Haftanın Özeti: Gelişmeler Halkı 1 Mayıs’ta Alanlara Çağırıyor

0
122

ODAK Dergisi kolektifi olarak hazırladığımız haftanın özetinde ilkin Türkiye’den, ardından ise dünyadan hazırladığımız gelişmelere bakacağız. 

Türkiye 

Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi İlayda Zorlu, 17 Nisan 2026’da Hatay’daki evinde, polis memuru olan babasına ait beylik tabancasından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Olay, ilk etapta “intihar” olarak yansıtılsa da, ölümün koşulları ve olayın arka planı kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtı. Polis, Zorlu’nun ailesini arayıp “Kızınız 8 Mart eylemlerine katılıyor” demesiyle ailesinden baskı gördüğünü ve evden kaçmak istediğini, yoksa intihar etmek zorunda kalacağını arkadaşlarına söylemiş. Bu olayın açığa çıkarılmasını isteyen, başta öğrenciler olmak üzere İlayda’ya sahip çıkarak sorumluların hesap vermesini talep etti. İlayda Zorlu’nun şüpheli ölümünü protesto eden 79 öğrenciyi polis işkence ile gözaltına aldı. Bu olay devletin öğrencileri ülkesine ve halkına karşı sorumluluklarından uzak tutma programına işaret ediyor. Bu program 1990 yılında yoğun şekilde gündeme gelmişti. Polis aileleri çocuklarının başı belaya girecek, diye gizlice korkutuyor ve çocukları mücadeleye katılmasını engellemek amacıyla birlikte çalışmaya ikna ediyor. Gençlerin bir kısım sol hareketler tarafından mücadele adına gereksiz yere okullarını ihmal etmeye ve çok gereksiz riskleri göze almaya teşvik edilmeleri de ailelerin korkutulmasını kolaylaştırıyor. 

Yıllardır gündemden düşmeyen şüpheli kayıp vakası Gülistan Doku vakasında yeni gelişmeler yaşandı. 2020 yılında Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku kaldığı yurttan son kez çıkmıştı ve kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Başlangıçta intihar ihtimali üzerinde durulsa da medyada “Gülistan Doku’ya ne oldu?” sorusu yıllar boyunca soruldu. 13 Nisan’da 7 ilde eşzamanlı operasyonlar düzenlendi. Düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınanların 12’si tutuklandı, 1 kişi hakkında kırmızı bülten çıkarıldı. Tutuklananlar arasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel de bulunuyor. Soruşturma genişletilirken, dosya yeniden ve daha kapsamlı biçimde ele alınmaya başlandı. Gülistan Doku’nun şüpheli şekilde ölümü AKP-MHP ortaklığı tarafından ve özellikle MHP’ye yakın Süleyman Soylu’nun bakanlığı döneminde yıllarca engellendi. Soruşturmanın valiye uzanması cesur bir savcının inisiyatifini gösteriyor olsa da AKP hükümetinin onayıyla gerçekleştiği açıktır. AKP benzeri başka durumlarda savcıları ve hatta mahkemeleri görevden almıştı. 

AKP iktidarı CHP’ye saldırısında yargıyı kullanmaya devam ediyor. CHP’ye ait belediyelere yapılan operasyonlar artıyor. Geçtiğimiz günlerde Ataşehir Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” iddiaları kapsamında geniş çaplı bir operasyon düzenlendi. Yürütülen soruşturmada, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “suç örgütü kurma” suçlamalarıyla belediye başkanı dahil 20 kişi gözaltına alındı; 19 kişi tutuklanırken bir kişi serbest bırakıldı.

Antalya’da Manavgat Belediyesi hakkında yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Operasyonda, “rüşvet”, “irtikap” ve “suç örgütü” iddiaları kapsamında aralarında belediye çalışanları ve “iş insanları”nın da bulunduğu 21 kişi daha gözaltına alındı. Yeni gözaltıların, dosyaya giren delil ve ifadeler doğrultusunda yapıldığı belirtilirken, soruşturmanın genişleyerek sürdüğü ifade ediliyor. Bu suçlamaların önemli bir kısmı iftiradan oluşuyor. AKP’li yetkililer çok daha fazla yolsuzluk yapıyor olmasına rağmen yargıdan kurtuluyor. Hatta Özlem Çerçioğlu gibi CHP’liler AKP’ye katılarak kendilerini kurtarıyorlar. Ne yazık ki CHP içinden de yolsuzluğa bulaşanlar az değil. Bu da hem muhalif yöneticilerin mücadele etmesini zorlaştırıyor hem de kolay tasfiye edilmelerine yol açıyor. 

