Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı: ABD ve Avrupa Farklıkları Artıyor, Avrupalı Ülkeler ABD ile İttifakı Sorguluyor  

0
54

Cem Kızılçeç

Altmış ikinci Münih Güvenlik Konferansı, 13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Münih kentinde düzenlendi. Konferans, uluslararası düzende yaşanan köklü değişikliklerin,ve ABD saldırganlığının ve artan bölgesel savaş ve çatışmaların gölgesinde gerçekleştirildi, küresel güvenlik ve küresel yönetişim zorlukları etrafında şekillenen ana konular tartışıldı. Arka planda ABD’nin Ukrayna, Grönland ve NATO harcamaları üzerinden Avrupalı güçlere baskıları son günlerde dikkat çeken başlıklardandı. 

Toplantının Ana Başlığı 

Konferans öncesinde yayınlanan “Münih Güvenlik Raporu 2026”nın başlığı, “Yıkım Altında” (Under Destruction) idi ve bu önemli rapor ilk kez ABD hükümetini savaş sonrası uluslararası düzenin “en önemli bozucu unsuru” olarak tanımlayarak konferansa karamsar ve tartışmalı bir hava kattı. Bu rapor, dünyanın “yıkıcı siyaset” dönemine girdiğine ve radikal yıkımın, ana akım bir trend olarak uluslararası düzende ihtiyatlı reformların yerini aldığına işaret ediyor. Geçen yılyapılan Münih Güvenlik Konferansı “çok kutupluluk” temasını tartışmıştı. Bu yıl öne çıkan “Yıkım Altında” teması ise Avrupalı güçlerin uluslararası düzenin çöküşüne ilişkin derin endişelerini yansıtıyor ve özellikle ABD-Avrupa transatlantik ilişkilerindeki çatlaklara ve son yıllarda ABD’nin değişen rolüne odaklanıyor.

ABD-Avrupa Transatlantik İttifakında Kriz ve Yeniden Yapılanma

Avrupalı güçler, ABD’nin tek taraflı politikalarının ‒AB ihraç ürünlerine ek gümrük vergileri uygulamak, Grönland’ı ele geçirmekle tehdit etmek ve NATO politikalarında “Önce Amerika” gibi‒ çok taraflı mekanizmalara ve ittifaklara olan güveni sistematik olarak zedelediğinden endişe duyuyorlar.Avrupalı liderler yaptıkları konuşmalarda geçmişte Avrupa’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlılığının ve ABD’ye karşı uyguladığı yatıştırma stratejisinin artık sınırlarına ulaştığını kabul ettiler ve toplantıdaki tartışmaları “Avrupa’nın özerkliği” başlığına kaydı. Toplantıda, Avrupalı liderler Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini, kendi dış politika önceliklerini ve Avrupa Birliği’nin stratejik bağımsızlıklarını nasıl güçlendirebileceklerini tartıştılar. 

Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Ischinger, konferansı ABD-Avrupa transatlantik ittifakında güveni yeniden inşa etmeyi amaçlayan bir “bisiklet tamirhanesine” benzetti, Avrupalı güçleri “çaresizlikten yakınmak” yerine “eyleme” geçmeye çağırdı. Konferansın açılış konuşmasını yapan Alman lider Merz, hızla Amerikan sonrası bir yüzyıla dönüşen Avrupa’nın yeni gerçekliğini özetledi.

Merz “Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir ayrılık oluştu” dedi. Amerika Birleşik Devletleri’nin liderlik iddiasını sorguladı ve “muhtemelen ABD liderliği kaybetti”ifadesini kullandı Bunlar sadece sözlerden ibaret değil. Merz, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda Fransa ile “gizli görüşmeler” yaptığını da söyledi. Bu, ABD’nin Avrupalı transatlantik müttefikleri için gerekeni yapacağına dair artık koşulsuz bir güvenin kalmadığının çarpıcı bir itirafı oldu. ABD politikaları, uluslararası düzende belirsizliği artıran önemli bir faktör olarak değerlendirildi ve Avrupa ile ABD arasındaki ideolojik çatışma konferansın diğer bir önemli teması haline geldi.

