Genç Direnişçi
Bazı insanların mücadelesi onlar aramızdan ayrılsa da devam eder. Onları yalnızca doğdukları, mücadele ettikleri ve öldükleri tarihlerle anlatmak mümkün değildir. Geride bıraktıkları; isimden yada kişisel bir hatıradan daha fazlasıdır. Bir miras veya gelenek olma niteliği taşır. Bugünkü yazımızda bu nitelikleri taşıyan Hareketimizin ilk kaybı, işkencede yitirdiğimiz kahramanımız Cemalettin Yalçın’a değinecek ve anacağız.
Cemalettin Yalçın’ı bugün anmak sadece bir tören veya program değil onun mücadelesini yaşatmaktır. Che Guevara’dan etkilenen Cemalettin bizler için “yeni insan” kavramıyla özdeşleşen devrimcilerden biridir. Tıpkı diğer devrimciler gibi…
Cemalettin’in kısa yaşamı, Türkiye’nin 1970’li yıllardaki büyük toplumsal hareketlerinin içinde şekillendi. Sanayi Mahallesi’nde, emekçilerin ve yoksul insanların arasında büyüyen genç olarak önce çevresindeki adaletsizliklerle karşılaştı. 1974’ten itibaren Sanayi Emekçiler Derneği çevresindeki çalışmalara katılmasıyla birlikte devrimci düşüncelerle daha yakından tanıştı. O dönemde gençlik hareketinin, işçi mücadelelerinin ve anti-faşist direnişin yükseldiği bir atmosfer vardı. Cemalettin de bu atmosferin yalnızca seyircisi olmadı; kendisini giderek mücadelenin içinde buldu. O hem Hareketimizin hem de İstanbul Dev-Genç’in önemli militanlarından biri oldu.
Fakat Cemalettin’i yalnızca dönemin siyasal olayları üzerinden anlamak eksik kalır. Onu farklı kılan, mücadeleyi tereddütsüz olarak kişisel çıkarlarının önüne koyan karakteriydi. Kendisine fayda sağlayacak bir yol aramak yerine, başkalarının sorunlarına koşan bir gençti. Ümraniye’de halkın konut edinme mücadelesinde yer alması, onun için yalnızca politik bir faaliyet değildi. Halkın yaşamına dokunmak, onların sorunlarını kendi sorunu olarak görmekti. Kardeşi ve ODAK Dergisi baş yazarı Hamza Yalçın’ın yazdıklarına ve arkadaşlarının anlatımlarına göre çevresindeki insanlar onun sözünün arkasında duracağına, zor zamanda arkadaşlarını yalnız bırakmayacağına güveniyordu.
İşte burada Cemalettin’in yaşamı bizlerin kadro anlayışıyla birleşiyor. Devrimci Kadro, edindiği bigileri hayatına taşıyan, teori ile pratiği birleştirebilen, zor koşullarda sorumluluk almaktan kaçmayan insandır. Kendi çıkarlarını değil, birlikte mücadele ettiği insanların ve toplumun ihtiyaçlarını öne koyabilen kişidir. Yani umutsuzluğu umuda, bireyciliği dayanışmaya, teslimiyeti direnişe dönüştüren kişidir. Cemalettin’in yaşamında bu özelliklerin pek çoğunu somut olarak görmek mümkündür.
O, mücadeleyi dışarıdan izleyen biri değildi. Okuduğu kitaplardan edindiği bilgileri mücadele içine taşımaya çalışıyordu. Okumak onun için bir üstünlük göstergesi değil, dünyayı ve içinde bulunduğu toplumu değiştirme çabasının bir aracıydı. Teori, pratiğe dönüşmediği sürece eksiktir, pratik de teoriyle beslenmediğinde yönünü kaybedebilir. Cemalettin’in hayatında bu ikisinin birleşmesi, onu çevresindeki insanlarda güven uyandıran bir mücadele insanına dönüştürdü.
Onun bir başka özelliği ise yoldaşlığa verdiği anlamdı. Yoldaşlık, yalnızca aynı düşünceyi paylaşmak değildir. Asıl yoldaşlık, zor zamanlarda ortaya çıkar. Cemalettin’in arkadaşlarına karşı tutumu bunun örneklerinden biridir. Yaralı olarak yakalandığı 21 Temmuz 1979 günü yaşananlar, bizlerin karşısına bir yoldaşlık örneği olarak çıkıyor. Yaralanmış halde ilkin yanında yaralanan arkadaşın taşınmasını istedi. Kendisi de yaralandığı halde “Onu taşıyın!” diyordu. Daha sonra arkadaşlarının kendisini uzaklara taşımaya çalıştığı sırada, onların yakalanmasını istememiş ve hatta bu konuda çok ileri giderek “Beni bırakın, devam edin; güvenmiyorsanız kafama bir kurşun sıkın” demiştir. Onları ele vermesinden korkuyorlarsa kafasına kurşun sıkıp öyle gitmelerini istemişti.