TMSF, kayyım atayarak yönetimine el koyduğu TELE1’i satışa çıkardı. Kanal, 28 milyon TL muhammen bedelle açık artırma ve kapalı teklif yöntemlerinin birlikte uygulanacağı bir ihaleyle devredilecek. Satış kapsamına kanalın mal varlıkları, hakları ve sözleşmeleri de dahil edilirken, teklif süreci haziran ayında tamamlanacak. Tele1’e el konulması sürecininin başından beri hapiste tutulan  TELE 1 Yayın Koordinatörü Yanardağ, sosyal medya hesabından Kanala el konularak kelepir fiyata satılmasına tepki gösterdi. Tele1’e saldırı ve Merdan Yanardağ’ın casusluk suçlamasıyla hapsedilmesi tarihsel bir basın özgürlüğü ve yargı ihlalidir. 

Hafta içinde MHP ile aynı gelenekten İYİ Parti arasındaki TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin İttifakı) tartışması dikkat çekti. İyi Parti sözcüsü, Devlet Bahçeli’nin TRÇ önerisinin MHP’nin mezardaki lideri Alpaslan Türkeş’i üzeceğini iddia etti. Amerikan emperyalizmine büyük hizmetlerde bulunmuş bir NATO’cu olan Türkeş’in Rusya ve Çin düşmanlığı biliniyor. Ancak Bahçeli’nin, TRÇ İttifakı görüşüyle, NATO’ya bağlılıkta kusur etmediği biliniyor. Bahçeli TRÇ İttifakı görüşünü aslında Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk devletlerini hatta İran Türklerini NATO yanına çekme planının bir parçası olarak gündeme getiriyor. 

Antalya Diplomasi Forumu büyük bir skandala yol açtı. Forum’da konuşma yapan ABD Büyükelçisi ve gayrı resmi Ortadoğu Sömürge Valisi Thomas Barrack bölge ülkeleri için en uygun rejimlerin demokrasi değil monarşi ya da yarı monarşi olduğunu belirtti. Thomas Barrack eşliğinde Osmanlı propagandaları yapan AKP hükümeti bu hakarete haliyle itiraz etmedi. CHP lideri Özgür Özel ise Büyükelçinin derhal “istenmeyen kişi” ilan edilmesini istedi. Ne yazık ki Özgür Özel’in bu çıkışı ülkemizin onurunu savunmaktan ziyade kendi parti çıkarlarını savunmaya dayanıyor. Özel ve İmamoğlu gibi CHP liderlerinin asıl tepkisi ABD ve Avrupalı emperyalistlerin kendilerini değil de Erdoğan’ı desteklemelerinedir.

Mücadele Haberleri 

Özetimize geride bıraktığımız hafta yaşanan mücadele haberleri ile devam ediyoruz. 

Geride bıraktığımız hafta 1 Mayıs’a sayılı günler kala sosyalistler ve emek yanlısı güçler afiş ve bildiri çalışması gerçekleştirdi. 

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde okuyan İlayda Zorlu’nun geçtiğimiz hafta devlet eliyle katledilmesini çeşitli eylem ve etkinliklerle protesto eden gençlerden 2’si arkadaşlarının katledilişine göz yummadığı için tutuklandı. 

Genç Direnişçi Kadıköy’de film etkinliği gerçekleştirdi. Gerçekleşen etkinlikte LGBT cinsiyetinden insanların  maden işçileri ile dayanışma göstermesi, günümüz koşullarında ezilen kesimlerin dayanışma ihtiyacı ve görevi olarak yorumlandı. Münster’de faaliyet yürüten ODAK Kültür Merkezi ise Ortadoğu’daki savaşta nasıl tutum alınması gerektiği üzerine 2 etkinlik gerçekleştirdi.

Cumartesi Anneleri “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1099. haftasında tekrardan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bir araya gelen grup, 45 yıldır durumu gizlenen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu. 

Bu hafta hasta mahpuslar için eylemlere de devam edildi. İzmir, İstanbul ve Ankara’da gerçekleşen basın açıklamasında, ağır hasta mahpuslar Abdülhalik Orak, Mecit Baştaş ve Özgür Aras’ın durumuna dikkat çekilerek derhal serbest bırakılması talep edildi.

