Haftanın Özeti: Artan Tehlikeler ve Mücadeleler

0
59

Bu haftaki özetimizde Ortadoğu’da ABD-İran savaşının yeniden tırmanmasına, bölgemizdeki askeri ve siyasi işbirliklerine, Öcalan’a Alevilerin itirazlarına, rejim içi hesaplaşmalara, Filistin ve Ukrayna’daki gelişmelere, Almanya’da AfD’nin yükselişine ve “Rusya sabotajı” tartışmalarına, Girne-Taşucu seferinde yaşanan feribot faciasına değineceğiz. Ülkemizden ve dünyadan hak arama ve işçi mücadelelerine de yer vereceğiz.

Ortadoğu’da savaş yeniden alevlendi

ABD ile İran arasındaki çatışmalar yeniden başladı. ABD’nin İran’ın güney kıyılarında ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hedeflere yönelik saldırılarına İran da Bahreyn, Ürdün, Kuveyt ve Irak’taki ABD üslerine saldırarak misliyle karşılık verdi. Eylül başındaki bu saldırılar, temmuz ayından bu yana iki ülke arasındaki en büyük askeri çatışmalardan biri oldu.

İran’ın açıklamalarına göre ABD’nin son saldırılarında en az 18 kişi öldü, 108 kişi yaralandı. Hürmüz Boğazı yakınlarında bir düğünün vurulması sonucunda da çok sayıda sivil hayatını kaybetti veya yaralandı.

İran’ın ticari gemilerin geçişini daha sıkı kontrol etmesi ve ABD’nin deniz ablukası nedeniyle ticari taşımacılık da ciddi biçimde azaldı. 2 Eylül’de boğazdan yalnızca altı ticari yük gemisinin geçebildiği bildirildi. Suudi Arabistan’a ait iki petrol tankerinin Umman açıklarında vurulması ise savaşın bölgeye yayılma potansiyelini gösteriyor. Petrolün varil fiyatı da 95 dolar civarına yükseldi.

Şubat ayında başlayan savaşta İran’ın direnişi, ABD ve İsrail’in hesaplarını zorlaştırmış; Haziran ayında ortaya çıkan ateşkes ve müzakere süreci de bu gerçekliği teyit etmişti. Bugün yaşanan yeni saldırılar, savaşın sona ermesi umutlarını zayıflatıyor. Trump yönetiminin, 3 Kasım ara seçimlerinden ağır bir yenilgi almamak için İran’da görünümü kurtarmaya ihtiyacı bulunuyor. Savaş nedeniyle İran’da enflasyon yüzde 100’e doğru giderken İran hükümeti ise ABD’yi bir daha saldırmaması konusunda anlaşmaya zorluyor.

CIA Direktörü Radcliffe’in 25 Ağustos Salı günü Baltık ülkesi Letonya’dan Moskova’ya uçarken Amerika’nın ve dünyanın en büyük askeri nakliye uçağını kullandığı, amacın da Körfez ülkelerinde öldürülen ABD askerlerini ABD’ye taşımak olduğu iddia edildi.

Savaşın etkileri cepheyle sınırlı kalmıyor; petrol fiyatlarından taşımacılığa, enerji maliyetlerinden temel tüketim maddelerine kadar geniş bir alana yayılıyor. Böylece emperyalist saldırganlığın faturası yine dünyanın emekçilerine çıkarılıyor.

Bölgemizde askeri ve siyasi işbirlikleri

31 Ağustos’ta İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3 milyar avroluk hava ve füze savunma anlaşması imzalandı. “Aşil Kalkanı” adı verilen sistem, hava savunma füzeleri, radarlar, komuta-kontrol sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı savunma unsurlarını kapsıyor.

Aynı gün İstanbul’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması çerçevesinde ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı yapıldı. Üç ülke, savunma işbirliğinin kurumsallaştırılması ve ortak savunma sanayii çalışmalarının geliştirilmesi konusunda anlaştı. İsrail’i dengelemek amaçlı olduğu ileri sürülen Mekke Anlaşması, Endonezya’ya varıncaya kadar tüm Sünni dünyayı birleştirme perspektifi taşıyor. Bu da en başta İran öncülüğündeki Direniş Ekseni’ne karşı olma potansiyeli taşıyor. 

