Çürüyen sokaklar, sönen ocaklar ve bir annenin feryadı

0
44

Nadiye Karahan

Yıllardır bu coğrafyanın üzerine karabasan gibi çöken en büyük felaket, sadece rakamlara sıkışan ekonomik krizler veya kaybolup giden yıllar değildir. Asıl yıkım; mahallelerin, sokakların ve en acısı, geleceğimiz olan evlatlarımızın göz göre göre zehir tacirlerine teslim edilmesidir.

“Mücadele ediyoruz” masallarıyla uyutulmaya çalışılan toplum, her geçen gün daha da derinleşen bir bataklığın ortasında, can çekişen bir neslin çığlıklarıyla baş başa bırakılmıştır.

Göz yumanların eseri

Yirmi yılı aşkın süredir iktidarı elinde bulunduranların yarattığı bu sistem, gençleri hayata bağlamak, onları üretime ve umuda ortak etmek yerine; çaresizliğin, işsizliğin ve ceberut bir çıkmazın kucağına itmeye devam ediyor.

Bugün sokakları saran uyuşturucu illeti, münferit bir adli vaka olmaktan çoktan çıkmış; bu düzenin zafiyetinden ve denetimsizliğinden beslenen sistematik bir yıkım aracı hâline gelmiştir.

Bir zamanlar özentiyle hedeflenen o “küçük Amerika” rüyası, ne yazık ki en karanlık, en acımasız yüzüyle sokaklarımızda gerçeğe dönüştü. Metropollerin mahallelerinde köşe başlarını tutan çeteler, çocukların geleceğini parça parça koparırken, bunu izlemekle yetinenlerin tek yaptığı şey kürsülerden başarı hikâyeleri anlatmaktır.

Bir annenin yüreğindeki yangın ve tükeniş

“Ben bir anneyim ve bu benim çığlığım” diyenlerin feryadını görmezden gelenler, evlatların göz göre göre can çekiştiği bu düzenin asıl failleridir.

Bağımlı bir evladın gözünün önünde adım adım kendini bitirmesini, eriyip gitmesini izlemek; anneler ve yakınları için kelimelerin kifayetsiz kaldığı, tarifi imkânsız bir suçluluk, tükenmişlik ve yaşayan bir ölüme dönüşen yas döngüsüdür.

Geride kalan enkaz ve travmalar

Annelerin gözyaşları üzerine kurulan bu duyarsızlık duvarı; sönen ocaklar ve eğer varsa o evdeki masum çocukların omuzlarına yüklenen sessiz travmalarla büyümektedir.

Güven duygusunu daha hayatın başında yitiren, ihmal, şiddet ve belirsizlik içinde kalan o yavrular, bu karanlık tablonun en ağır bedelini ödeyen ama sesi en az çıkan kurbanlarıdır.

Yok olan hayatlar ve çaresizlik

En acısı da şudur ki bağımlı olan insan, yavaş yavaş kendi elleriyle hayatını, benliğini ve geleceğini bitirirken, geride kalan aileler bu trajik intiharın izleyicisi olmak zorunda bırakılıyor.

Bu, sadece bir bireyin yıkımı değil, bir ailenin dirhem dirhem erimesidir. Bağımlı kendini bitirirken, o ocağın içindeki herkesi de beraberinde mezara gömmektedir.

Hesapsız kalmayacak acılar

Toprağa verilen çocukların, sönen ocakların ve feryat eden annelerin hesabı sorulana kadar bu kalem susmayacaktır.

Gençlerin hayallerini ve hayatlarını zehre kurban edenler, tarihin ve vicdanların mahkemesinde asla aklanamayacak ve yarattıkları bu karanlık, acımasız tablonun altında kalacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.