Trump Dimyat’a Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan Olacak Görünüyor

0
242

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in kaçırılması, emperyalist saldırganlığın çılgınlık düzeyine ulaştığını gösterdi. Trump, kaçırma olayını gururla savunurken, Venezuela’yı artık doğrudan kendilerinin yöneteceğini açıkladı. Bunun başarılması, Latin Amerika’da doğrudan sömürgecilik dönemine geri dönüş anlamına gelmektedir. Trump, atacağı adımlarla Küba’daki devrimci iktidarı, Kolombiya ve diğer Latin Amerika ülkelerindeki halkçı iktidarları yıkıp yerlerine ya kukla rejimler getirmeyi ya da o ülkeleri doğrudan yönetmeyi istediğini de açıkça belirtiyor.

Geçtiğimiz yıl sonunda yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Amerika kıtasında tek egemen gücün ABD olacağını belirtiyordu. ABD emperyalistleri bunu Monroe Doktrini’nin güncellenmesi olarak takdim ediyorlar. Ancak 200 yıl önce yayınlanan Monroe Doktrini, ABD’nin hızla yükselen ekonomik güç olması sayesinde başarılı oldu ve ABD Güney Amerika ülkelerini “arka bahçesi” haline getirdi. ABD şimdi ise devasa dış borcu olan, bütçesi sürekli açık veren, gerileyen bir güç. Brezilya, Meksika gibi ülkeler yükselen güç Çin ve BRICS ile işbirliği yaparak kendilerine daha yararlı yollar tutmaya çalışıyorlar.

Trump, Venezuela ile yetinmeyip Grönland’ı Danimarka’dan almayı, hatta Kanada’yı bile topraklarına katmayı istiyor. Bu adım NATO’nun geleceğini tehlikeye atmaktadır. Aynı zamanda da İran’ı bombalamaktan söz ediyor. Dünyanın kralı olduğunu söyleyen Trump, İran’ın bombalanması konusunda kendisini endişelendiren tek şeyin uçakların yakıt masrafları olduğunu ima edecek kadar ciddiyetsiz ve küstah tutumlara giriyor.

Bazıları Trump’ın yaptıklarını, kafalarındaki Batı imajıyla bağdaştıramıyor. Batılı devletler uzun süredir demokrasiyi, özgürlükleri ve insan haklarını kendi ülkelerinde de tasfiye etmeye çalışıyorlar. Avrupa ülkeleri ve diğer NATO devletlerinin tamamına yakını, ABD’ye ve Trump’a kölece boyun eğiyor. Kendisini lağvedip ABD’ye katılması istenen Kanada devleti yetkilileri, Venezuela’ya yapılan saldırıyı kölece onayladılar. Avrupa devletlerinin geneli, uluslararası hukukun bu şekilde kabaca ihlalini, Venezuela’nın demokrat olmayışıyla haklı çıkarmaya çalıştılar.

Avrupalı emperyalistler, yapılanların suç ortağıdır. Nobel Barış Ödülü’nün, Trump’a hayranlığını ifade eden Venezuelalı vatan haini María Corina Machado’ya verilmesi, bu saldırının hazırlık aşamalarından biri olmuştu. Çok “feminist” geçinen Batılı ülkeler, Maduro’nun eşi ve yönetimde önemli yere sahip Cilia Flores’in ABD askerleri tarafından kaburgalarının kırılmasını, yüzünün gözünün morartılmasını konu bile etmiyor.

Venezuela ile askeri işbirliği içinde görünen Rusya devletinin, saldırıyı protesto etmekle ve Maduro’nun serbest bırakılmasını talep etmekle yetinmesi dikkat çekicidir. Çıkarları gereği ABD sistemine meydan okumak zorunda kaldı, ancak her fırsatta işbirliği yoluna girmektedir. Petrol ihtiyacının önemli bir kısmını Venezuela’dan karşılayan ve Latin Amerika ülkelerinde önemli yatırımları olan Çin ise, ekonomik çıkarlarına olağanüstü zarar veren bu saldırıya henüz diplomatik tepki düzeyinde kaldı.