Sosyalist Çin’e Büyük İlgi:  Çok Taraflılık ve Küresel Yönetişimin Yeniden Canlandırılması

Çinliler bu yılki toplantıya çok sayıda akademisyen ve yetkili ile katıldı. Toplantıya katılan bazı uzmanlar, Çin’in istikrarlı dış politikası ve uzun vadeli ekonomik kalkınma ve ithalatta—yabancı sermaye girişlerinde dış dünyaya açılma hedeflerinin uluslararası topluma—ABD’nin izlediği tek taraflılık politikasından farklı bir yönetişim deneyimi sunduğu konusunda genel olarak hemfikir oldular ve toplantıda dile getirilen Çin’in önerileri geniş ilgi gördü.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, “Çin Özel Oturumu”nda bir konuşma yaptı ve küresel yönetişimin reforma tabi tutulması ve iyileştirilmesi için dört öneri sundu: İlerici BM sisteminin canlandırılması, ülkeler arasında koordinasyon ve işbirliğininteşvik edilmesi, uluslararası ilişkilerde gerçek çok taraflılığın uygulanması ve son olarak çatışmaların acilen sona erdirilmesi ve barışın teşvik edilmesinin öncelikli olarak ele alınması.

Wang Yi, Çin’in barışı teşvik eden kararlı bir güç, uluslararası istikrar için güvenilir bir güç ve tarihsel ilerlemenin yanında sıkı duran bir ülke olacağını vurgulayarak, tüm ülkeleri insanlık için ortaklaşa bir gelecek inşa etmeye çağırdı ve Çin ile Avrupa’nın düşman değil işbirliği ortakları olduğunu vurguladı. Avrupalı birçok liderin ABD’yi kendileri için önemli bir tehdit olarak algıladığı koşullarda, Çin Avrupa’yla yakınlaşma ve ortak işbirliği zeminlerini güçlendirmeye çalışıyor. 

Çin Dış İşleri Bakanı’nın ABD Dış İşleri Bakanı’nın hemen ardından gelen konuşması oldukça ilgi çekti. Özellikle soru/cevap bölümünde Çin Dış İşleri Bakanı’nın Japonya’da aşırı sağ güçlerin güçlenmesi ve Japon militarizminin güçlenmesi ve Japonya’nın 70 yıl sonra ilk defa Tayvan üzerine yaptığı gerginlik yaratan açıklamaları üzerine olgulara dayalı açıklaması, büyük alkış aldı. Öte yandan Wang Yi’nin Ukrayna Savaşı üzerine bir soru üzerine “Avrupa bunu kenardan izlememeli. Geçen yıl Münih’te, o aşamada ABD Rusya ile görüşmelere başlamıştı ve Avrupa kenardan izliyor gibiydi. Avrupa menüde değil, masada olmalı,” dedi. “Avrupa Macron’unziyaretiyle Rusya ile konuşma cesaretini gösterdi – bunu memnuniyetle karşılıyoruz” sözleri de büyük alkış aldı. 

Küresel Güney’in Yükselişi ve Küresel Güney’in Rolü

New York Merkezli Council on Foreign Relations (CFR) web sitesine göre bu yıl, Asya, Orta Doğu ve Afrika’dan da delegasyonlar konferansa geniş katılım gösterdi. Konferans organizatörlerinin kullandığı terminolojiye göre “Küresel Güney” tüm ihtişamıyla temsil edildi. Örgütün Başkanı Wolfgang Ischinger, şu ifadeleri kullandı: “Avrupa küresel konularda gerçek ortaklar istiyorsa, ilişkilerini yeniden düşünmeli; adımlarını Küresel Güney’in ihtiyaçlarına daha uygun, daha hızlı, daha stratejik hale getirmelidir.”

Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü ve eski Nijerya Maliye Bakanı Iweala, “ticarete büyük ölçüde bağımlı Afrika ülkeleri ve gelişmekte olan ekonomilerin göreceli olarak dezavantajlı durumda olduğunu ve uluslararası kurallar zayıflatıldığında bunun olumsuz etkisinin daha doğrudan olacağını belirtti. Güney ülkelerinin proaktif bir şekilde rol oynamaları, birleşmeleri ve işbirliği yapmaları, uzlaşma sağlamaları, çok taraflı sistem reformunu teşvik etmeleri ve küresel çok taraflı düzenin korunmasında önemli bir güç haline gelmeleri gerektiğini” savundu. Togo Dışişleri Bakanı Robert Diesel, yaptığı konuşmada, “Afrika artık sadakalara değil, karşılıklı yarar sağlayan iş birliğine, pragmatik ticari ilişkilere ve kalkınma için net bir vizyona ihtiyaç duyuyor… Afrika’nın artık “alıcı kıta” olarak görülmek istemiyor, uluslararası toplum Afrika ülkelerinin kalkınma ihtiyaçlarını anlamaya, karşılıklı saygı ve eşit istişareye dayalı bir iş birliği modelini teşvik etmeye daha fazla önem vermeli” ifadesini kullandı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal, Münih Güvenlik Konferansı’nda diyalog kurulmasından memnuniyet duyduğunu belirterek, “burada biz gelişmekte olan ülkelerin seslerini herkes duyabiliyor… küresel ekonomik kalkınmadaki eşitsizlik ve dengesizlik, Küresel Güney ülkelerini etkileyen önemli risk faktörleridir; acılı ve çalkantılı zamanlardan sonra, sonunda daha iyi bir dünyaya kavuşacağız.” Arab Newsdergisine konuşan Dışişleri Bakanı Faysal, oldukça köşeli bir eleştiri yaptı: “ Zaten biz uzun yıllar boyunca (Batının koyduğu) kuralların dışında tutulduk, aslında bugünkü kaos bizim için fırsat sayılır, fakat fırsatlar çok büyük riskler taşıyor, kuralsızlık çok büyük sorunlara yol açıyor.”