Erdoğan, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyelik ihtimalini değerlendirebileceğini, bunun NATO ve Batı ile ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelmediğini açıkladı. AKP, bu adımla ŞİÖ ülkeleriyle arayı açmamaya çalışıyor. Türkiye egemenleri, bu ittifak politikalarıyla dünyanın yeniden şekillendiği süreçte kendilerini garantiye almaya, etki alanlarını artırmaya ve yeni hareket alanları edinmeye çalışıyor.

Öcalan’ın eleştirilmesi ve Bakırhan’dan ayar

Suriye’de Kürt hareketinin HTŞ iktidarıyla yaptığı anlaşma, Türkiye’deki Alevi kesimleri tedirgin ediyor. Bu nedenle Öcalan’ın, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Kürt egemeni İdris-i Bitlisi arasındaki tarihî ittifakın güncellenmesine yönelik özlemleri hafta içinde yoğun tartışma konusu oldu. DEM Parti çevreleri, Öcalan’ın sözlerinin saptırıldığını iddia ettiler. Cumhuriyet yazarlarından Mehmet Ali Güller ise bu itiraz karşısında Öcalan’ın 1992 yılından bu yana bu arayış içinde olduğunu hatırlattı. 

Basit bir yapay zeka aramasında da görülebileceği gibi bu arayış daha 1992 yılından bu yana ifade edilmiştir:

1992: Öcalan, Yalçın Küçük’le yaptığı tarih tartışmasında Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ilişkisini bir siyasal ittifak olarak değerlendirir.

1993: Bu tartışmalar Tarihe Doğru Bakış adıyla yayımlanır; Öcalan, Yavuz’un kurduğu düzen için iki kez “Yavuz’unki mükemmel bir ittifaktı” der.

Temmuz 1997: Mihri Belli ile yaptığı tartışmada İdris-i Bitlisi’nin Kürt emirlikleri ile Osmanlı arasındaki rolünü anlatır; Çaldıran’ı bu birleşmenin ilk ürünü olarak gösterir ve bunu “devlet düzeyinde bir ittifak arayışı” diye tanımlar.

2010/2012: Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü’nde Yavuz’un Safevi yayılmasını “benzer bir ittifak anlayışıyla” durdurduğunu savunur.

21 Mart 2013: Nevruz mesajında Türkler ile Kürtlerin “bin yıla yakın” İslam bayrağı altında ortak yaşamını vurgular.

2013–2015: İmralı görüşmelerinde Yavuz–İdris ilişkisini İran/Safevi hegemonyasına karşı tarihsel Türk-Kürt ittifakı çerçevesinde tekrar tekrar işler.

25 Nisan 2025: Perspektif metninde Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakını açıkça öne çıkarır; Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye’yi Kürt-Osmanlı ittifakının ürünleri olarak niteler.

Öcalan’ın övdüğü ittifak coğrafyamızda Alevi ve Türkmen soykırımı yapmıştır.. 

Öcalan’ın DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, 53 Alevi aydın, akademisyen, sanatçı ve siyasetçinin imzaladığı bildiride eski HDP milletvekillerinden Müslüm Doğan’ın da yer almasına kızdı ve “Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum” şeklinde tepki gösterdi. Nezaketsiz bulunan bu tepki, Kürt hareketine dayanarak toplumda ve hatta sosyalist saflarda itibar kazanmaya çalışanlara bir uyarı olarak görülmelidir.

Rejim içi hesaplaşma

Son haftalarda Süleymancılar ve Furkan Vakfı gibi dini yapılanmalara yönelik operasyonların devam edeceği görülüyor.

Eski başbakanlardan Davutoğlu da hakkında soruşturma yürütülenler arasına katıldı. Soruşturma, Davutoğlu’nun sosyal medyada yeniden dolaşıma sokulan bir konuşma videosu nedeniyle açıldı. Davutoğlu, Eylül 2021’de Bingöl’ün Genç ilçesinde yaptığı konuşmada Erdoğan’ın yakınlarını zengin ettiğini ileri sürmüştü.

Bir soruşturma da AKP’nin çok kötü ünlü eski Ankara belediye başkanı Melih Gökçek hakkında açıldı. Melih Gökçek’in yurt dışına milyonlarca dolar kayıt dışı para kaçırdığı iddia ediliyor. Gökçek bugün, 4 Eylül saat 16.00’da, ifade verecek.