Dünyadan 

Suriye’de IŞİD ve El Kaide güçlerinin liderliğinden gelerek ABD, İngiltere, İsrail ve Türkiye egemenleri yardımlarıyla iktidarı ele geçirmiş olam Colani ile gene ABD, İngiltere ve AB’nin desteklediği SDG komutanı Mazlum Abdi arasında “Barış ve İşbirliği Anlaşması” imzalandı. İmzalanan 5 maddelik anlaşmanın taraflar arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemeyi hedeflediği belirtildi. Anlaşmaya göre, yerel kaynakların paylaşımı, SDG’nin statüsünün belirlenmesi ve özerk yönetim bünyesindeki çalışanların devlet yapısına entegrasyonu gibi başlıklar öne çıkıyor. Ayrıca maaş sisteminin birleştirilmesi ve Kürtlerin devlet kurumlarında daha geniş temsil edilmesi de maddeler arasında yer alıyor. Taraflar, söz konusu anlaşmanın Suriye’de ulusal birliği güçlendirmeyi ve istikrarı artırmayı amaçladığını ifade ediyor. ABD böylece IŞİD ile Kürt milliyetçilerini hem savaştırmış hem de birleştirmiş oldu. Bu süreçte her iki taraftan da binlerce insan öldü ve kadınlar çok ağır saldırılarla karşı karşıya kaldı. Amaç Suriye’deki laik ve anti emperyalist Esad rejimini tasfiye etmekti. 

Bulgaristan 19 Nisan genel seçimlerini asker kökenli eski cumhurbaşkanı Romen Rudev liderliğindeki İlerici Bulgaristan Partisi kazandı. Rudev oyların yüzde 45’ini alarak 240 sandalyeli parlamentoda mecliste 135 sandalye kazandı. Bulgaristan’da son beş yıldır yoğun siyasi istikrarsızlık yaşıyordu. Bu süredeki hükümetlerin aşırı derecede yolsuzluğa batması ismi yolsuzluklarla anılmayan Radev’e iktidar yolunu açtı. Radev Ukrayna savaşına diğer Avrupalı liderler kadar gönüllü ve fanatik Rusya düşman bilinmediği için AB içinde Macaristan’ın yerini Bulgaristan’ın alabileceği iddia ediliyor. Biz sadece Bulgaristan hükümetinin AB liderliğine kafa tutacağını beklemiyoruz. Sadece eskisi kadar Rusya karşıtı olmayacağını düşünebiliyoruz. AB’nin Avrupa hükumetlerinin iradelerini ve hatta seçim sonuçlarını kolay kabul eden bir topluluk olmadığını biliyoruz. Slovakya Başbakanı Fico 15 Mayıs 2024’te suikast girişiminden ağır yaralı kurtulmuştu. Aslında AB yanlıları Romanya ve Moldova seçimlerini de çeşitli hile ve tertiplerle kazanmışlardı. AB Yugoslavya’nın iç savaşa sürüklenmesi, bombalanması ve parçalanmasında, Gürcistan ve Ukrayna’daki darbelerde çok büyük rol oynadı. Türk azınlığın milliyetçi partisi Haklar ve Özgürlükler Hareketi seçimlerde yüzde 7 civarında kaldı. Bu partinin bölünme ve yolsuzluklar nedeniyle güç kaybettiği belirtiliyor. Haklar ve Özgürlükler Partisi bir dönem yüzde 15’lerde oy alabilmekteydi. Yaşanan gerileme Türkler arasında kimlik sorununun eskisi gibi etkili olmadığına yorumlanıyor. 

Küba, ABD’den gelen bir heyetle başkent Havana’da görüşme yapıldığını doğruladı. Ancak ABD basınında yer alan “siyasi tutukluların serbest bırakılması için Küba’ya ultimatom verildiği” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı açıklandı.  Küba Dışişleri yetkilileri, görüşmelerde öncelikli konunun ABD’nin uyguladığı enerji yaptırımlarının kaldırılması olduğunu vurguladı. ABD’li bir heyet, Havana’da Küba’nın eski Devlet Başkanı Raul Castro’nun torunu Guillermo Rodriguez ile görüştü. Torun Rodriguez kapitalizm yanlısı görüşleriyle biliniyor. Görüşmenin hassasiyeti nedeniyle sürecin temkinli yürütüldüğü belirtildi.

