Bu haftaki özetimizde; NATO toplantısı sonrası Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere, iktidarın muhalefete karşı saldırılarına ve mücadele haberlerine bakacağız.
Dünya
Dünyanın en büyük emperyalist savaş kışkırtıcılarından olan Senatör Lindsey Graham’ın ölümünün ardından, Suriye’deki Kürt liderlerin açıklamaları, Kürt hareketine sempatiyle bakan antiemperyalist devrimcileri ve demokratları hayretler içinde bıraktı. Mazlum Abdi, “Kendisi, Kürt halkına verdiği sarsılmaz destek ve Suriye’de barış ile adaletin tesisi için yürüttüğü yorulmak bilmez mücadeleyle tarihe geçmiştir.” şeklinde bir açıklama yaptı. Graham; 2003 yılında Bush yönetiminin Irak’a saldırmasını teşvik etmek için Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğunu ileri sürmüş olan insanlık düşmanı yalancılardan biriydi. Irak’a yönelik bu saldırı, ülkenin yakılıp yıkılmasının yanında 1 milyondan fazla Iraklının yaşamını kaybetmesine de yol açacaktı.
Graham, Gazze konusunda da aynı saldırgan konumdaydı. Bu süreçte İsrail, Gazze gibi küçük bir bölgeye Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan bombalardan daha şiddetli bombalar atmıştı. İsrail’in giriştiği soykırım nedeniyle İsrail’e verilen askeri desteğin sınırlandırılması görüşüne şiddetle karşı çıkan Graham ayrıca, “İsrail’in yerinde olsam savaşı sonlandırmak için Gazze’ye atom bombası atardım” anlamına gelen sözleriyle de dikkat çekti. Graham, aynı zamanda Ukrayna savaşının baş kışkırtıcılarından ve Suriye’de 600 bin Suriyelinin yaşamını yitirmesine yol açan emperyalist saldırının destekçilerinden biriydi.
Suriye’deki Kürt milliyetçi hareketini, Siyonizm’in ve ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda destekledi. Rusya’ya yönelik ağır yaptırımları ve NATO’nun Rusya’ya karşı sert bir tutum almasını savundu. Ukrayna’da ölmüş olan bu alçağı Kürt halkının en sadık dostu olarak görmek için derin bir ulusal bencillik içinde olmak gerekiyor. Bu ifadeler, devrimcileri Kürt milliyetçi hareketinin kimleri dost gördüğünü, hatta dünyada nasıl bir rol oynadığı üzerinde düşünmeye davet ediyor. On yıllardır Kürt milliyetçi hareketinin peşinden giden sol örgütlerin çoğu, ne yazık ki bugün bile yanlış tutumlarını gözden geçirecek cesarete değildir.
ABD’nin deli Başkanı Trump, 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşen NATO toplantısının ortasında ABD’nin ateşkesi bozduğunu açıklamıştı. Kısa bir süre önce İranlı yetkililerin gayet iyi insanlar olduklarını söyleyen Trump, birdenbire onlara en kötü sıfatları yakıştırdı. Küçük çocuklar gibi ani fikir değiştirmesini sorgulayan gazetecilere ise “Onları tanımıyormuşum.” yanıtını verdi. Trump önce Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin, taşıdıkları yükün değerinin yüzde 20’sini ABD’ye ödemesi gerektiğini söyledi. Ertesi gün ise yine karar değiştirdiğini açıkladı. Bu sırada İran’ın çok sayıda şehri, ekonomik kaynakları ve köprüleri yoğun şekilde bombalandı; birçok İranlı hayatını kaybetti. Bu saldırının Türkiye egemenleriyle görüşülerek netleştiği ihtimali güçlüdür.
İran Devrim Muhafızları Ordusu da ABD’nin iş birlikçi Körfez ülkelerindeki askeri varlığını hedef aldı. Dünya enerji ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı yeniden kapatıldı ve petrol fiyatları hızla yükseldi. Uzmanlar, savaşın başındakine benzer bir enerji krizinin patlak verebileceğini aktarıyor.