Faisal’a göre göre, küresel ekonomik kalkınmadaki eşitsizlik ve dengesizlik, Küresel Güney ülkelerini etkileyen önemli risk faktörleridir. “Bazı acı ve çalkantılı zamanlardan sonra, sonunda daha iyi bir dünyaya kavuşacağız.”

Umman Dış İşleri Bakanı konuşmasında “özellikle Küresel Güney ülkelerinin seslerinin ve endişelerinin adil bir şekilde temsil edilmesini sağlamak amacıyla uluslararası kuruluşlarda ve Güvenlik Konseyi’nde gerekli reformların gerçekleştirilmesi için çabaların ilerletilmesi” ihtiyacınavurgu yaptı. 

Münih Güvenlik Konferansı’nda kıdemli araştırma görevlisi S. Eisentraut, “Uluslararası Politika”’nın özel sayısında, “Küresel Güney’in dünyaya daha fazla kamusal mallar sağlamaya yönelik çabaları takdir edilmeli, Güney barış ve güvenlik, küresel ekonomik istikrar, sağlık yönetimi ve iklim değişikliğine yanıt gibi çeşitli alanlarda diplomatik çabalara aktif olarak katılıyor ve bölgeler arası işbirliği girişimleri öneriyor, Batı ülkeleri ise bu katkıları genellikle dikkate almıyor” ifadesini kullandı. 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Avrupa’lı güçleri “yeniden rekabete girmeye, bu kez Küresel Güney ekonomilerinde pazar payı kazanmaya ve yeni bir Batı yüzyılı inşa etmeye” çağıran konuşması ve şu ifadeleri: “Biz tek bir medeniyetiz, Batı medeniyetiyiz… İkinci Dünya Savaşı öncesinde beş yüzyıl boyunca Batı genişlemişti,  misyonerleri, hacıları, askerleri, kaşifleri rol aldılar…ilk kez Batı durmadan geriliyor, Bu gerileme tanrı tanımaz komünist devrimler ve sömürge karşıtı ayaklanmalar tarafından hızlandırıldı”  Hint ve Alman basınında büyük tepki aldı ve emperyalist sömürgeciliği canlandırma özlemi olarak değerlendirildi. Ünlü Fransız yorumcu Arnaud Bertrand, “Bu, bir üst düzey Amerikalı yetkilinin yaptığı en revizyonist ve emperyalist konuşmalardan biri ve bu çok şey ifade ediyor” dedi.

https://www.wionews.com/world/marco-rubio-s-market-share-speech-in-munich-triggers-colonialism-debate-1771243456644

Bu günlerde Avrupa Birliği ABD önderliğindeki geleneksel Batılı düzeni dengelemek için Küresel Güney ülkeleri Hindistan, Endonezya ve Mercosur blokundaki Latin Amerika ve Afrika kıtası ülkeleri ile ekonomik, ticari ve güvenlik işbirliğini derinleştirmeye çalışıyor.

Bölgesel Çatışmalar ve Güvenlik Sorunları

Toplantıda, Ukrayna krizi, Gazze savaşı ve ABD’nin İran’a karşı askeri tehditleri gibi gündemdeki konular da tartışıldı. Çok sayıda Avrupalı lider tüm tarafları, çatışmaları diyalog yoluyla çözmek için barış görüşmelerini sürdürmeye ve “yangına körükle gitmemeye” çağırdı. Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden inşası, hibrit savaşa karşı önlemler ve Avrupa’nın özerk savunma kapasitesinin güçlendirilmesi başlıkları tartışılan temel konular haline geldi.