İran yetkilileri müzakereye heyet göndermeyeceklerini bildirince Trump, İran’a yönelik planlanan askeri operasyonların askıya alındığını ve ateşkesin devam edeceğini duyurdu. Trump ardından  da İsrail ile İran arasındaki ateşkesin uzatılmasına karar verdiğini açıkladı. Trump öte yandan da İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdüreceklerini bildirdi. İran tarafı bu karara temkinli yaklaşırken, ABD’nin baskı politikaları altında müzakere yürütmeye karşı olduklarını belirttiler.

Ateşkes kararına rağmen ABD ordusu İran çevresine askeri güç yığmaya devam ediyor. İsrail’in Lübnan’a saldırıları da devam ediyor. ABD hükümeti aynı zamanda vatandaşlarına İran’ı terk etme çağrısı yapıyor. İran, Hürmüz Boğazı’nda kuralları ihlal ettiğini belirttiği üç gemiye ateş açıp ikisine el koydu. Bu eylem, ABD’nin ateşkesi uzatması ve İran limanlarına ablukayı sürdürmesi sonrası gerçekleşti. Boğaz’daki bu gerilim, küresel petrol ve gaz fiyatlarının yükselmesine neden olarak ekonomileri olumsuz etkiliyor.

ABD kaynakları İran rejimi içinde ılımlı-sertlik yanlısı taraflar arasında, savaşla ilgili yoğun iç mücadelenin  yaşandığı haberlerini yayarken ABD ordusundan sorunlar yaşandığı görülüyor. ABD Savaş Bakanı Hegseth ile anlaşmazlık yaşadığı açıklanan Donanma Sekreteri John Phelan da istifa etmek zorunda bırakıldı. Bu tasfiyenin ABD ordusu içindeki anlaşmazlıkların ürünü olduğu görülüyor. Daha önce ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George, generallerden David Hodne ve William Green istifa ettirilmişlerdi. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent de İran’a karşı savaşı “Vicdanen destekleyemem” diyerek 17 Mart 2026’da istifa etmişti. 

Almanya hükümeti, İkinci Dünya Savaşı sonrasında açıkladığı ilk askeri stratejisinde Almanya’nın 2040’a kadar Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu kuracağını belirtti. Bu askerileşme sosyal haklara, işçi ücretlerine ve emekli haklarına karşı yoğun saldırı eşliğinde yürütülüyor. Almanya 460 bin askeri, muharebeye hazır hale getirme hedefini “Rusya’yı caydırmak” gerekçesiyle meşrulaştırıyor. Asıl hedefin Alman emperyalizminin birinci ve ikinci dünya savaşı öncesi savaş stratejilerine dönmek olduğu açıktır. Hızla silahlanan diğer güç ise Japonya’dır. Konvansiyonel güç planları kolaylıkla nükleer güce dönüşebilecektir. 

Ukrayna’daki savaş şiddetlenirken Avrupa yetkilileri birbiri ardından, kendi ülkelerinde askerlik çağındaki  Ukraynalıları Ukrayna’ya gündeme kararları alıyor. Bu kararlar ateşe benzin dökme niteliği taşımaktadır. 

Sonuç

Emperyalizmin ülkemizi ve bölgemizi ne hale getirdiğini görüyoruz. Demokrasi şampiyonu geçinen ABD, Türkiye’ye padişahlık rejimi tavsiye edecek duruma geldi. Batılı güçler bölgemizde ve dünyada Trump hükümeti öncesinde de demokrasi karşıtıydı. AKP iktidarı, Libya, Suriye vb. onların eseridir. 

Dünya genelinde artan savaşlar, ekonomik krizler ve yaşam koşullarındaki kötüleşme, bu yıl 1 Mayıs’ı daha kritik bir noktaya taşıyor. ABD’nin İran’a saldırısı çok daha geniş bir savaş tehlikesini artırırken kaynakların savaşa ayrıldığı, halkların ise yoksullaştığı bir süreci derinleştiriyor. Emperyalist ve kapitalist sistemin içinde ezilen halk direnmek dışında başka çare bulamıyor. Son zamanlarda yaşadığımız ve etliye sütlüye bulaşmam diyenleri de derinden etkileyen toplumsal olaylar, herkesi direniş alanlarına çağırıyor adeta. Temmuz ayında Türkiye’de gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı sesler yükselirken, 1 Mayıs’ın sadece bir anma günü değil; emperyalizme, savaşa ve sömürüye karşı ortak mücadeleyi büyütme günü olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.