Donald Trump’ın İran’ı başka bir ülkeye işgal ettirecekleri yönündeki açıklaması, Türkiye’nin İran’a karşı kullanılması konusundaki endişeleri artırdı. Hakan Fidan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada İran’ın adımlarını İsrail’in yayılmacı politikalarına benzetmesine İran hükümetinden tepki geldi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Fidan’ın açıklamalarını “hayret verici ve yanlış” olarak niteledi. Bekayi, “Türk dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz.” dedi.
Ukrayna’daki savaş karşılıklı canlar almaya devam ediyor. Batılı emperyalistler, Ukrayna hükümetine silah göndermeyi sürdürürken; AB ve İngiltere, Ukrayna’nın kukla hükümetini kullanmaya devam ediyor. Ruslar ve Ukraynalılar birbirlerini öldürmeyi sürdürüyor. Almanya ve Fransa’nın öncülüğünde dokuz Avrupa devleti, Rusya’ya daha çok zarar vermek amacıyla Ukrayna’da balistik füze imal edilmesine yönelik yeni bir koalisyon kurduklarını ilan etti. AB ve İngiltere, Rusya’ya karşı yeni yaptırım kararları açıkladı. Ayrıca AB ile Ukrayna, İHA’ların geliştirilmesi ve üretiminde iş birliğini derinleştirecek yeni bir anlaşmaya imza attı. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen bu amaçla Kiev’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirerek Ukrayna ile ortak dron üretimi anlaşması imzaladı. Rusya da Von der Leyen’in Kiev ziyareti sırasında Kiev’e bomba yağdırdı.
Türkiye
Cumartesi sabahı erken saatlerde Çankaya Belediyesi’ne düzenlenen operasyonda, CHP’li Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner de dahil olmak üzere toplam 36 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarılmış ve ilk etapta 30 kişi gözaltına alınmıştı. Operasyon kapsamında mahkemeye sevk edilen Hüseyin Can Güner ile birlikte 24 kişi; “suç örgütü kurma”, “rüşvet” ve “ihaleye fesat karıştırma” gibi suçlamalarla tutuklanırken, 6 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. İçişleri Bakanlığı, Güner’in görevden uzaklaştırıldığını açıkladı. Bu operasyonun ardından gözler şimdi Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne çevrildi.
CHP’de il ve büyükşehir düzeyinde 7 belediye başkanı görevden uzaklaştırılmış olup, bunlardan 5 tanesi halen hapistedir. İlçe belediyeleri düzeyinde ise 28 başkan görevden uzaklaştırılmış ve bunlardan 23’ü cezaevinde bulunmaktadır. Bu insanlardan bir kısmı gerçekten yolsuzluk yapmış olabilir; ancak hükümetin asıl amacının yolsuzlukla mücadele etmek değil, iddia edilen yolsuzlukları ya kullanarak ya da icat ederek muhalefeti baskılamak olduğu açıktır.
AKP iktidarının Ahbap Derneği’ne yönelik operasyonu da aynı amaca hizmet etmektedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen geniş çaplı soruşturmada derneğin kurucusu Haluk Levent ve avukat Ece Güner’in de aralarında bulunduğu 14 kişi tutuklandı. Tutuklama kararının ardından Haluk Levent, Tekirdağ’da yer alan Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi. Soruşturmanın derinleştirilmesiyle birlikte geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen ikinci dalga operasyonlarda 12 kişi daha gözaltına alındı. Levent ifadesinde, “usulsüzlük yaptığını fakat yolsuzluk yapmadığını“ söyledi. Ayrıca Haluk Levent’in aynı ifadede Süleyman Soylu’dan bahsetmesine rağmen, bu sözlerin “soruyla uyumlu olmadığı” gerekçesiyle tutanağa geçirilmediği avukatı tarafından aktarıldı. Burada Haluk Levent’i ya da CHP’yi savunmaksızın belirtelim ki bu operasyonların temel amacı, muhalefet hakkında kuşku ve güvensizlik yaratmaktır. “Kimseye güven kalmadı” diye düşünen bir kitle, mücadele etmek yerine sisteme teslim olacaktır.