Bu operasyonlar laiklik ve temiz toplum amacıyla değil, mevcut sömürü ve yağma düzenini toparlamak amacıyla yapılmaktadır.
**

Türkiye solundan SMF, Sol Parti, Komün, Kürdistan Komünist Partisi, ODAK, EHP, Kaldıraç, Halkevleri, Teori ve Politika, TİP, Birleşik Metal İş Toplu Sözleşme Sorumlusu İrfan Kaygısız, SYKP ve Devrim Partisi‘nden temsilciler 29 Ağustos Cumartesi günü Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde Çin Halk Cumhuriyeti Siyasal Müsteşarı Yamin Guo ile tanışma ve tartışma toplantısı dolayısıyla bir araya geldiler. Bu buluşma Türkiye solunun bağımsızlığına ve birliğine önem verilmesi halinde önemli bir olanak görülebilir. 

Odak Dergisi taraftarları 29.08.1979 tarihinde öldürülen devrimci kahraman Cemalettin Yalçın’ı anmak amacıyla 30 Ağustos Pazar günü Sanayi Mahallesi’nde bulunan mezarı başında bir anma etkinliği düzenledi. Cemalettin Yalçın devrimci dürüstlüğün, özverinin, militanlığın ve işkencede direnişin sembollerinden biridir. 

Emek Gündemi

Bu yıl yaşanan çocuk işçi ölümleri sayısı, Mardin’den Sakarya’ya gelerek fındık toplayıp geçimini sağlamak zorunda bırakılan 13 yaşındaki tarım işçisi Yusuf Kesen’in hayatını kaybetmesiyle 58’e yükseldi.

Türkiye’de 2026 yılının ilk 7 ayında yaşanan en az 1.279 iş cinayeti, her 4 saatte bir işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, ikisi çocuk 7 işçinin katledildiği işçi katliamında Kocaeli SGK İl Müdürü Mehmet Salih Aydın, Kocaeli İŞKUR Müdürü Ulvi Yılmaz ve adı geçen diğer sorumluların yargılanması için bu hafta Kocaeli SGK İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Aileler ayrıca 8 Eylül günü saat 10.00’da Kandıra Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde gerçekleşecek duruşmaya katılım çağrısı yapıyor.

DİSK’in paylaştığı güncel rakamlara göre Türkiye’de yaklaşık 12 milyon 305 bin kişi işsiz durumda. DİSK-AR isimli araştırma merkezinin ağustos ayı için paylaştığı bilgilere göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,6 düzeyinde. Dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki puan farkı 22,5; geniş tanımlı kadın işsizlik oranı ise yüzde 40 düzeyinde.

Ayrıca raporda, 4,5 milyon kişinin haftalık 40 saatten az çalıştığı ve daha fazla çalışmak istediği, 5 milyon kişinin çalışmak istemesine rağmen iş bulamadığı ve resmi işsizlerin yüzde 83’ünün işsizlik ödeneği alamadığı belirtiliyor.

Kazancı Holding’e bağlı Bursagaz’da, Enerji-Sen’i yetkili sendika olarak tanımayan ve örgütlenme çalışması yapan işçileri işten atan şirkete karşı bu hafta Kazancı Holding önünde emek güçlerinin katılımıyla bir basın açıklaması yapıldı.

Bu haftanın güzel haberlerinden biri, İBB’ye bağlı Ağaç A.Ş.’de direnen işçilerin işe dönme mücadelesini kazanması oldu. Belediye yöneticilerinin çözüm için söz vermesi nedeniyle işçiler önce direnişe 1 hafta ara verdiler. Fakat çözüm olarak sadece 7 kişinin işe alınacağını öğrenmelerinin ardından Saraçhane’de Başkanlık Binası önünde yeniden direnişe başladılar. İşçilerin sendikaları BTO-SEN ve emek güçlerinin dayanışmasıyla yarattığı güçlü direnç, belediye yöneticilerine geri adım attırdı. İşçiler bu önemli kazanımı, “Sabrın, kararlılığın, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin sonucudur.” açıklamasıyla paylaştılar.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde taşeron işçi olarak çalıştırılan modüler tuvalet emekçileri, taşeron çalışma düzenine son verilmesi için mücadelesini sürdürüyor.