Sosyalizm iddiasındaki Çin’in, dünyada kapitalizme karşı mücadeleleri ve Latin Amerika’daki anti-emperyalist yurtsever hareketleri desteklemeyi esas almayışı ve onun yerine devletler arasındaki ilişkilere ve ekonomik rekabet alanına yoğunlaşması dikkat çekicidir. Ekonomik rekabet alanında da Çin’in kapitalist işletmelerinin ekonomik ve teknik başarıları, işçilerin hayat şartlarından önce gelmektedir. Bu siyasetin, ezilenlerin kendi kurtuluşları yolunda bilinçlenmesine, örgütlenmesine ve mücadelesine önemli katkıda bulunması mümkün değildir.

Bununla birlikte, Latin Amerika’da ve dünyanın başka bölgelerinde gelişecek olan anti-emperyalist direnişler, Rusya’nın da Çin’in tutumlarını da etkileyecektir. Çünkü ABD emperyalizmi, Çin’in ekonomik yatırımlarını ve planlarını zor kullanarak çöpe atmakta, Rusya gemilerini denizlerde seyredemez duruma getirmektedir.

ABD emperyalizminin Venezuela’daki haydutluğu, Trump’ın ABD’deki kamuoyu desteğini köpürttü, ancak Venezuela’da başarı kazanmış değiller. Attıkları adımla tüm Latin Amerika ve Karayipler’e korku salmayı planladılar. Ne var ki mevcut Venezuela hükümeti, ordu, polis, halk milisleri dağılmadı; hatta daha çok kenetlendiler. Trump’ın övünerek savunduğu haydutluk ise ABD’de ve tüm dünyada tepkiler almaya devam ediyor. Venezuela’da yapılan haydutluk, Kolombiya’da, Küba’da, İran’da halk kitleleri tarafından protesto ediliyor.

Batılı emperyalist tekellerin güdümündeki bir kısım medya ise sorumluluğu saldırıya uğrayan Maduro yönetimine yıkmaya çalışıyor. Adeta “Maduro yönetimi demokratik olsaydı bunlar olmazdı” demeye getiriyorlar. Hatta Trump’ın attığı uyuşturucu ticareti iddiasını doğru kabul ediyorlar. Maduro yönetiminin Batılı emperyalistler gözündeki kabahati, yönetimin yurtsever ve halkçı yanlarından ibarettir. ABD emperyalistleri, kendisiyle iyi geçinen faşist yönetimlere ses çıkarmıyor. Venezuela, dünyanın bilinen en büyük petrol yataklarına sahiptir. Doğalgaz bakımından ise dünyanın bilinen 8. kaynağına sahiptir. Altın, lityum, kömür gibi çok önemli başkaca maden kaynakları bulunuyor. Nasıl Gazze’yi ele geçirmek, petrol yataklarını gaspetmek istiyorlarsa, benzerini Venezuela’da yapmak istiyorlar. Uyuşturucu iddiası sırf saldırıyı meşrulaştırma amacı taşıyor. CIA, dünyada uyuşturucu ticaretine yönlendiren en büyük güçtür. Trump zaten asıl amacının ülkeye el koymak olduğunu kendisi açıkladı.

Venezuela’daki sistemin çok önemli sorunları olduğu açıktır. ABD emperyalistleri, o sorunların daha da kötüleşmesi amacıyla Venezuela’ya ekonomik yaptırımlar uyguladılar. Muhalefeti terör eylemleri yapmaya teşvik ettiler. Batılı emperyalistler, bu haydutluğu ekonomik yaptırımlar yoluyla çökerttikleri Irak’a, Suriye’ye ve başka ülkelere uyguladılar. Libya’da, Suriye’de, Küba’da ve kendilerine itiraz eden bütün ülkelere karşı yapıyorlar.

Türkiye’de Marksist solun, Venezuela’ya saldırıya karşı alanlara çıkmış olması önemli bir tepkidir. Bunun, solda anti-emperyalist bilincin gelişmesi yolunda değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye solu, geçmişte Latin Amerika ülkelerindeki anti-emperyalist mücadelelerden olumlu etkilendi. Arada geçen zamanda, Latin Amerika ülkelerindeki devrimci hareketler de liberalleşti. Şimdi rüzgar tersine dönebilir. Batı’nın 15. yüzyılın sonlarından bu yana 500-600 yıldır devam eden küresel egemenliğinin sonu yaklaşıyor. NATO ve AB’nin geleceği dahi tehlikededir. Dünya ve Türkiye devrimci hareketinin önüne çok büyük olanaklar açılıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.