vardı. Artık yürüyebileceği alan kalmadığından sorunları çözebilecek irade de kalmamıştır. Tüm bu tuhaflıkların yaşanmasının nedeni budur. Çöküş, dip dalgalar yaratarak sistemin en kirli, ucuz, cahil, yoz, aç gözlü tiplerini yüzeye çıkarıyorken, proletaryaya da kendisini ve insanlığı kurtarması için çağrı yapıyor.


ABD’den AB’ye, Rusya’ya, Çin’e, Türkiye’ye dek tüm dünyada burjuvazi her türlü tuhaflığı sergiliyor. Bunların anlamı komünistlerce oldukça açık olsa da kitleler için aynı açıklığa kavuşmazlarsa normalleşme ve geri dönülmez yıkımlar yaratma riski barındırıyorlar. Dolayısıyla en basiti bile küçümsemeden başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun tüm kesimlerine taşıyarak sistemi en küçük noktasından bile teşhir ederek insanlığın büyük kurtuluş hattını inşa etmek mümkün ve dahası zorunludur.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.