ODAK’TAN…
Netanyahu ve Trump, yine müzakereler sürüyormuş gibi görünürken kovboy filmlerindeki kötü adamlar gibi kalleşçe, yani savaş hukukuna aykırı biçimde saldırdılar. Hiçbir sözlerine güven olmayan tipik “kötü adam” rolünü oynuyorlar. Ancak İran’a saldırıda hiçbir kovboy filminde rastlanmayan alçaklıklar da var. Bunlardan biri çocuk katliamıdır. İşe bir ilkokulu bombalayıp 167 çocuğu birden öldürerek başladılar.
Başka bir iğrençlik de çocuk tecavüzüdür. İddiaya göre Trump, bazı videolar nedeniyle İsrail’in elinde bir tür tutsaktır, Epstein dosyalarında Trump’ın tecavüz ettiği çocukları ölümle tehdit ettiği çok sayıda şantaj videosu bulunduğu iddia edilmektedir, İran’a saldırıyı da bu şantajlar dolayısıyla başlatmıştır.
Elbette saldırının arkasında İsrail’in bölgesel egemenlik ve yayılma hevesleri ile ABD’nin İran’ı kendisine bağlayarak Rusya ve Çin’e üstün gelme çabası vardır.
ABD–İsrail saldırganları daha ilk saldırıda İran’ın en büyük lideri Hamaney’i ve üst düzey komutanlarını vurdu ancak İran saldırılara yanıt vermeyi de başardı. Çin ve Rusya bu savaşta İran’ı dolaylı olarak destekliyor. Çünkü İran düşerse onlar da büyük zarar görecek.
Trump, bekleneceği gibi İran halkına “özgürlük” çağrısı yaptı. “Özgürlük zamanınız geldi. İşimiz bittiğinde hükümetinizi ele geçirin” ifadelerini kullanan Trump’ın ve ABD’nin bugüne kadar dünyaya ve bölgeye vadettiği “özgürlüğün”; ölüm, göç, talan ve gözyaşından başka bir sonuca çıkmadığını on yıllardır yaşıyoruz.
Aslında İran uzun zamandır yaratılmaya çalışılan iç karışıklıklar nedeniyle yıpratılmakta; molla rejiminden rahatsız kitleler manipüle edilerek emperyalist saldırganlığa alet edilmeye çalışılmaktadır. “Jin, Jiyan, Azadi!” sloganının hangi amaçlarla öne çıkarıldığı birçok insan tarafından bilinmektedir. Batılı emperyalistler ve Siyonistler, Suriye’de yaptıkları gibi, bu kez de Kürt halkını manipüle etmek amacıyla İran’daki altı Kürt örgütünü birleştirdiler. ABD emperyalistleri bu savaşta, ucuz kan gördükleri Irak ve Suriye Kürtlerini de tehdit ve ulusal devlet vaadiyle Batılı emperyalistlerin kirli işlerine memur etmeye çalışıyorlar. Suriye’den taşıdıkları IŞİD tutsaklarının da Batılı emperyalistlerin “özgürlük” savaşında cepheye sürülmeleri bekleniyor.
Yaratılmak istenen tablo, paramparça bir İran’dır. Bu amaçla kişiliksiz Rıza Pehlevi’nin Batılı emperyalistler tarafından medya önünde parlatılması; öte yandan Halkın Mücahitleri gibi grupların ABD’den güç alarak “demokrasi”, “eşit ve bir arada yaşam”, “özgürlük” vurguları yapmaları dikkat çekicidir.
İran halkının bir kesimi manipüle edilmeye çalışılmaktadır; ancak öte taraftan İran’da güçlü bir anti-emperyalist muhalefet de bulunmaktadır. Batılı güçlerin yalnızca emperyalizmden medet uman muhalefeti öne çıkarması şaşırtıcı olmayan bir politikadır. İran’da halk, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmine karşı onurlu bir duruş da sergilemektedir.
ABD ve Batılı emperyalistlerin güdümünde özgürlüğe ulaşılamayacağını; özgürlüğün emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadeleden geçtiğini biliyoruz. Bu bağlamda düşmanı muğlaklaştıran, “üçüncü yol” diye idealize edilen siyasetin pratikte emperyalizmle işbirliğine çıktığını Suriye tecrübesinden iyi biliyoruz. Bu tavır yoluyla halkı manipüle etmeye çalışan kesimler, sanki devrimciler tarihten ve bugünden bihabermiş gibi, “İran’daki molla rejimini mi destekleyelim?” demektedirler.
Hareketimiz, İran’a yapılan emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanında olduğunu bir kez daha ifade etmektedir. Ortadoğu’da gelişen ABD ve İsrail saldırganlığına karşı mücadele verilmeden işçiler, emekçiler ve hiçbir halk özgürlük kazanamaz. ABD emperyalizminin 1990’dan beri bölgemize getirdiği “özgürlük”, milyonların katledilmesi ve ülkelerin yıkılmasıyla sonuçlandı.
İsrail’in bölgesel çıkarlarına uygun olarak Irak, Libya, Suriye, ve Lübnan’da tertip edilen kanlı tezgâh şimdi İran’da sergilenmek isteniyor. Lübnan yine hedeftedir.
Kısa bir süre önce ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail’in Tevrat’ta “vadedilmiş topraklar” olarak anılan bölgeleri almaya hakkı olduğunu söyleyerek bölgede neyi amaçladıklarını açıkça ifade etmiş oldu.
Bölgedeki gerici ve baskıcı rejimlere elbette karşı çıkmalıyız. Ancak en başta, yüzyılın başından bu yana bölge halklarını köleleştirme yolunda kapsamlı saldırılar yürüten ABD emperyalizmine ve Siyonizme karşı çıkmalıyız.
ABD emperyalistleri ve Siyonistler İran’da geçtiğimiz yıl yaşanan 12 Gün Savaşı’ndakinden daha güçlü bir direnişle karşılaştı. ABD’nin bölgede vurulmadık askerî üssü ve büyükelçiliği kalmadı. İsrail’in Tel Aviv kenti İran’ın isabetli füze bombardımanı altındadır. Kamuoyu yoklamalarına göre ABD kamuoyunun yalnızca yüzde 25’i savaşı destekliyor. ABD içinde ülkenin İsrail politikalarının peşine takılmasına karşı çıkan sesler giderek artmaktadır. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde savaşa karşı anti-emperyalist tepkiler büyüyor.
ABD–İsrail hain ittifakının yenilmesi, 2001 yılından beri bölgemizde sürdürülen saldırıların ağır bir darbe almasına yol açacaktır. Sürecin devam etmesi Filistin ve Lübnan halklarının katledilmesini engelleyecektir. Aynı zamanda bölgede ve ülkemizde halkları birbirine katlettirme tuzağını da boşa çıkaracaktır. Bu süreç gelişerek devam ederse Latin Amerika ülkelerinin Donroe Doktrini çerçevesinde sömürgeleştirilmesi zorlaşacak, ağır ekonomik abluka altındaki Küba’nın da nefes alması mümkün olacaktır.
Gün, emperyalist haydutlara karşı ülkemizde ve bölgemizde halkların anti-emperyalist ve anti-faşist birleşik direniş gücünü açığa çıkarma günüdür.
