Dosyasında ifade vermekten imtina ettiği yazılıyordu. İşkencede arkadaşlarını ele vermektense ölümü tercih etti. (29.08.1979)
Cemalettin’in hayatında bu fedakârlık anlayışı yalnızca son anlarında görülmedi. İnsanlarla kurduğu ilişkilerde de kendisini gösterdi. Çevresinde güven ve saygı yaratması, farklı kuşaklardan insanlarla bağ kurabilmesi ve mücadele içerisinde başkalarının da devrimci çevrelere ulaşmasına vesile olması, onun örgütçü yönünü ortaya koyuyordu.
Bugün “kadrolaşma” denildiğinde çoğu zaman akla teorik birikim, örgütsel çalışmalar ve mücadeleye verilen emek geliyor. Bunlar elbette önemlidir. Fakat Cemalettin’in hayatı bize kadro olmanın daha farklı bir tarafı olduğunu hatırlatıyor. Onun ve bizlerin de esas aldığı “yeni insan” kavramı karşımıza çıkıyor.
Bugün bireyciliğin ve rekabetin yaşamımızın her alanına nüfuz ettiği bir dönemde Cemalettin Yalçın’daki bu özelliklerin anlamı daha da büyüyor. İnsanların birbirinden uzaklaştırıldığı, başarının başkalarını geçmekle ölçüldüğü ve ortak sorunlar karşısında herkesin kendi başının çaresine bakmaya yönlendirildiği koşullarda mücadelemiz ve dayanışmamız giderek önem kazanıyor.
Bu nedenle Cemalettin’i hatırlamak yalnızca geçmişe bakmak veya anma törenleri yapmak değildir. Onun yaşamında, bireyciliğe karşı dayanışmayı, korkuya karşı cesareti, umutsuzluğa karşı umudu, kişisel çıkara karşı dayanışmayı görüyoruz.
Cemalettin’in arkadaşlarının yanı sıra ailesi de onun mücadelesinden etkilendi. Kardeşinin ölümünün ardından annesinin mücadeleyle bağını sürdürmesi, Cemalettin’in yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların hayatını da değiştirdiğini gösteren önemli bir ayrıntıdır. Bir insanın düşüncesi ve davranışı, bazen kendisinden çok daha uzun süre yaşamaya devam eder.
Cemalettin’in ölümü ise dönemin faşizmi ve devrimcilere karşı yürütülen işkencelerle beraber geliyor.
Yıllar geçse de faşizm aynı saldırıları devrimcilere yöneltiyor. Bu saldırılara karşı yılmayacak devrimciler ise ortaya çıkıyor. Her dönemin kendi “yel değirmenleri” vardır. Her dönemde umutsuzluğun, korkunun ve bireyciliğin karşısına çıkacak insanlara ihtiyaç duyulur. Nazım’ın Don Kişot şiirinde olduğu gibi, bazen insanın elinde yalnızca inancı, cesareti ve yüreği kalır. Ama değişimi başlatanlar çoğu zaman tam da o insanların içinden çıkar.
Cemalettin Yalçın kısa yaşadı ama mirası biz Genç Direnişçilere örnek olarak aktarıldı.
Bugün onu anmak nasıl bir insan, nasıl bir yoldaş ve nasıl bir devrimci olmak istediğimizi yeniden sormaktır.
Anıları mücadelemizde yaşayacak…







![“BÜYÜK BİRADER”İN “AKIL VE YÜREKLERİ KAZANMA” MÜCADELESİ: CIA VE “KÜLTÜREL SAVAŞ”[*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/08/UREP1eGIxXcsG9n0BEXkGlu7AIsKdl0JgfPMoSpR-218x150.jpg)













![“BÜYÜK BİRADER”İN “AKIL VE YÜREKLERİ KAZANMA” MÜCADELESİ: CIA VE “KÜLTÜREL SAVAŞ”[*]](https://odakdergisi2.com/wp-content/uploads/2026/08/UREP1eGIxXcsG9n0BEXkGlu7AIsKdl0JgfPMoSpR-100x70.jpg)