Karabağlar Belediyesi’nde, Belediye-İş ile belediye yönetimi arasında imzalanan kötü sözleşmeye itiraz ettiği için sürgün edilen Murat Mengirkaon’un mücadelesi sürüyor.

Van Büyükşehir Belediyesi’nde kayyum tarafından işten atılan belediye işçilerinin mücadelesi devam ediyor.

Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın direnişçi isimlerinden Başaran Aksu ve Gökay Çakır’ın tutukluluğu devam ediyor. Başaran Aksu, başladığı açlık grevini 5 gündür sürdürüyor. Açlık grevi nedeniyle şeker ve meyve suyu almak istemesine karşı Sincan Cezaevi Müdürü’nün baskı uyguladığı belirtiliyor. 

Limter-İş Sendikası yöneticilerinden Devrim Yutsever ve Kenan Hesas ise keyfi nedenlerle hapishanede hâlâ tutuklu bulunuyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası’nın işçilerle birlikte BBCA Storex’te işçi ve sendika düşmanlığına karşı başlattığı direniş 47 gündür devam ediyor.

Yine Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Panelsan’daki direnişi 33 gündür devam ediyor.

Nakliyat-İş Sendikası’nın TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’ndaki direnişi 255 gündür sürüyor.

Nakliyat-İş Sendikası’nın Çayırova’da bulunan Hödlmayr Lojistik’teki grevi 37 gündür sürüyor.

Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde çalışırken Genel Merkez tarafından işsiz bırakılan Nursemin Yıldız’ın işe dönme mücadelesi kararlılıkla devam ediyor.

Alanya’da bulunan Kleopatra Royal Palm Otel’in tadilatını yapan firmada çalışan işçiler, alacakları ödenmeyince direnişe başladı.

Yalova’da Grand Thermal Otel’de çalışan 110 işçi işten çıkarılarak alacakları ve diğer hakları gasp edilmek isteniyor. OTİS’in paylaştığı bilgiler, turizm sektöründe yaşanan kölelik düzenini gözler önüne serdi. Paylaşılan bilgilere göre işçilerin iki aylık ücretleri ödenmedi. Kıdem ve ihbar tazminatları ile kullanılmayan yıllık izin ücretlerinin de ödenmediği; otelde konaklayan işçilerin yaklaşık 1 aydır elektrik, su ve doğalgazdan mahrum bırakıldığı; otelde reşit olmayan kişilerin çalıştırıldığı ve bu kişilerin ücretlerini alamadığı belirtildi. Ayrıca ücret ve diğer haklarını alamayan bir işçinin çatıya çıkarak intihar girişiminde bulunduğu ifade edildi.

Özetimize dünyadan seçtiğimiz gelişmelerle devam ediyoruz.

Filistin ve Ukrayna’da savaş sürüyor

Filistin’de İsrail’in soykırımı, askeri saldırıları ve işgalci yerleşim politikaları devam ederken insani kriz de ağırlaşıyor. Batı Şeria’da Dünya Gıda Programı, kaynak yetersizliği nedeniyle yardım ulaştırdığı kişi sayısını 400 binden 200 bine düşürmek zorunda kaldı. İşgal güçlerinin ve yerleşimcilerin saldırıları, hareket kısıtlamaları ve topraklara el koyma politikaları ise sürüyor. İsrail bu saldırıları, ABD başta olmak üzere Batılı emperyalist güçlerin siyasi, askeri ve ekonomik desteğiyle sürdürüyor. Dün Irak, Libya ve Suriye’nin; bugün Lübnan, Yemen ve İran’ın hedef alınma sebeplerinden biri de Filistin’e verdikleri destektir.

Ukrayna savaşı gitgide daha tehlikeli hâle geliyor. Taraflar birbirlerinin ekonomik kaynaklarını hedef alıyor. Hafta boyunca Rusya, Ukrayna’yı sürekli bombalamaya devam ederken Ukrayna hükümeti de Rusya’daki hava trafiğini hedef alabileceği mesajını verdi. Bu mesaj, Rusya ekonomisini sarsma tehdididir. Rusya, “Karşılık veririz” şeklinde İngiltere ve Almanya hükümetlerini uyarmayı sürdürüyor.