Türkiye’de çocuk suçluluğunun ne denli yüksek boyutlarda olduğu bilinmektedir. Bu konuda alınan önlemler zaman zaman kısa vadeli, küçük çaplı düzelmeler sağlasa da uzun vadede çocukların geleceği kararmaya devam ediyor. Suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanun teklifi, AKP tarafından 14 Temmuz 2026 Salı günü TBMM’ye sunuldu. Teklifle, çocuk hükümlülerin cezalarına çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlamaları, ancak iyi halli olduklarının değerlendirilmesi durumunda eğitimevlerine ayrılabilmeleri öngörülmektedir. Ayrıca teklif, çocuklara verilecek cezaların alt ve üst sınırlarının artırılmasını da içeriyor. Örneğin düzenlemeye göre 15-18 yaş grubuna müebbet hapis verilebilmesinin önü açılırken, çocuğunu ihmal eden ebeveynlere yönelik cezaların alt sınırı da 1 yıldan 2 yıla çıkarılıyor. Ne yazık ki bu tür polisiye önlemlerin tek başına çocuk suçluluğunu önleme imkanı bulunmuyor. 2010 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı 83 bin 393 olarak kaydedilmişti. Bu sayı 2015-2021 yılları arasında 130 bin ila 150 bin civarına yükseldi. Günümüzde ise Türkiye’de her yıl ortalama 180 bin çocuk adli bir suça sürüklenmektedir. Bu suçlar arasında en büyük payı akran zorbalığı, yaralama ve şiddet eylemleri oluştururken, uyuşturucu ile ilgili suçlar %8,2 civarına yükselmiştir. Çocuk suçluluğunun artmasında; uyuşturucu ticareti, çeteleşme ve mafya kültürünün yaygınlaşması, eğitim sorunları, yoksulluk, sosyal adaletsizlik ve kötü şehirleşme gibi yapısal toplumsal sorunlar başrolü oynuyor. Nitekim OECD verilerine göre Türkiye, okul terk oranlarında üst sıralarda yer almaktadır.
MÜCADELE HABERLERİ
Emek Haberleri
İSİG Meclisi’nin paylaştığı yeni rapora göre 2026 yılının Haziran ayında en az 228 kişi iş cinayetlerinde katledildi. Hayatını kaybedenlerin 6’sı çocuk olurken, 10 kişi ise kadın emekçilerden oluşuyor. Rapora göre 2026 yılının ilk altı ayında ise 1063 kişi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, Kocaeli Dilovası’nda 2’si çocuk 7 kişinin yanarak can verdiği katliamanın sorumlularının adil yargılanması için ve işçi katliamlarına dikkat çekmek amacıyla 19 Temmuz Pazar günü saat 16.00-18.00 arasında Kocaeli Gebze Kent Meydanı, İstanbul Gayrettepe Masquerade Gece Kulübü Önü,, Ankara Madenci Anıtı, İzmir Karşıyaka İZBAN Önü, Bursa Fomara Meydanı, Tekirdağ Çerkezköy Belediye Meydanı, Muş Varto Direniş Çadırı ve Eskişehir Köprübaşı’nda adalet nöbetinde olacak.
Birleşik Metal-İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi BİSAM’ın Temmuz ayı için açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına göre 4 kişilik bir ailenin sadece gıda harcaması (açlık sınırı) 36.324 TL oldu. Yoksulluk sınırı rakamı ise 119.330 TL’ye ulaştı.