Batı Batıya Karşı 

ABD resmi heyetinin başında Dışişleri Bakanı Marco Rubiovardı. Rubio geçen yıl aynı toplantıda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in yaptığı aşağılayıcı konuşmadan çok daha diplomatik ve uzlaşmacı bir dil kullandı. Avrupa ve Britanya finans sermayesi think-tank sözcüsü Chantam House Yürütme Direktörü Bronwen Maddox yazdığı yazıya “Batı Batıya Karşı” başlığını koydu: salonun yarısı, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun konuşmasının ardından ayakta alkışladı; bu alkışlar, Rubio’nun Avrupa’nın kaderi asla ABD’den bağımsız olmayacak şeklindeki açıklamasından kaynaklanan bir rahatlamaydı.  Fakat, Rubio’nun Avrupa ve Ukrayna’ya yönelik Amerikan desteğine getirdiği açık sınırlamalar da dinleyiciler arasında hemen huzursuzluğa yol açtı. Avrupa dışındaki (Küresel Güney kastediliyor) ülkelerin temsilcileri ise bunu beyaz Avrupa medeniyetine bir övgü ve onu dünyanın geri kalanından koruma çağrısı olarak gördükleri için öfkeliydiler.” Konferansa damgasını vuran ABD ile eski müttefikleri arasındaki uçurumdu; bu uçurum, moderatörlüğünü yaptığım bir etkinliğin başlığında da yeralıyordu: “Batı Batı’ya Karşı”. İzleyiciler “odadaki fili” elealmaya davet edildi; salonlar ve koridorlardaki ekranlarda, izleyiciye doğru ilerleyen hantal bir fil gösteriliyordu (isterkasıtlı olsun ister olmasın, Trump’çı Cumhuriyetçi Parti sembolü). Rubio’nun konuşması Trump yönetiminin, Avrupa’nın destekleyici olmadığını görürse, ABD’ninçıkarlarını korumak için kendi bildiği yolda ilerleyeceğine dairaçık bir uyarı vardı”. Rubio, “Bunu sizinle birlikte yapmayıtercih ederiz,” dedi, ancak ABD, isteksiz müttefiklerdendiplomatik onay koparmak için beklemeyecekti”.

En büyük şaşkınlık ve tartışma, Avrupa medeniyetineövgüsünden kaynaklandı. Avrupa’nın dünyaya hukukkurallarını, üniversiteleri, bilimi, Beethoven’ı ve Beatles’ıverdiğini söyledi. 

Buna diğer kıtalardan gelen yanıt, binlerce yıl önce kendimedeniyetimize sahip olduğumuz yönündeydi.” 

Ayrıca Marco Rubio daha konferans bitmeden Münih’ten ayrılıp, Trump’a yakınlık duyan sağ popülist güçlü liderlerin yönettiği Slovakya ve Macaristan’a uçtu.

Demokrat Partili Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, sahneye çıkarak eyaletinin Başkan Donald Trump’tan daha kalıcı olduğunu savundu ve görüştüğü Avrupalı liderlerin transatlantik ittifaka verilen zararın geri döndürülemez olduğuna inandıklarını kabul etti.

Demokratlar, Cumhuriyetçi Parti Senatörü Lindsey Graham’ın toplantının başında yaptığı ve Trump’ın Danimarka’nın yarı özerk bölgesi Grönland’a yönelik emellerinden vazgeçmediğini ima eden sert açıklamalarını yumuşatmaya çalıştılar. Arizona’dan Demokrat Parti Senatörü Mark Kelly, “Şu anda duyduklarıma göre, Avrupa ile ilişkileri onarabilsek bile Avrupalıların kendilerini rahat hissetmeleri nesiller alacak dedi. 

Avrupa Bağımsız Olarak Silahlanmak İstiyor: Sosyalistlerden Haklı Eleştiri 

Son sözler: Avrupa’nın dış politika ve güvenlik alanında stratejik bir değişimin arifesinde olduğunu söyleyebilirim. Münih Konferansı, Avrupa’nın “ABD’ye bağımlılıktan”“stratejik özerklik”e geçişinde önemli bir dönüm noktası olabilir ve Avrupalı güçler önümüzdeki günlerde “jeopolitik bir güç haline gelmeyi” vurgulayarak tek bir ülke gibi davranma arzusu içinde olacaktır veya tek bir kutba aşırı bağımlılığı azaltmayı hedefleyebilirler. 

Avrupa’lı güçler hızla silahlanma hamleleri yapıyor, Konferans öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula vonder Leyen, “uyanış içinde olan bir Avrupa var” diyerek övünç ile “27 AB üye ülkesinin geçen yıl savunmaya yaklaşık 320 milyar avro harcadığını” müjdeledi ve daha fazla daha silahlanma” çağrısında bulundu. Bu kuşkusuz sosyalist Alman Junge Welt dergisinin yazdığı gibi “Avrupa sosyalistleri ve işçilerinin” sert eleştirileri ile karşılaşıyor.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.