Geçtiğimiz hafta Moskova’yı ani bir şekilde ziyaret eden CIA Direktörü Radcliffe’in, Putin’e suikast hazırlandığı haberini ilettiği iddia edildi. Radcliffe’in, suikast planının İngiltere’ye ait olduğunu söylediği de iddia ediliyor. Savaşı kışkırtan Avrupa ülkelerinin burjuva basını, Rusya’nın sabotajları ve muhtemel saldırıları hakkında haberler yayıyor.

Almanya’da aşırı sağ ve “Rusya tehdidi”

Almanya’da yaklaşan seçimler, Avrupa’da aşırı sağın ve yabancı düşmanlığının ulaştığı boyutu bir kez daha gösteriyor. 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılacak eyalet seçimleri öncesinde AfD, yüzde 40’ın üzerinde oyla açık ara önde bulunuyor. Parti, göçmen karşıtlığını, sınırların daha fazla kapatılmasını ve göçmenlerin geri gönderilmesini siyasetinin temel başlıkları hâline getiriyor.

AfD’nin yükselişini toplumun “sağa kayması” ile açıklamak doğru değildir. Emperyalistler halk kitlelerini örgütsüzleştirdi; örgütsüzleştirilen kitlelere kendi dünya görüşünü empoze etti. Sol ise, ne yazık ki, bu saldırıya direnmeyi başaramadı. Bu koşullarda ağırlaşan ekonomik sorunlar, konut ve iş sıkıntıları, Doğu ve Batı Almanya arasındaki eşitsizlikler ve mevcut partilerin emekçilerin sorunlarına çözüm üretememesi, aşırı sağa geniş bir alan açıyor. AfD, bu sorunların gerçek nedenleri yerine göçmenleri ve yabancıları hedef göstererek bu alanı alabildiğine istismar ediyor. Böylece kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlikler, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı üzerinden emekçilerin birbirine karşı kışkırtılması mümkün oluyor.

AfD’nin yükselişi, Almanya’da Rusya’ya karşı yürütülen savaş kışkırtıcılığı ile de kesişiyor. Ukrayna’daki savaşı ısrarla destekleyen Alman makamları, Leipzig/Halle Havalimanı’na yönelik başarısız bir insansız hava aracı saldırısından Rusya’yı sorumlu tuttu; Moskova ise suçlamaları reddetti. Enerji altyapısına yönelik sabotaj iddiaları da soruşturuluyor.

Avrupa’da çok yoğun “Rus tehdidi” propagandası, Avrupa’nın yeniden silahlandırılması için güçlü bir siyasi gerekçe olarak kullanılıyor. Almanya 2026’da “savunma” bütçesini 82,7 milyar avroya çıkardı; savunma ve güvenlik başlığındaki toplam harcama yaklaşık 100,9 milyar avroya ulaşıyor. “Savunma ve güvenlik” harcamalarındaki artış bütçe açığı ve borçlanmayı büyütürken sosyal harcamaların federal bütçe içindeki payı geriliyor.

“Rus tehdidi” aslında Batılı emperyalistlerin savaş kışkırtıcılığının ürünüdür. Mevcut burjuva partilerinin ve emperyalizm güdümlü solun yaydığı Rusofobinin inandırıcılığı zayıfladıkça, bu politikalara karşı çıkıyor görünen AfD halkın gözünde itibar kazanıyor.

Bu gemi niye battı ya da hayatlarımız bu kadar ucuz mu?

Girne-Taşucu seferini yapan Filo Jet adlı feribotun 30 Ağustos’ta batması, haftanın en üzücü gelişmelerinden biri oldu. Gemide 267 kişinin bulunduğu, son açıklamalara göre 8 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 20 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Olayla ilgili soruşturma başlatılırken kaptan, mürettebat ve şirket yöneticileri hakkında da adli işlemler yapıldı.

Geminin denize elverişlilik belgesinin geçerli olduğu belirtilirken görgü tanıkları, geminin hareketinde anormallikler ve baş kısmının denize sert biçimde çarpması gibi ayrıntılardan söz etti. Kazanın gerçek nedenleri soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktır. Ancak bu tür facialarda yalnızca kaptanın veya birkaç çalışanın sorumluluğunu aramak yeterli değildir. Geminin bakımı, denetimler, güvenlik standartları, çalışma koşulları ve şirketlerin kâr baskısı bütünlüklü biçimde incelenmelidir.