Öğretmenler, emeklerini gasbeden mülakat ayrımcılığının ortadan kaldırılması ve özel sektör öğretmenlerinin taban maaş haklarının dikkate alınması amacıyla ara verdikleri Ankara eylemelerine yeniden başladılar. Emekleri ve hakları gaspedilen öğretmenler dün Hazine ve Maliye Bakanlığı önünden Milli Eğitim Bakanlığı önüne yürümek isterken şiddet kullanılarak darp edildiler ve ters kelepçe takılarak göz altına alındılar. Öğretmenler haklarını alana kadar mücadele etmekte kararlılar.
Beşiktaş Belediyesi’nde işten atılan işçiler açlık grevini 12 gündür sürdürüyor. Beşiktaş Belediyesi işçisi Turan Çil 214 gündür belediye binası önünde direniyor. Daha önce hakları gasbedilerek işten atılan Cem Devran Çiftçi ve Uğur Gülen işe dönme mücadelelerini Turan Çil ile birlikte belediye binası önünde sürdürüyorlar. 3 işçi de açlık grevinde ve bir an önce işlerine iade edilmelerini belirterek, yaşayacakları her hangi bir sağlık sorununun tüm sorumluluğunun Beşiktaş Belediyesi yöneticilerinde ve sorumluluğu olan herkesin ellerinde olduğunu belirtiyorlar. İşçiler, 18 Temmuz Cumartesi günü saat 15.00’da Beşiktaş CHP İlçe Binası önünde basın açıklaması gerçekleştirecekler. Tüm kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyorlar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde hiç bir yasal dayanağı olmayan güvenlik soruşturması bahaseniyle işten atılan işçiler direnişlerini sürdürüyor. İşlerini geri almak için belediyenin çeşitli kurumlarında eylem yapan, basının ve kamuoyunun dikkatini çekmek için mücadele eden işçileri bu hafta milletvekilleri ve emekçilerden yana olan çeşitli kurumlar ziyaret ettiler. İşçiler kararlılar ve kazanana kadar mücadele edeceklerini belirtiyorlar.
Bu hafta Torbalı Belediyesi işçileri eksik ödenen ücretleri için iş bırakma eylemi yaptılar. İşçilerin ikramiye, geriye dönük alacak ve ödenemeyen maaş haklarıyla birlikte ödenmeyen tüm ücretlerinin her işçi için kişi başına yaklaşık 100 bin TL alacağı bulunuyor.
Kuryeler bu hafta katledilen Merve Yılmazelli için eylemdeydi. Merve Yılmazelli Fiyuu kuryeliği yaparken cuma günü Beylikdüzü’nde çalışırken trafikte bir maganda tarafından makas atılarak hayatını kaybetti. Meslektaşları çeşitli eylemler yaptılar ve Merve Yılmazelli’yi mezarı başında son yolculuğuna uğurladılar.
Enerji-Sen’in, Aksa Holdinge bağlı Bursagaz’da sendika ve emek düşmalığına karşı direnişi 38 gündür devam ediyor. İşçiler sendikalarıyla birlikte Bursagaz şirketi önünde mücadele nöbetini sürdürüyor.
AFP Türkiye bürosunda çalışan basın emekçilerinin haklı grevi 12 gündür devam ediyor.
İzmir’de Temel Conta işçileri 585 gündür işi ve emeği için kararlılıkla direniyor.
Nakliyat-İş Sendikası’nın Tüvtürk Araç Muayene istasyonlarında başlattığı kararlı grev 207 gündür devam ediyor.
Nakliyat-İş Sendikası NATO’ya karşı kampanyalar yürüten sendikalar arasında yer alırken şuan Küba’ya karşı ABD’nin uyguladığı soykırıma varan ambargosuna karşı bir kampanya yürütmeye başladıklarını duyurdu.
Kocaeli’nde bulunan İngiltere merkezli Vesuvius şirketinde Birlik Metal-İş Sendikası’nın örgütlenerek yetki almasına karşı işçiler üzerinde baskılarını arttıran ve sendikanın aldığı yetkiye itiraz ederek toplu sözleşme mamasına oturmayan emek düşmanı tutuma karşı işçilerin sürdürdüğü eylemler bir etki yaratarak şirket patronlarına geri adım attırdı. Şirket, toplu sözleşme masasına oturmayı kabul etti.
Sonuç
Dışarıda İran ve Ukrayna’daki savaşlar gündeme damgasını vururken; içeride de Ahbap Derneği hakkındaki soruşturma gündemi meşgul etti. İran’daki molla rejiminin emperyalizme karşı gösterdiği direniş, dünya devrimci güçlerinin işini kolaylaştırmaktadır. Bu, molla rejiminin kendi öznel amaçlarının ötesine geçen bir gerçekliktir. İsrail ve ABD emperyalistlerinin bölge halklarına yönelik saldırılarına destek olanlar ise iddiaları ne olursa olsun onların safına düşmüşlerdir.
Depremzedelere yardım amacıyla kendilerine emanet edilen paraların bir kısmıyla kumar oynamakla suçlanan Ahbap Derneği’nin bugüne kadar 158 milyon dolar topladığı belirtiliyor. Henüz hiçbir şey netleşmemişken Haluk Levent’in medyada linç edilmesine (infaz edilmesine) ortak olmak doğru değildir. Diğer yandan bu denli büyük bir miktarın bu derneğe akması, dayanışma yanlısı halkın AKP’ye yönelik güvensizliğinin somut bir ifadesidir. İktidar, ileride siyasi koz olarak kullanmak amacıyla muhalif derneklerin, kişilerin ve örgütlerin hata yapmasına göz yumar, hatta bunu teşvik eder. Devrimciler bu konuda çok dikkatli olmak zorundadır.
Devrimci hareket; kendi içinde birbirini geride bırakmaya çalışmak veya CHP ile DEM Parti gibi düzen sınırlarındaki örgütlerin peşinden koşmak yerine, dayanışma alanında ortak çalışmayı ve birlikte gelişme stratejisi uygulamayı hedefleseydi, ülkemizde yaşanan bu güven erozyonlarının önüne kolaylıkla geçilebilirdi. Halkın dayanışma ihtiyacı için neden Ahbap gibi örgütlere sığınmak zorunda bırakıldığı ise ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur.
Hiçbir özel çıkar gözetmeksizin ülkesi, halkı ve insanlık için bütün varlığını feda etmeye hazır tertemiz unsurların yer aldığı devrimci hareketlerin, kamu denetimine açık ortak bir dayanışma örgütü kurmamış olmalarının bu tabloda hiç mi payı yoktur? Halkın dayanışma iradesi, bu tür alternatif kurumlar yerine devrimciler aracılığıyla kurulan kalıcı öz dayanışma örgütlenmelerine aktarılmalıdır. Devrimciler de üzerlerine düşeni yaparak bu dayanışmayı omuz omuza büyütmelidir. Deprem sırasında fedakarca çalışan sosyalist örgütler, bu faaliyetleri birbirleriyle koordineli halde yürütebilselerdi; belki de Ahbap gibi bir dernek bu denli öne çıkamayacaktı bile. Maalesef birçok fedakar insanın seferber olmasına rağmen o dönem sol güçler birbirleriyle rekabete girmiş, adeta önlük giyme yarışına tutuşmuş ve hatta kimi kurumlar deprem bölgesine siyasi üyelik formu ile gitmişlerdir.
Haftanın en önemli gelişmesi ise başta eğitim emekçileri ve işten atılan işçilerin direnişleri olmak üzere yükselen işçi eylemleridir. Ülkemizi düzen partileri değil; hak ve özgürlükleri için mücadele içinde bilinçlenen, örgütlenen ezilenler ve onların mücadelesine omuz veren devrimciler kurtaracaktır.
