İnsan hayatının kârdan daha değersiz görüldüğü bir düzende, gemiler yalnızca denizde değil, sistemin kendi çelişkileri içinde de batmaktadır.

Savaşın faturası ve işçilerin mücadelesi

Dünyanın farklı bölgelerindeki savaşlar, büyük ekonomik sonuçlara yol açıyor.  Enerji fiyatlarındaki artış, taşımacılık maliyetleri, gıda fiyatları ve kamu bütçelerinin silahlanmaya yönlendirilmesi doğrudan emekçilerin yaşamını etkiliyor. Bir tarafta savaş sanayileri ve silah tekelleri büyürken diğer tarafta işçiler daha yüksek kira, gıda ve enerji faturalarıyla karşı karşıya kalıyor.

Savaşların kazananları ile kaybedenleri aynı insanlar değil. Savaş kararlarını alanlar çoğu zaman servetlerini koruyor, hatta bugün olduğu gibi büyütürken ölenler, yerinden edilenler ve ekonomik bedeli ödeyenler halklar ve emekçiler oluyor.

Bütün bu koşullara rağmen Türkiye’de olduğu gibi dünyanın farklı ülkelerinde de işçilerin mücadeleleri sürüyor. Kenya’da havacılık sektöründeki grev, Avustralya’da Qantas çalışanlarının eylemleri, Tayvan’da Micron işçilerinin mücadelesi ve Boeing’de teknik çalışanların grevleri, sermayenin kriz maliyetini işçilere yükleme politikasına karşı gelişen direnişlerden bazıları oldu.

Bu mücadeleler farklı ülkelerde ve farklı koşullarda ortaya çıksa da ortak bir gerçeğe işaret ediyor: Sermaye krizin faturasını emekçilere çıkarmaya çalışırken işçiler de kendi haklarını korumak için mücadele ediyor. Savaşların ve ekonomik krizlerin birbirinden kopuk olmadığı günümüzde, işçi mücadelelerinin uluslararası dayanışma temelinde güçlenmesi her zamankinden daha önemli.

Haftayı kapatırken

Geride bıraktığımız haftada Ortadoğu’da ABD-İran savaşı yeniden alevlenirken Rusya ve Avrupa devletlerinin Ukrayna üzerinden yürüttükleri savaş, tehdit edici yeni boyutlar almaya devam etti. Avrupa devletleri, hatta NATO ile Rusya’nın açıktan çatışması ihtimali biraz daha güçlendi. Avrupa’da yeniden silahlanma ve Rusya tehdidi tartışmaları sürerken sosyalist solun yetersizlikleri nedeniyle aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı güç kazanıyor.

Türkiye’de AKP iktidarının dışarıdaki ilişkilerini tahkim etme politikası çok ilginçtir. Mesela ne ABD, ne Avrupa ne de Rusya Kürt meselesini AKP’ye karşı kullanabiliyor. AKP iktidarının Libya’yı, Suriye’yi, İran’ı ve Rusya’yı nasıl kandırdığı biliniyor. Ukrayna savaşında bir yandan savaşın seyrini etkileyecek şekilde Ukrayna’ya SİHA satarken diğer yandan da barış için en çok çalışan ülke gibi görünmeyi başarıyor.

AKP iktidarının ŞİÖ politikası da, Rusya ve İran’la yürüttüğü Astana süreçleri mantığıyla olabilir. Sonucunu biliyoruz. AKP aynı zamanda Kürt hareketiyle girdiği ilişkiden güç alarak içerideki muhalefeti sıkı kontrol altında tutuyor.

İşçi direnişleri Türkiye’de gündem olmaya devam ediyor. İşlerinden atılan işçilerin yürüttükleri açlık grevleri, toplumdan destek almanın yollarının dar olmasının ürünüdür. Her şeye rağmen mücadelelerde başarılar sağlanıyor.

Sosyalist solun bu süreçte başarılı olması, her şeyden önce mücadelesinde kararlı olmasına bağlıdır. İkinci olarak ise solda, anti-emperyalist ve emekçilerin çıkarlarını esas alan bağımsız bir çizgi temelinde dayanışmacı işbirliğine ihtiyaç var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.